7 soruda hasta tutuklular: Savcılık, ATK ve hastane üçgeninde ölüm

Bu yıl içerisinde 21 hasta tutuklunun yaşamını yitirdiği cezaevlerinde kalan diğer hasta tutukluların sağlık durumları koşullardan kaynaklı gün geçtikçe kötüye gitmesine rağmen yetkililer bu duruma sessiz. Hasta tutukluların yaşamları,  savcılık, ATK ve hastane raporları arasında yok oluyor.

 

Hasta tutuklu Sıtkı Bektaş, kaldığı Tekirdağ F Tipi Cezaevi’nde dün geçirdiği mide kanaması nedeniyle yaşamını yitirdi. 28 yıldır cezaevinde tutulan Bektaş, birçok hastalığı olması nedeniyle yapılan başvurulara rağmen tahliye edilmeyerek ölüme sürüklendi. Bektaş’ın ölümüyle birlikte  2020 yılının başından bu yana 21 hasta tutuklu cezaevlerinde yaşamını yitirmiş oldu. 

 

Cezaevlerinin zaten kötü olan hijyen koşulları, Koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla birleşince “İnfaz Yasası”nın dışında tutulan hasta tutukluların yaşamlarını çok daha fazla risk altına girdi.

 

7 soruda hasta tutukluların neler yaşadıklarını, uluslararası sözleşmelerin önerilerini ve güvenlik bürokrasisinin hasta tutukluların yaşamları üzerindeki etkisini derledik.

 

TÜRKİYE'DE KAÇ CEZAEVİ VE KAÇ HASTA TUTUKLU VAR?

 

Adalet Bakanlığı'nın, TBMM'ye gönderdiği 2020 bütçe raporuna göre; Türkiye'deki 355 hapishanede 282 bin 703 tutuklu mevcut. İnsan Hakları Derneği (İHD) verilerine göre ise; bunların 604’ü ağır olmak üzere toplam bin 605'i hasta tutuklu. Bu rakamın da 249'u kadın tutuklulardan oluşmakta. Fakat İHD’ye başvuru yapmayanlar düşünüldüğünde bu sayı çok daha yüksek.

 

CEZAEVİ KOŞULLARI HASTA TUTUKLULARI NASIL ETKİLİYOR?

 

Hasta tutukluların bir çoğunun birden fazla hastalığı sözkonusu. Kimi şeker, kimi kalp, kimi yüksek tansiyon, kimi lösemi hastası. Kronik rahatsızlığı olan hasta tutuklular için zaten kötü olan cezaevleri, koronavirüs ile iki kat daha tehlike arz ediyor. Yazları aşırı sıcak, kışların ise çok soğuk geçtiği, barınma olanaklarının çok dar alanlarda olduğu cezaevlerinde havalandırma, su ve yemekler hep sıkıntılı oldu. Kişisel bakımın ve hijyenin sorunlu olduğu alanlarda hareketsiz kalan tutuklular bir hastalığı bulunmasa dahi hareketsizlik ve stresten kalp krizi geçirme riski ile de karşı karşıya. Hasta tutuklular için ikinci zorlu süreç tıbbı bakıma erişim. Hasta tutuklular sağlığa erişimde sıkıntılar yaşıyor, kelepçeli bir şekilde tedavi altına alınıyor, hastanelere götürülürken çeşitli şiddete ve hak ihlaline maruz bırakılıyor.

 

ULUSLARARASI SÖZLEŞMELER NE DİYOR?

 

Birçok uluslararası sözleşmelerde hasta tutukluların durumuna dikkat çekiliyor fakat Türkiye'de bu sözleşmeler karşılık bulmuyor. Temel İlkeler- Mandela Kuralları (Kural 24-27), Tıbbi Etik İlkeler (md. 1), Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Avrupa Cezaevi Kuralları hakkında (2006) 2 No’lu Tavsiye Kararı (md. 40.3) gereği cezaevindeki tutuklu ve hükümlüler, yasal statülerine bakılmaksızın, aynı kalite ve standartta, ülke genelinde mevcut, kapatılmamış olan kişilere sağlanan tıbbi bakıma eşit erişim hakkına sahip.

 

1981 yılında Dünya Tabipler Birliği tarafından yayınlanana Lizbon Bildirgesi'ne göre; hasta, hekimini özgürce seçme, bir dış baskı altında kalmadan özgürce çalışabilen bir hekim tarafından bakılma, yeterli ölçüde bilgilendirildikten sonra tedaviyi kabul ya da ret etme, kendisiyle ilgili tüm tıbbi ve kişisel bilgilerin gizliliğine gereken saygıyı göstermesini hekiminden bekleme ve onurlu bir biçimde ölme, dini temsilci de dahil olmak üzere, ruhsal ve manevi yönden teselli edilmeyi isteme ya da reddetme hakkına sahip.

 

Avrupa Cezaevi Kuralları'nda ise, hasta tutuklulara ilişkin şu ifadeler yer alıyor; "Cezaevindeki sağlık hizmetleri, genel toplumsal sağlık sistemiyle yakın ilişki içinde örgütlenmelidir ve uyum içinde olmalıdır. Mahpuslar yasal durumları nedeniyle ayrımcılığa tabi tutulmaksızın ülkedeki sağlık hizmetlerinden yararlanma imkânına sahip olmalıdır. Genel sağlık sisteminde mevcut olan gerekli tüm tıbbi, cerrahi ve psikiyatrik olanaklara ulaşma imkanı mahpuslara sağlanmalıdır. Her cezaevinde en az bir uzman doktorun bulunduğu bir revir bulunmalıdır. Tam gün çalışan bir doktorun bulunmadığı yerlerde, yarım zamanlı çalışan bir doktor mahpusları düzenli olarak ziyaret etmelidir. Özel tedaviye ihtiyacı olan hasta mahpuslar cezaevinde bu tedavinin gerçekleştirilemediği hallerde bu amaca özgülenmiş kurumlara ya da sivil hastanelere nakledilmelidir."

 

TÜRKİYE'DE HASTA TUTUKLULARA YÖNELİK HUKUK NASIL İŞLİYOR?

 

Yine Ceza İnfaz Kanunu’nun 16'ncı maddesine göre, “hükümlünün hastalığının hayatı için kesin tehlike teşkile ettiğine Adlî Tıp Kurumunca düzenlenen ya da Adalet Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip Adlî Tıp Kurumunca onaylanan rapor gereği karar verilen” kişilerin infazlarının ertelenebileceği belirtiliyor. Hasta tutuklulara verilen hapis cezasının hastalık nedeniyle ertelenmesine imkan tanıyan hükümler 5275 sayılı Kanun’un 16’ncı maddesinde ye alıyor. Bu hüküm uyarınca 4 halde hükümlünün cezasının infazının ertelenmesi mümkün. Tutuklunun infazının ertelenmesi için hastanın önce savcılığa başvurarak hastaneye sevki, sonrasında ATK'nin raporu sonrasında ise ilgili Cumhuriyet Başsavcılığının "toplum güvenliği bakımından tehlike oluşturmayacağı” değerlendirilmesi gerekiyor.

 

ATK'LERİN ÖNEMİ NEDİR?

 

Mahkemelerin resmi bilirkişisi olarak yasa ile kurulmuş olan Adli Tıp Kurulu, kadrosu Adalet Bakanlığı tarafından atanan ve çoğu zaman siyasi iktidardan bağımsız raporlar vermemesiyle gündeme geliyor. Hastalığı doktor ve hastane raporlarıyla kesinleşen onlarca tutuklu ve hükümlünün tahliye edilmesi için rapor vermeyen ATK, verdiği kimi raporlarla da tartışma konusu. Kimi örneklerde görüldüğü gibi ATK'nin "cezaevinde kalamaz" raporu verdiği durumlarda da tutukluların tahliyesi gerçekleşmiyor. 

 

Metris Cezaevi’nde 2 eli olmayan 32 yaşındaki Ergin Aktaş’ın Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) hakkında 5 kez verdiği “cezaevinde kalamaz” raporuna rağmen tahliye edilmemesi bu örneklerden sadece biri.  Hasta tutuklular, savcılık, hastane ve ATK arasındaki çelişkili raporlarda ölüme mahkum ediliyor.

 

CUMHURBAŞKANI'NIN HASTA TUTUKLULARDA YETKİSİ NEDİR?

 

Anayasa’nın 104'üncü Maddesi'ne göre, Cumhurbaşkanı'nın hasta tutuklulara yönelik şu yetkisi bulunuyor: “Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile belirli kişilerin cezalarını hafifletmek ya da kaldırmak”. Cumhurbaşkanlığı döneminde Abdullah Gül, bu yetkisini 2008 yılından 17 Mayıs 2012 tarihine kadar sadece 26 hasta için kullanırken, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan ise 2019 yılında adli suçlardan 3 tutuklu ve bu yılda Madımak Katliamı faillerinden Ahmet Turan Kılıç için kullandı. 

 

Bu yetki 604'ü ağır hastayı kapsamadığı için 11 ayda 21 hasta tutuklu yaşamını yitirdi.

 

HASTA TUTUKLULAR NİÇİN HALA CEZAEVİNDE TUTULUYOR?

 

Yargı yoluyla "düşman" ya da "toplum için zararlı" kapsamına alınan hasta tutuklular, "toplum güvenliği için tehlike oluşturmamak” gerekçesiyle serbest bırakılmıyor. İnfaz Yasası ile tahliye olan onlarca katil ve tacizci toplum için tehlike arz etmezken, siyasi tutuklular için tehlike gerekçe gösterilmesi sonucu, tahliye olanların toplumda tehlike saçtığına, tehlike gerekçesiyle bırakılmayan hasta tutuklularında yaşama veda ettiğine şahit olduk.

 

Avrupa Konseyi İşkenceyi ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamele veya Cezalandırmayı Önleme Komitesi (İşkenceyi Önleme Komitesi-CPT) 2020 raporunda, Türkiye’nin, hapishanelerdeki kalabalığın azaltılması için acilen önlem almasını ve tutukluların sağlık hizmetine ulaşabilmesinin önemini vurgularken, Türkiye'de hasta tutuklulara ve cezaevleri koşullarına ilişkin bir iyileştirme ortada yok.

 

MA / Eylem Akdağ

İlişkili İçerik