'Pozantı'da, Diyarbakır Cezaevi vahşetini yaşadık'

Salı, 5 Eylül, 2017

Tutuklanan Kürt çocuklarına yapılan işkencelerle gündeme gelen Adana Pozantı Cezaevi'nde çocuk tutuklu olarak 3 yıl kalan Ferdi Sertkal yaşadıklarını anlattı.


GÜNCEL - Adalet Bakanlığı’nın verileri cezaevlerindeki durumun vahametini ortaya koyuyor. Bakanlığın 2017’nin başında yayımladığı verilere göre, 12 ve 17 yaş arasında toplam iki bin 572 çocuk ailesinden uzakta ve demir parmaklıklar ardında yaşamak zorunda.

“Suç” sayılan eylemlere başvurduğu öne sürülen bin 847 çocuk tutuklu olarak cezaevinde bulunurken, 731 çocuk ise hüküm giydi. Ailelerinden koparılarak cezaevine atılan çocuklar “suç” gruplarına göre koğuşlara ayrıldı.

İki bin 572 çocuğun hükümlü ve tutuklu sayısı ayrılmadan yapılan hesaba göre, iki bin 346’sı “adli” suçlardan, 12’si “çıkar amaçlı suç örgütü” ve 220’si ise “terör” grubundan cezaevinde bulunuyor.

'BUNDAN SONRA KADIN, ERKEK, BÜYÜK, KÜÇÜK DİNLEMEYECEĞİZ'

2006’da bölge illerinde başlayan operasyonlarla birlikte, çocuklar yeniden cezaevlerini doldurmaya başladı. Dönemin Başbakanı Erdoğan’ın Diyarbakır mitingindeki “Bundan sonra, kadın, erkek, büyük, küçük dinlemeyeceğiz” sözlerinin ardından “Taş atan çocuklar” yapılan yasal düzenlemeyle 12 yaşından itibaren ‘Ağır Ceza Mahkemeleri’nde yargılanmaya başlandı.

BİR İŞKENCE VE TECAVÜZ MERKEZİ: POZANTI CEZAEVİ 

2009 yılında, koğuş arkadaşları tarafından öldürüldükten sonra gardiyanlar tarafından yatağında bulunan Yasin Akyüz ile Adana Pozantı M Tipi Kapalı İnfaz Kurumu’na kalan Ferdi Sertkal, ‘taş atan çocuklar’ kapsamında cezaevinde 3 kalan çocuklardan biri.

İşkence ve çocuk tutuklulara yapılan tecavüzlerle gündeme geldikten sonra kapatılan Pozantı M Tipi Kapalı İnfaz Kurumu’nda üç yıl kalan Ferdi Sertkal, cezaevi sürecinde yaşadıklarını Birgün gazetesinden Hüseyin Şimşek’e anlattı.

Sertkal, çocuk tutukluların yaşadıklarını, ”Çoğunun gece ranzalarında annelerini özledikleri için ağladıklarını duyardık” sözleriyle özetliyor.

16 YAŞINDA CEZAEVİ CEZAEVİ DOLAŞTIRILDI

22 Şubat 2008 tarihinde 16 yaşında iken “taş atan çocuklar” kapsamında Antep’te gözaltına alındığını söyleyen Ferdi Sertkal, ilk önce yargılama sürecini anlatıyor: “Üç gün gözaltında kaldıktan sonra Antep Sulh Ceza Mahkemesi tarafından tutuklandım. Önce Antep H Tipi Kapalı Cezaevi’nde bir ay kaldım ve ardından bölge çocuk cezaevi olan Pozantı M Tipi Cezaevi’ne gönderildim. Adana 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandım. Altı duruşma sonra 17 yaşıma henüz girmişken 10 yıl 8 ay hapis cezası aldım. Taş atan çocuklar yasası olarak bilinen yasanın çıktığı 2010 yılının sonlarına kadar cezaevinde kaldım. Yaşım 18’i geçtiği için tahliyemden birkaç ay önce Mersin Silifke M Tipi Cezaevi’ne gönderilmiştim. Buradan tahliye oldum.”

GARDİYANLAR HERŞEYİ C-10 KOĞUŞUNDA YAPIYORDU

Sertkal, 2012 yılında cinsel istismar olayları nedeniyle kapatılan Pozantı Cezaevi yaşadıklarını ise şöyle anlatıyor. “Cezaevinde, siyasi mahkûmlar ve adli mahkûmlar birbirleri ile güvenlik gerekçesi nedeniyle görüştürülmezdi. Biz siyasi mahkûmların ayrı, adli mahkûmların ayrı koğuşları vardı. Adli nedenlerle cezaevine konulan çocukların genelde kurum içerisinde temizlik, taşıma, yemek gibi işlerde çalıştırıldığını görüyorduk. Siyasi koğuşlarda olmayan ancak adli koğuşlarda olan “koğuş ağalığı”, “dayak”, “istismar” gibi birçok kötü durum sıkça kulağımıza gelirdi. Adli koğuşlarda çocukların birbirlerini cam bardakları kırarak zarar verdiğini, vücutlarında onarılmaz yaralara neden olduklarını biliyorduk. Haftada sadece bir saatlik spor hakkı ve 15 dakikalık sıcak su hakkıyla yaşamaya mecbur bırakılıyorduk. Siyasi sebeplerden dolayı tutuklanan çocuklara Pozantı’ya nakledildiklerinde şiddet uygulanıyordu. Gardiyanlar bunu koridorlardaki kameralar nedeni ile yatakhane olarak kullanılan C-10 koğuşunda yapıyordu. Bu şiddet, çocuklar arasında “Hoş geldin dayağı” olarak adlandırılıyordu. Cezaevi düzenini bozanlara “sizi yıkıma götürürüz” cümleleri ile psikolojik işkence yapılıyordu.”

“YASİN’İN ÇIĞLIĞININ DUYULMAMASI MÜMKÜN DEĞİLDİ”

Ferdi Sertkal Pozantı Cezaevi’nde yaşadığı en büyük olayın Yasin Akyüz’ün koğuş arkadaşları tarafından dövülerek öldürülmesi olduğunu söylüyor: “Koğuşlarımız iki katlıydı. Üst katta yatakhaneler, alt katta ise mutfak ve avlumuz vardı. Üst kattaki yatakhaneler, gardiyanların karşı tarafta bulunan “gözlem” yerleri tarafından takip edilebiliyordu. Yani koğuşun içerisinde olan hiçbir olay görünmez değildi. Bu şartlar altında 2009 senesinde adli mahkûmlar arasında bulunan Yasin isimli bir çocuk, gardiyanların göremeyeceği yer olmamasına rağmen koğuş arkadaşları tarafından dövülerek öldürüldü. Bu olay diğer koğuşlarda bulunan ve haber alan tüm çocuklar tarafından büyük bir öfke ile karşılandı. Yasin’in çığlığının duyulmaması mümkün değildi.”

‘ANNELERİNİ ÖZLEDİKLERİ İÇİN AĞLARLARDI’

Pozantı’da iki seneden fazla kalan Sertkal, çocuk mahkumların ruh alini “Çoğunun gece ranzalarında annelerini özledikleri için ağladıklarını duyardık” sözleriyle özetliyor; “Yanımızda yaşları 12 ile 17 arasında değişen çocuklar vardı. Benim için en akılda kalanları Arif, Musa ve Nesim’di. Onlar en küçüklerimizdi. Sadece 12 yaşındaydılar. Arif ve Nesim’in C-9 koğuşunda kaldıkları dönemde, ailelerinden ilk kez ayrı kaldıklarını biliyorum. Çoğunun gece ranzalarında annelerini özledikleri için ağladıklarını duyardık. Hepimiz küçüktük ancak onlar en küçüklerimizdi ve bu nedenle kendi mahkûmiyetimizi ve yaşımızı unutup onlara moral vermeye çalışıyorduk.”

CEZAEVİ SONRASI ARKADAŞLARIMIN ÇOĞUNUN HAYATI MAHVOLDU’

Ferdi Sertkal tutuklanmalarıyla birlikte hayatları mahvolan arkadaşları için “eğer cezaevine girmeselerdi hepsinin farklı yaşamları olacaktı diyor: “Pozantı cezaevinde kalan tutuklu çocukların tutukluluk dönemlerinden dolayı eğitim ve öğretiminden geride kaldıklarını, bu yüzden okul hayatlarının son bulduğuna birçok kez şahit olduk. Cezaevinden çıktıktan sonra görüştüğüm koğuş arkadaşlarımın hiçbirinin yaşamını sürdürebilecekleri bir meslekleri yok. Bu nedenle hayatlarının mahvolduğunu herkes bilmekte. O çocuklar Pozantı’da olmasalardı hepsinin farklı yaşamları olacaktı.”

‘GARDİYANLAR VE ASKERLER İSTEDİKLERİ ZAMAN DAYAK ATABİLİYOR’

Birçok arkadaşının defalarca gardiyanların şiddetine maruz kaldığını söyleyen Sertkal, koğuş içerisine toplu olarak giren gardiyanlar, tüm koğuşu istedikleri zaman sıra dayağına çektiğini söylüyor. Üstelik bu şiddet mahkemeye veya hastaneye giderken bindirildikleri askeri aracın girişinde ve çıkışında da devam etmiş.

‘TEPKİ OLARAK AÇLIK GREVİ YAPTIK’

“2009 senesinde ben ve iki arkadaşım, bulunduğumuz koğuştan ayrılarak üç kişilik bir koğuşa geçtik. Pozantı’da tüm çocukların belli başlı problemleri vardı. Koğuşlarımızda gökyüzünü görebildiğimiz tek penceremiz demirlerle kapatılmıştı ve yalnızca birkaç nokta delikten ışığı görebiliyorduk. Her gün sabah ve akşam esas duruşta, başımız öne doğru eğik, sağa sola bakmadan askeri sayım veriyorduk ya da koridorda yürürsek bu şekilde yürümemiz gerekiyordu. Aile veya avukat görüşü için koridora çıktığımızda mutlaka kot pantolon ve ayakkabı giyme zorunluluğumuz vardı. Her gün tıraş olmak zorundaydık. İstediğimiz zaman cezaevi doktoru ile görüşemiyorduk. Sudan ve yemekten birçok kez zehirlenmiştik. Haftada 15 dakikalık sıcak su kimseye yetmiyordu. Günde yalnızca bir ekmek hakkımız vardı. Oysa bizim en az iki ekmek talebimiz vardı. Bu ve bunun gibi nedenlerle üç arkadaş açlık grevine başladık. Açlık grevine başladığımızı duyurduktan sonra gardiyanlara koğuşumuzdaki tüm yiyecekleri verdik. Sadece şekerli su veya sıcak baharatlı su içiyorduk. Bu şekilde 6 gün boyunca açlık grevinde kaldık. Altıncı günün sonunda taleplerimiz kabul edildi. Pozantı’yı daha insancıl, daha yaşanabilir yer yapma girişimlerimizin ne ilk ne de sonu olan bu grevin ardından bir arkadaşımız başka bir cezaevine sürgün edildi. Diğer arkadaşımız sürgünden önce tahliye edildi. Ben de yaşım 18 olduğu gün Pozantı’dan Silifke Cezaevi’ne nakledildim.”

‘YILLARCA DİNLEDİĞİMİZ DİYARBAKIR CEZAEVİ VAHŞETİNİ YAŞADIK’

Pozantı Cezaevi’nde yaşadıklarını “bir çocuğun asla yaşamaması gereken bir vahşet” olarak tanımlayan Sertkal, cezaevlerinde bir gün kalan çocuğun artık çocuk kalmasının mümkün olmadığını söylüyor. “Pozantı’da yaşananları, orada yaşamış biri olarak bir çocuğun asla yaşamaması gereken bir vahşet olarak tanımlayabiliriz. Orada bir gün bile bulunan bir çocuğun artık çocuk kalması ya da eski hayatına devam etmesi imkansız. Biz orada, yıllarca dinlediğimiz Diyarbakır Cezaevi vahşetini yaşadık. Anlatılanlara tamamıyla benzer uygulamalar gördük. Dönemin TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyeleri bizleri ziyarete gelip birkaç nasihat verdiler ve gittiler. Oysa bizim istediğimiz tek şey orada insancıl bir yaşamdı. Çocuklar cezaevine atılamaz. 12 yaşındaki bir çocuğu o mahkemeden, kelepçeden, sıra dayağından geçirdikten sonra askeri ringe bindirerek bir cezaevine gönderirseniz, o sistemin en büyük düşmanı olur. Kimseyi sistemle barıştırmak gibi bir derdimiz yok fakat bizi geleceksizliğe ittiniz. Bizi geleceksizliğe itemezsiniz. Biz çocuktuk. Kimsenin çocukların yaşamlarını, çocukluklarını, oyunlarını, ailelerini ellerinden almaya hakkı yok. Baklava da yiyebilir, slogan da atabilir, oyun da oynayabilir. 12 yaşındaki Nesim’in ranzasında döktüğü gözyaşının hesabını şimdi kim verecek? O gözyaşı hâlâ akıyor. Cezaevinde bulunan binlerce çocuğun gözyaşlarını evlerimizden göremiyoruz. Oysa bir dakikalığına da olsa Nesim’in gözlerinden dökülen o yaşları görmüş olsaydınız, hiçbiriniz bir dakika bile ağlamadan duramazdınız. Artık ne Nesim’in geleceği, ne benim ne de cezaevine girmiş herhangi bir çocuğun geleceği yok.”