Tecrit

Pazartesi, 7 Ocak, 2019

Cezaevleri 260 bini geçen nüfusu ile artık Türkiye’de pek çok şehrin nüfusundan daha fazla insanın alıkonulduğu, alıkonma koşullarının ağırlaşarak sürdüğü ve ne yazık ki yıllar içinde hem mahpusların hem de insan hakları örgütlerinin mücadeleleri ile kazanılmış hakların hızla geri alındığı kurumlar olarak hayatlarımıza can yakarak temas eden varlığını sürdürüyor. Kitaplardan mektuplara gazetelerden dinlenecek radyo, izlenecek TV kanallarına tüm iletişim kaynakları durmadan yasaklanıyor. İnsanlar arasında iletişim olmaması için elden gelen esirgenmiyor. Hayata döndürme utanmazlığı adı altında yaşam hakkı ihlalleriyle dayatılan F tiplerini, 2000 yılında atılan ilk adımın ardından 15-20 yıl geçtikten sonra cezaevi duvarlarını kalınlaştırıp pekiştirerek bizlere sunuyorlar.

Bebekli kadınların bebekleriyle doğumhane kapılarından alınıp götürüldüğü, iddianamesiz tutukluluğun yıllara yayıldığı, toplum sağlığını hedefleyen sözün suç sayıldığı koşullarda cezaevlerindeki tecrit edilmişlik duygusu dalga dalga duvarlardan sızıp memleket sathına yayılıyor. Müjdat Gezen ve Metin Akpınar gibi Türkiye halklarına mal olmuş insanlarımızın adli kontrol kararıyla serbest bırakılmış olmalarındaki “serbest bırakılma” haberine sevinip, yurtdışı çıkış yasağına ancak cılız sesler çıkabiliyor. Bu topraklara kök saldıklarından, o köklerin öyle ya da böyle bizlerin kökleriyle birbirine geçmiş bütünlüğünden dem vurursak, atsanız gitmeyecek insanlara sınırlar kapatılırken, birileri sırtımıza binen krizlere alkış tutarak sermayeyi Malta kedilerine yüklüyor.

Çok sevdiğim, 19 Aralık katliamında bedel ödemiş bir dostumla karşılaştım önceki gün toplantıda, mektubunu sordu. Ulaşmayan mektubunu. Belli ki “görülmüş” ve yola çıkamamıştı. Cezaevlerindeki hak ihlallerini, tecrit işkencesini anlattığını paylaştı ayaküstü. İnsan hakları mücadelesi içinden bir insan olarak aklım, yüreğim cezaevlerinde.

Üstelik cezaevi koşularının ağırlaştırılması, işkence ve kötü muamele yasağına aykırı eylemlerin önlenmesi amacıyla sık sık mahpuslar tarafından açlık grevi eylemleri yapılan bu ülkede iki ay önce yeniden açlık grevleri başladı. Tam 61 gün önce HDP Hakkâri milletvekili seçilmesine rağmen tahliye edilmemiş, tutuklu olarak halen Diyarbakır D-tipi Cezaevi’nde tutulurken Leyla Güven,  Leyla Güven’in avukatları aracılığı ile kamuoyuna yaptığı açıklamada İmralı F-tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan Abdullah Öcalan’ın uzunca bir zamandan beri ailesi ve avukatlarıyla görüştürülmediği, bu uygulamanın tecridi aşacak biçimde mutlak izolasyon olduğu ve Abdullah Öcalan’a yasal haklarını kullandırılması ile üzerindeki bu mutlak izolasyonun kaldırılması amacıyla 8 Kasım 2018 tarihinden beri süresiz ve dönüşümsüz açlık grevi eylemine başladığını belirtmiştir. İnsan Hakları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Özgürlükçü Hukukçular Platformu ve Çağdaş Hukukçular Platformu’nun 2018’in son günlerinde yaptıkları açıklamaya göre 17 cezaevinde 80 mahpus da değişik tarihlerde bu eylemin amacını paylaştıklarını açıklayarak tecridin sona ermesi için süresiz ve dönüşümsüz açlık grevine başladıklarını ifade etmişlerdir. Avukatların kamuoyuna yaptığı açıklamaların, 5 Ocak 2019 tarihinden itibaren bu sayının daha da artacağı yönünde olduğu açıklamada belirtilmektedir.

Tecridin işkence suçu niteliğinde olması bir yana, bağımsız izleme mekanizmalarının olmadığı bu dönemde muradım açlık grevindeki mahpuslara bir hekim olarak sağlıklarına ilişkin bilgiler vermek. Türkiye’de malum B1 vitamini saf olarak bulunmuyor ama B vitamin komplekslerinde B1 vitamini de var ve bunları kullanmaları açlık grevi sürecinde ortaya çıkabilecek sağlık sorunlarını önleyecektir. İçinde 250mg B1 olan B kompleks vitaminlerinden 2 tane almaları gerekmektedir. Dünya Tabipler Birliği’nin açlık grevlerine ilişkin hekim tutumunu tanımladığı Malta Bildirgesi güncellemesinde de B1 vitaminine ilişkin düzenlemeye yer verilmiştir. Mahpusların bu konuları bildiğini düşünsem de, bir kez daha hatırlatmak boynumun borcudur. Ayrıca açlık grevi yapanların günlük olarak minimum 5 büyük bardağı su, 2 çay kaşığı tuz, 5 yemek kaşığı şeker, 1 tatlı kaşığı karbonatın 500 mg B1 vitaminine ek olarak almaları sağlanmalıdır.

 

Elbette basın açıklamasında da ifade edildiği üzere ilgili meslek örgütleri, sağlık ve insan hakları örgütlerinin oluşturduğu “Bağımsız Tıbbi İzlem Heyetleri”nin cezaevi ziyaretleri ve denetimleri, tedavilerin yapılması ve sağlık sorunlarının azaltılması açısından önemlidir. Bu heyetlerin cezaevlerine girmesi için gerekli kolaylıklar sağlanmalıdır. Adalet Bakanlığı’nın bir an önce tecridin kaldırılması için adım atması çağrısını bir kez daha yineliyor, tecridin yalnız cezaevlerinde değil, bizim yaşamlarımızı çevreleyen duvarlarla hepimizi içine almakta olduğunu da bir kez daha anımsatıyorum.