Bakırköy Hapishanesinde İlk Günler..

Salı, 10 Mayıs, 2016

" Evet artık tutsaktım...Kapı açılıp içeri girdiğimde karşımda birbirinden güzel, gülüşlerinde özgürlük kokan 11 kadınla karşılaştım. B4 koğuşu düşündüğümden daha da büyük bir yerdi. 24 kadının kalabileceği büyüklükte. Şu an benimle birlikte 12 kadın olduk. Burada farklı siyasetlerden kadın arkadaşlar var... Buraya gelince aslında "Dışarı ile içerinin ne farkı var?" diye düşündüm... Nerede daha çok tutsağız?"

Gülhanım Aslandoğan

Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi B-4

Bakırköy-İSTANBUL

***

Mücadelenin içindeysen yolunun bir gün hapishaneye düşmesi büyük olasılıktır. Bu yüzden herhangi bir gözaltı tutuklama olunca neler yapmamız gerektiğine, karşılaşabileceğimiz şeylere dair hepimizin bilgisi vardır (veya olmalıdır). Ben de az çok bir ev baskınında neler yaşanabileceğini, nasıl bir duruş sergilemem gerektiğini biliyordum.

Erkek egemen bir devletin ev baskınlarının boyutunu da özellikle son bir yılda yoğun olarak yaşadığımız ev baskınlarından biliyordum.

Yeliz’den, Dilek’ten, Dilan’dan biliyordum. Kadın bedeni üzerinden ürettikleri egemenliklerinin sınırının olmadığını Ekin Wan’a yaptıklarından biliyordum. Bunlarla birlikte bir gün pratikte bir ev baskınıyla, gözaltıyla karşılaşmamıştım. Bir kadın olarak nasıl bir tavır almam gerektiğini bilsem de böyle bir uygulama ile karşılaştığımda belirli eksikliklere düşer miyim kaygısını taşıyordum. Şimdi tüm bu süreçleri yaşamış ve artık hapishanede olan bir kadın olarak diyebilirim ki; Ev baskınlarında önemlisi ilk tavır ve ilk kurulan cümledir.

30 saate yakın gözaltında tutulduk. Bu süreçte yeni bir uygulamayı denemek istediler. Soruşturma için adliyeye götürülmemiz gerekirken, savcı Emniyet'e gelmişti. Amaçları hukuksuz bir şekilde emniyette savcının sorgulamasıydı. Bunu kabul etmeyeceğimizi ve ifade vermeyeceğimizi söyleyince Adliyeye götürüldük, savcılık ve mahkeme faslından sonra bir kısmımız bırakılırken bir kısmımız tutuklandık. Ben de tutuklanarak Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi'ne getirildim.

Hapishaneye getirilirken içimden “Ben içerde sen dışarıda oy mahpusluk, mahpusluk” şarkısını söylemeye başlamıştım bile. Giriş işlemleri tamamladıktan sonra iki “güler yüzlü amca görünümlü” gardiyan soyunmamı isteyip vücudumda darp izleri olup olmadığını kontrol etmeleri gerektiğini söylediler. Darp edilmediğimi, eğer edilseydim zaten bununla ilgili şikayetçi olacağımı ve zorlamalarının bir anlamı olmadığını vurgulayarak soyunmayacağımı net bir şekilde tekrarladım. Burada meselenin özü kararlı ve net durmak! Belki beni zorla soyup keyfi bir uygulama ile çıplak arama yapabilirlerdi ama net duruşum karşısında yapmadılar. Sadece üstten arama yaparak beni “geçici koğuş”a götürdüler.

Evet, artık tutsaktım. Bir saniye içerisinde beyinden binlerce düşüncenin geçmesi ne kadar da kolaymış. Geçici koğuşa girip de kapı yüzüme sert bir şekilde kapanıp anahtar arka arkaya çevrilince “Hoş geldin tutsaklığa” dedim kendi kendime.

Geçici koğuşta da siyasi tutsakların yanına adli tutsakları vermediklerini öğrendim. Adli tutsak getirilecekse izin almaları gerekiyormuş. İlerleyen saatlerde benden izin isteyerek 3 yabancı uyruklu kadın tutsak getirdiler. Kadınla olan sohbetimde öğrendiklerim hapishaneler gerçeğini bir kez daha güncel olarak yüzüme çarptı. İlk girişte kadınları çırılçıplak soyup oturup kalkmaları isteyerek arama yaptıklarını öğrendim. Bu uygulamanın her kadın açısından “utanç” verici olduğunu ve utanarak yaptıklarını söylediler. Bu uygulamanın keyfi olduğunu, böyle durumda karşı gelmeleri gerektiğini dil sorununu çözebildiğim oranda anlatmaya çalıştım. İçimde inanılmaz kin ve öfke birikmişti. Adli ya da siyasi, kimliğin ne olursa olsun erkek egemen sistem tarafından dayatılan kadın bedenini hiçleştirmeyi amaçlayan tacizci bir anlayışı yok etmek için mücadele kararalı olmak gerektiğini bir kez daha gördüm.

Bir gecelik geçici koğuş macerasından sonra hangi koğuşa gideceğimi belirlenmesi için kurula çıkarıldım. Kurulda B-4’e gitmek istediğimi söyledim. Dilekçe yazmamı ve neden B-4’e gitmek istediğimle ilgili ifade vermemi istediler. Dilekçe yazmaya girdiğimde kritik tek soru ile karşılaştım, aslında cevabını kendileri yazmıştı. “…Örgütüne mensup olduğum için B4 koğuşuna gitmek istiyorum.” Hapishane idaresinin sorup kendilerinin cevapladığı soru ile aslında tam da “fişleme” ile karşı karşıya kalınıyor. Burada yazdıkları cevaba itiraz ettim. Siyasi tutsak olduğum için siyasi koğuş olan B4’e gitmek istediğimi söyleyerek düzelttirdim.

Ve B4 koğuşu... Ne yürekli kadınların hikâyesi vardır burada. Ne direnişlere sahne olmuştur kim bilir. Kim bilir gelecek güzel günler için umudu büyütenlerin haykırışıyla kaç defa sarsılmıştır. Her gün sevinç, hüzün, gözyaşı ve kolektif yaşamın örülmesindeki emeğe ev sahipliği yapmıştır.

Kapı açılıp içeri girdiğimde karşımda birbirinden güzel, gülüşlerinde özgürlük kokan 11 kadınla karşılaştım. B4 koğuşu düşündüğümden daha da büyük bir yerdi. 24 kadının kalabileceği büyüklükte. Şu an benimle birlikte 12 kadın olduk. Burada farklı siyasetlerden kadın arkadaşlar var. Odalar iki kişinin kalabileceği şekilde yapılmış. Burada bütün gün planlı. Erken saatte başlayan güne, “sessizlik saati”nde yapılan çalışmalar, spor faaliyeti ve dinlenme saati ile devam ediyor.

Şimdi içinizden çok planlı ve kimse kimseyle konuşmuyor der gibisiniz. Evet, planlı oldukları net. Ancak buradaki kadınların en belirgin özelliği her şeyi iyi planlamaları. Yapacakları hoş geldin şakasına kadar hem de. Henüz dışarıdan yeni gelmiş çiçeği burnunda bir tutsak olarak, dışarıdakileri şimdiden uyarmayı bir borç olarak görüyorum. Ama artık söyleyeyim ki ben de bir tutsağım. Gözünüzü seveyim hapishanede kalana çok dikkat edin! Artık ben de buralıyım ve size yardımcı olamam!

Hapishaneleri dışarıda hissetmek ve buradaki günlük yaşamı anlamak kolay değil. Buraya gelince aslında “Dışarı ile içerinin ne farkı var?” diye düşündüm. Milyonlarca işçi, emekçi sabah erken saatlerde yaşamlarını devam ettirmek için işe gidiyor. Akşama kadar emrinde oldukları patronları tarafından kapalı bir alanda çalışmaya zorlanıyorlar. Ve akşam yorgun bir şekilde evlerine gidiyorlar. Emeklerini karşılığını alamayan ve yaşamlarını devam ettirmek için temel ihtiyaçları haricinde sosyal aktivitesini geliştirme imkânı bulamayan insanlar! Burası mı dışarısı mı? Nerede daha çok tutsağız?

Gülhanım Aslandoğan

Kaynak: yenidemokratkadin.net

İlişkili İçerik