Resmiye Vatansever yazdı: "İnsan bir kere hapishaneyi tanıdıktan sonra tutsakları unutamaz"

“Düzenli mektuplar yollayıp almasak da, tutsaklıkla ilgili sendeki duygular her zaman yansıyor. Özellikle 19 Aralık ve sonrasını yaşamış olanlarda da bu duyguların daha yoğun olduğunu hep fark etmişimdir. İnsan bir kere hapishaneyi ve devletin zindanlardaki yüzünü tanıdıktan sonra tutsakları asla unutamaz, aklından çıkartamaz gibi geliyor bana.”

GÖRÜLDÜ
"Görüldü” kimi özlediğimiz
Neyi sevdiğimiz, istediğimiz "görüldü”
Öfkeliysek hangi dağlara vurup
Kederliysek hangi suları izlediğimiz
"Görüldü”
Selamımız ve dikenlerimiz

İçimizde, derinde
Derin denizlerin yaslı göllerin dibinde
Bir umudumuz vardı sileriz
Parlatırız gece gece
Damgasız işaretsiz

Gülten Akın

Sevgili Ganime Merhaba,

Sevgi dolu içten coşkulu mektubun hücrelerimize, sendeki bu duyguları taşıyarak ulaştı. Bizi sardı sarmaladı. Bu hapishanenin en enerjik, neşeli yeri olan Ağırlaştırılmışlar’ın bulunduğu hücrelerde yaşam biraz daha neşelendi. Muhabbet’le geçirdiğiniz tutsaklık zamanlarından dolayı o biraz hüzünle karşıladı mektubunu. Deniz için de aynı  şekilde, seni uzun yıllar öncesinden tanıyor olmanın coşkusu hüzüne karıştı.

Sevgili Ganime duyguları yaşamayı, anlatmayı ben de seviyorum; biraz da buralardan bahsederek devam edeyim. Şu anda uzun bayram tatili içindeyiz. Önümüzdeki dönem başlayacak iletişim (mektup ve telefon) yasaklarından dolayı mektup yazmaya çalışıyoruz. Tatil başlamadan önce disiplin “cezaları”nın duruşmasına gittik. YDG’li gençler de katıldı. Ailem geldi. Uzun uzun konuştuk mahkemede. Pirsus Katliamı döneminde yaptığımız protestolardan açılmıştı soruşturmalar. Biz de hem Ceza İnfaz Kanunu’nu hem de devletin katliamcı yüzünü anlattık. Bu türden duruşmalar devam edecek. Önümüzdeki dönem giysi çıkarma protestomuzdan dolayı verilen “cezalar” için gideceğiz. YDK’nın katılmasını istiyorum. Kadın bedenine devletin yönelimindeki amaçları anlatacağız. Aynı zamanda da çıplaklık olayının bizim nezdimizde bir utanç veya namus konusu olmadığını anlatacağız.

ATİK’li yoldaşlardan mektuplar almaya başladık. Sinan, Müslüm, Sami’den aldığımız mektuplarla onların koşullarını bir miktar öğrendik. Oradaki izolasyon çok yoğun.

Bir çok insanla arada bir kurduğumuz temasla da birbirimizi anladığımızı, ortak duygularda birleşebildiğimizi düşünüyorum. Seninle de aynı şekilde oluyor. Düzenli mektuplar yollayıp almasak da, tutsaklıkla ilgili sendeki duygular her zaman yansıyor. Özellikle 19 Aralık ve sonrasını yaşamış olanlarda da bu duyguların daha yoğun olduğunu hep farketmişimdir. İnsan bir kere hapishaneyi ve devletin zindanlardaki yüzünü tanıdıktan sonra tutsakları asla unutamaz, aklından çıkartamaz gibi geliyor bana. Bunu bazı dostların, yoldaşların yazdıklarından söylediklerinden biliyorum. Bir de ailelerden. Bize yansıtmadıkları şeyler oluyor bazen. Çektikleri sıkıntıları falan hiç anlatmayabiliyorlar. Bazen dolaylı olarak farkediyorum. O zaman duvarların dışında bizlere dair bambaşka duygular ve tasalar olduğunu bir kez daha görmüş oluyorum.

17 Eylül’de İnfaz Hakimliği’nde yapılan duruşmaya ailelerin de geldiğini yazmıştım  ya. Küçük yeğenlerimi de getirdiler. Onlarla önceden görüş yapabiliyordum. Teklilere getirildikten sonra yaptırmamaya başladılar. Biri ilkokul 3.sınıfa geçti. O beni hatırlıyor. Diğeri daha 5 yaşında bile değil. O pek hatırlamıyor. Duruşma salonuna ikisini de  aldılar. Küçük olan hiç yerinde duramayan bir çocuk. Ama o gün çocuğu öyle bir tembihlemişler ki, annesinin kucağında hiç kıpırdamadı. Arada bir bana el sallayıp öpücük gönderdi. Bunu da belletmişler çocuğa. Benim dışımdaki tutsak kadınlara (Deniz ve Muhabbet vardı salonda) el de sallamadı, öpücük de göndermedi. Sonraki günlerde telefon edince sordum anneme, o da söyledi; çocukları o gün tam cendereye almış bizimkiler. Sırf ben onları sorunsuz göreyim diye. Bilirsin bu tür şeyleri. Tutsaklık işte böyle bir şey.

Bu türden hüzünlü şeyler yazınca sanki hep hüzünlüymüşüz gibi gelebilir. Aslında öyle değiliz, ağırlıklı ruh halimiz eğlenceli neşeli biçimde. Ben bu satırları yazarken şu anda havalandırma saatinde olan Muhabbet ve birlikte çıktığı arkadaşlar havalandırmayı bayram temizliği niyetine yıkıyorlar. Kesintisiz gülme şakalaşma sesleri geliyor. Gündelik halimiz genelde böyle.

Bu mektubu yazdığım sırada Muhabbetler'de temizliği bitirdiler. Onlara çay demledim. Benim mazgalın önüne sandalyelerini çekip birer yorgunluk çayı içtiler. Sohbetimize kurabiyeler eşlik ederken Antakya’ya özgü bayramlarda yapılan tarçınlı kurabiyelerden bahsettik. Ben de öğrenciliğimde yemiştim onlardan. Birazdan Muhabbetler kapanacak, ben ve Deniz’in olduğu grup açılacağız.  Bugün asıl havadisler Deniz’de. Kapalı görüşe çıktı. Avusturalya’da yaşayan ablası Bilgi şu aralar Türkiye’de, ziyaretine geldi. En son 5 yıl kadar önce görüşmüşlerdi. Bugün Deniz biraz hasret giderdi. Kağıdın sonuna geldim. Aslında anlatacak çok şey var. Ama veda vaktidir artık.

Seni ve tüm yoldaşları kucaklıyor, öpüyorum. Çalışmalarınızda kolaylıklar ve başarılarınızın devamını diliyorum. Sizleri düşününce aklıma Avrupa kapılarında can veren mülteciler geliyor. Onlarla atan yüreğimizi anlatmayı isterdim.

Hoşçakal sevgili yoldaş....

22 Eylül 2015

Resmiye Vatansever

Kadın Kapalı Hapishanesi

C-4

Sincan-ANKARA