Muhlis Barut öldü ya diğer hastalar? [Hapiste Sağlık]

Cezaevlerinde bulunan ağır hastalar Muhlis Barut'un ölümüyle gündeme geldi. Bu hastalar tedavi olurken büyük sorunlar yaşıyor. Kocaeli'ndeki bir tutuklunun anlatımı: Çarşamba günü kalp krizi geçirdim ama doktor gününün salı, perşembe olduğu için o sırada cezaevinde ambulans yoktu
Muhlis Barut'u evine götürmek için kızı Gönül çok çaba gösterdi ama başarılı olamadı.
 
Kanser hastası tutuklu Muhlis Barut, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ’ün devreye girmesine rağmen son günlerini ailesinin yanında geçirmedi. Türkiye ’nin gözleri önünde Adli Tıp raporunu beklerken cezaevinde hayata veda etti. Kanser hastası olan ve 6 aylık ömrü kaldığı doktor raporuyla tespit edilen Muhlis Barut'un 24 yaşındaki kızı Gönül Barut, "Babamın adına ben özür diliyorum. Ama illa ki devletimiz 'Bu ceza çekilsin' diyorsa, ben razıyım çekmeye. Son bir saat olsa da evinde geçirsin" dedi. Ancak Gönül Barut'un bu yakarışı karşılıksız kaldı.

Barut tek değil

Barut, cezaevlerindeki 300 ağır hastadan biriydi. Rapor beklerken hayatını kaybeden son mahpus olamayacak çünkü cezaevlerinde düzgün bir tedaviye erişmekte ya da tedavilerini dışarıda sürdürmelerinde tutuklu ve hükümlülerin büyük problem var. Hasta mahpuslar haftada iki gün cezaevlerine gelen doktorlara görünmek için koğuş sıralarını bekliyor, ambulans yerine ringi araçlarıyla taşınıp kimi zaman doktoru bile göremeden cezaevine geri dönüyor...Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Adalet Bakanlığı ’na STK’lardan destek alması çağrısı yaparak “Amacımız hasta mahpusların artık ölmek üzereyken hapisten çıkartılması yolu yerine, cezaevlerindekiler dâhil olmak üzere herkesin sağlık hizmetinden ve hasta haklarından her zaman ve tam olarak faydalanmasını sağlamak” diyor.

CİSST Başkanı Zafer Kıraç, cezaevlerindeki sağlık hizmetlerinin yetersiz olduğunu söylüyor. Kıraç sıkıntıları şöyle anlatıyor: “Cezaevlerinde sağlık politikası yürümüyor. Örneğin üç ayda bir, BM ’nin önerisi ayda bir hasta mahpusların durumunu değerlendiren bir heyet olabilir. Böyle bir heyet oluşturulabilir, Adlı Tıp’tan rapor beklenmez. Şuandaki mevcut sistemle sadece ölümlerini beklemiş oluyoruz. Ceza erteleme önemli. Hasta üç ayda bir kontrol edilebilir, iyileştiyse yeniden cezaevine alınır. Ceza erteleme yasada var ama uygulanmasında zorluklar oluyor. Cumhurbaşkanı yılda 5-6 kişiyi affediyor ama bunlar tam ölüm sınırına geliyor. Hasta mahpusların cezaevinden çıkmasına sadece veda hakkı için bakmamak lazım. Dışarıda tedavi açısından başka olanakları ulaşma şansı da verilmeli. “

Bilimsel heyet çözüm için çağrı yapacak
Kıraç, cezaevindeki hasta mahpusların bir insanlık durumu olduğunun altını çizerek İstanbul Tabip Odası’yla birlikte bir proje oluşturduklarını anlatıyor: “Suç türlerinden, kişinin kadın, erkek, eşcinsel olmasından bağımsız bir konu cezaevinde sağlık hakkı. Çeşitli STK’ların listelerinden de yararlanarak cezaevlerindeki hasta mahpuslara durumlarını sorduğumuz mektuplar yolluyoruz. Bu sayede sorunları tespit ediyoruz. Bir sonraki aşama bu kişilerin yakınları ile görüşüp, ziyarette yaşadıkları sıkıntıları belirlemek. Hasta mahpusların durumu için yeni bir yöntem üretebiliriz. Avukatlar ve doktorların da içinde olduğu 15 kişilik bilimsel bir kurul oluşturduk. Bu soruna ve çözümüne dair bunların hazırlayacağı metni Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na sunacağız. 190’ı kendine bakamayacak durumda olan 300 hasta mahpusun durumunu klasik yöntemin dışında nasıl çözebiliriz ? Bakanlık STK’lardan destek almalı.”

Kalp krizini doktorun olduğu gün geçirmelisin

Cezaevindeki hasta mahpuslarla mektuplaşan CİSST’ten Sosyolog Zeynep Alpar, kendilerine gelen mektuplardan çok çarpıcı örnekler vererek sorunları şöyle anlatıyor: “Devlet kampus cezaevi yapıyor ama haftanın iki günü doktor gidiyor. Durumun ne kadar acil olursa olsun sen senin koğuşunun doktora gitme sırasının gelmesini bekliyorsun. Hastalar hastaneye ring aracıyla götürmemeli. Ring aracı mahkemeye götüren tutukluyu da götürüyor. Hepsi birbirini bekliyor. Sabah sekizde ring aracıyla çıkıp akşam dörtte doktoru görenler var. Hasta kişi sarsıntısız gitmeli. Van’daki biri bile İstanbul Adlı Tıp’a rapor almak için gelirken ring aracıyla geliyor. Bölge hastanelerinin raporları da geçerli olmalı. Kocaeli’nden yazan bir mahpus çarşamba günü kalp krizi geçirdiğini ama doktor gününün salı, perşembe olduğunu yazmış. O sırada cezaevinde ambulansta yokmuş. 25 yaşında görme engelli psikolojik sorunları olan başka bir mahpus, üç keç intihar girişiminde bulunmuş, ‘Kendimi kontrol edemiyorum yardıma ihtiyacım var’ diyor. İHD listesinden adına ulaştığımız Şevket Öznur’un hipertansiyona bağlı felç, diyabet, kronik kalp yetmezliği, dördüncü evre kronik böbrek yetmezliği, her iki ayak damarlarında yüzde 90′a varan tıkanıklık olduğu, bir gözünü kaybetmiş tedavi edilmezse diğerini de kaybetmek üzere, sürekli sakatlık raporu olduğu, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 26.04.2010 ile 10.06.2010 tarihli raporlarında Anayasasının 104/b maddesinde sözü geçen sürekli hastalık kapsamında değerlendirildiği bildirilmesine rağmen, Şevket Öznur cezaevinde öldü. Neden tahliye edilmemiş bilemiyorum. Ne acı bir sahipsizlik. Başka bir mektupta Tekirdağ cezaevinde iki ambulans olmasına karşın hastaların ring aracı ile götürülmesini protesto etmek için kendini yakan mahkumun ring aracıyla yanık tedavisine götürüldüğünü, her doktora gidişinde ring aracındaki sarsıntıdan kanayarak koğuşa döndüğü yazıyor. http://hapistesaglik.wordpress.com sitesinde sıkıntıları ve gelen mektupları paylaşıyoruz.

Kaynak: http://hapistesaglik.wordpress.com