Tutsak yazar Serdar Koç'tan yeni mektup var

Tarih: 
Perşembe, 26 Ocak, 2017

“Gidersem Hasret Kalır Bende adlı romanımı okudunuz mu bilemiyorum. (…) Kitap yollamışsınız. Henüz alamadım. Teşekkür ediyorum. Ayın on dördü itibarıyla (ki bugün cumartesi) kitaplar gelmedi. Eğitim birimine sorarım. Umarım bir yerlere takılmamıştır. Bir kez daha teşekkür ediyorum.”

Serdar Koç

E Tipi Hapishane C/ 10 Elbistan- K. Maraş

 

16.01.2017

Merhaba Adil abi,

Abi hitabımı bir aleladelik yahut teklifsiz bir davranışın ürünü olarak ele almanızı istemem. İçimden geldi, öyle hitap ettim. Nedeni ise bugün gelen mektuplardan (ki çarşamba ve cuma dağıtılıyor mektuplar, şu an cuma akşamı) kartınızı tekrar okudum. Birkaç cümle ve de yansıyan belirgin içtenlik öyle Kürk Mantolu Madonna’yı bırakıp size yazma isteği doğurdu. Şöyle eli yüzü düzgün, çalakalem olmayan bir mektup yazayım dedim. Hani kimi anlar vardır, tatlı bir hüzün sarar insanı. Böylesi bir zamana geldi, yazma isteği.

Belirttiğim gibi Sabahattin Ali’nin kitabını okuyorum. Daha önce Kuyucaklı Yusuf’u okumuştum. Yalnız bu kitap bambaşka, çok derin bir insan çözümlemesi var. Popüleştirilip magazinel bir hâle koyularak içi boşaltılan kitapları pek okuma isteği duymuyorum. Kürk Mantolu Madonna da magazin dünyasının diline düşmüştü. Ondan olsa gerek geç okuyorum. Ama bayağı sarıp sarmaladı. Yalnız iyi bir şey okuyunca çok obur oluyor, erkenden tüketiyorum kitabı. Tadını çıkara çıkara okuma alışkanlığım maalesef yok. Benimki gözleri yora yora diyeyim. Belki de mektubu araya sıkıştırıp kitabın yarına sarkmasını istedi bilinçaltım. Ama olsun hüzünlü anlarda mektup yazmak da ayrı bir keyif benim için.

Bugün takıldığım bir düşünce zihnimde kalıcı bir yer etti. “İnsanda anlamı söküp alırsak geriye ne kalır?” sorusunu sorup durdum kendime. Anlam yitiminin sönükleşen ütopyalarla, tabir-i caizse ütopyasızlıkla bağı olmalı. Madditatı bol, maneviyatı zayıf bir insan gerçekliği, bakalım daha nerelere kadar savrulacak. Bugün Mustafa arkadaşla volta atarken gözlerini genç yumanları, bizim yaşam ile ölüm arasında bırakılmamızı uzun uzadıya konuştuk. Ve en önemlisi de son iki yılda yaşananlar ve bunların verdiği acının kendi acılarımızı unutturduğunu dile getirdik. “Yaşayan ölüler mezarlığı” denen bu yerlerde, öyle gencecik canların toprağa düşmesine tanıklık etmek, bazen öyle zor geliyor ki anlatmaya gücüm yetmez bunu. “Toprak olmak ne garip şey anne” dizesi geliyor aklıma. Acı üstüne acı, travma üzerine travma eklenirken sahiden umutları büyütmek yahut bir parça umuda tutunmak lüks kaçıyor kimi zamanlar. Mesele zindanı geride bırakmanın çok ötesinde. Belki bize en yakın olan ve yakıcı olan kendi acılarımız, fakat öyle şeyler yaşandı ve yaşanıyor ki, kendi acılarını hissetmenin bencillik olduğu bir iklim oluştu. Oysa barışla güzel hayat. Genç ölümler hep kendi içsel dengemizi sarsmakla alabora ediyor. Belki de en kolayı kendi içine gömülüp kabuğu kalınlaştıran kayıtsızlığa sığınmak, fakat kendi korunaklı şatosunda dahi kulaklarına çalınır kimi çığlıklar. Kayıtsızlık zaten koca bir yitmişlik değil mi?

Böyle kendimi kaptırdım yazıyorum. Efkarın demi kimi zaman çok koyulaşsa da, elimden geldiğince sisli bulutları dağıtmaya çalışıyorum. Yoksa bir melankolik olup çıkmak kaçınılmaz gibi. Bir hayalet geziyor da memleketin üzerinde, fakat bu hayalet Azrail’le kol kola geziyor. Daha fazla kısır döngü çarkını döndürmek için.

İyi olmaya çalışıyorum. Genelde okuyor ve yazmaya çalışıyorum. En son Görünmez Mahallenin Sokakları adıyla mizah cezaevi hikâyelerini topladım. Epey hikâye kalmıştı İçeriden İnsan Manzaraları’ndan geriye kalan. Bugün Ahmet arkadaşa karikatürlerini çizmesi için on civarında vaziyet yazıp verdim. Sağ olsun, yazımsal konularda desteğini hiç esirgemiyor. Hikâyeler karikatürlerle birlikte daha anlamlı hâle geliyor. Sonuçta, görselliğe hitap ediyor karikatürler. Hikâyeleri bir süreliğine demlenmeye bırakmıştım. Son bir kez elden geçireceğim. Yazmak zindan gibi bir yerde terapi işlevi görüyor.

(…)

En son Güney dergisi geldi. Sağ olsunlar yıllardır yolluyorlar. Bir göz attım. Sizin ve size yazan arkadaşların mahpushane sorunlarının yer aldığı bölüm vardı. Kitabı bitirince dergiyi okuyacağım. Ümüş Eylül sanırım artık sadece internetten yayımlanıyor. Ben de dergiyi bekliyorum ki, bir sonraki sayıya bir makaleyle katılayım.

Gidersem Hasret Kalır Bende adlı romanımı okudunuz mu bilemiyorum. (…) Kitap yollamışsınız. Henüz alamadım. Teşekkür ediyorum. Ayın on dördü itibarıyla (ki bugün cumartesi) kitaplar gelmedi. Eğitim birimine sorarım. Umarım bir yerlere takılmamıştır. Bir kez daha teşekkür ediyorum. Sizin uzun uzadıya mektup yazma koşulunuz zaten yok. Dergilere yazıyorsunuz, onlarca arkadaşa yazıyorsunuz. Kartlar yeterli oluyor, bir sıcak selam için.

(…)

Neyse çok uzattım. Bitirirken selam ve sevgilerimi sunuyor, çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Sevgilerimle.