Öykü

TELDEKİ GÜVERCİN - ELLER VE KANATLAR

          Bir güz günü Ağrı Dağı’nın doruklarından esen dondurucu yel, ısıtmayan güneşle birlikte Ramazan’ın yüzünü yalarken henüz uyanmıştı seherin tatlı uykusundan gözleri yarı kapalı, anasının zoruyla çıktı avludaki çeşmeye, buz gibi suyu vurunca yüzüne artık uyanmayan hücreleri kalmamıştı. Gözleri iri iri açılmış, Diyadin’e bağlı küçük köylerinden yükselen hayvan sesleri kulağına dolmuştu.

      Gök yüzüne baktı, hava açıktı, göç vaktiydi, Turnalar, kırlangıçlar, katar katar uçuyordu güneye. Ramazan kuşları seviyordu.

Ay Portakalı ve Ümran Düşünsel

Hapishanelere yeni yayınlanan kitaplarından yüzlerce yollayan duyarlı yazarlardan Ümran Düşünsel'in öykü kitabı hakkında tutsak doktor Ayhan Kavak'ın yazdığı değerlendirme yazısını paylaşıyoruz.

Ayhan Kavak                                             

                        AY PORTAKALI

“Kırık patika “ öykü kitabıyla edebiyat dünyasına giriş yaptığım Ümran Düşünsel’in yeni verimi olan “Ay Portakalı“ Mayıs 2017 tarihinde Ütopya Yayınlarından çıktı. Kapak tasarımında sayfa düzenine kadar itinayla kotarılan bir ese var karşımızda.

Tutsak Cihan Karaman'dan yeni bir öykü: KAPLUMBAĞA HİKAYESİ

                Bastığı zemin betondu, sert, soğuk. İlk defa çayırlar dışında bir yere değiyordu ayakları. Yabancıydı, hiç bir şey hissetmedi temas ettiğinde.  Kocaman taş yapılar, kulak tırmalayıcı sesler, sürekli sağa sola koşturan insanlar vardı etrafında. Bir teki bile gözlerini aşağıya indirip, yol ortasında gezen kaplumbağa bakmıyordu.

Bir Tutsak Öyküsü: “KİRLİ BİR NEHRE ATILDIĞIM GÜN”

“30 Ağustos 2006”

“KİRLİ BİR NEHRE ATILDIĞIM GÜN”

Bakkalın borcu, elektrik, su, taksitlerinin birkitğinden yakınan annemin sesini duydum. Ağlamaklıydı sesi. Odadan çıkmadan oyalandım biraz. Babamın cevabını bekledim belki de, oysa işe de geç kalıyordum. Beş-on yada onbeş dakikadır babamdan bir ses yoktu.

Odamdan çıktığımda babamla gözgöze geldik. Burnumun ucu biran sızladı. Konuşulanları duyduğumu sezmişti sanki. Bir anda enseme yapışıp gülümseyerek 

Bir Yolculuk Hikâyesi

Karanlık yeni çökmüştü, kapı hızlı hızlı vuruldu. Annem kapıyı açtı daha önce görmediğim bir adam.

'' Abla, Ali abiyi kahveden aldılar '' dedi.

Adam çekip gitti karanlığa, biz kapıda kaldık. En küçüğümüz iki ay önce doğmuş olan erkek kardeşimle komşuların deyimiyle 'ortada kalmıştık.' 1 Mayıs Mahallesinde seksen darbesi kapımıza dayandığında... Annem günlerce ağladı, saçlarını yoldu, babama seslendi.

'' Ben dört çocukla ne yapacağım? ''

Yanıt veren olmadı.

Kelebekler ve Meşe Yaprakları

Bazen bir mektup gelir.

Dolar içeriye zarfı açar açmaz Akdeniz. Dalgalarıyla, kuşlarıyla, gemileriyle, tuz kokusuyla ve kıyılarında uçurtma uçuran çocuklarıyla. Durmaz, duramaz karışırız dalgasına, kuşuna, tuz kokusuna, karışırız uçurtma uçuran çocukların arasına. O an bir daha hiç büyümediğimizi; hiç büyümediğimizi ve hala çocuk olduğumuzu hem de yirmi beşinde ya da ellisinde… Çocuğuz işte ellerimizde rengârenk uçurtma ipleri Akdeniz kıyılarında…

Bazen bir mektup gelir ve haftalarca Ak-Deniz kokar hücre!..

Bazen bir mektup gelir.

Tutsak yazar ve karikatürist Ahmet Bilge'den İki Yeni Kitap

Ahmet Bilge'nin yeni çıkmış kitabı "Rüyabank"ta, yayınlanmış diğer öyküleriyle iç içe, birbirine eşdeğer ve aralarında güçlü bir bağ olan yeni ve farklı konular var. Bu öykülerde bilimkurgu, fantastik ve çağdaş temalara rastlamaktayız.Birikim,gözlem ve çalışmanın eseri renkli ve popüler portreler canlanmaktadır gözlerimizin önünde. Öncekilerde olduğu gibi açıkça gülmesek bile, bu öykülerde de ironi büsbütün gözden kaçmamaktadır.

Sayfalar