TUTUKLU ÖĞRENCİ GÖNÜL DİNÇ ADANA KARATAŞ HAPİSHANESİNDEN YAZIYOR

Onlarca tutuklu öğrenciler, gazeteciler, profesörlerin tutuklanmasıyla mı sağlanacak adalet?

Merhabalar,

Ben, Mersin Üniversitesi Felsefe Bölümü 1. Sınıf öğrencisiyim. 2011 Şubat'ının 23'ünde yasal demokratik eylemlere, 1 Mayıs'a, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü gibi yasal eylemliliklere katıldğım için gözaltına alındım ve 3 günlük nezarethane misafirliğinden sonra tutuklanarak Karataş Kapalı Kadın Hapishanesi'ne getirildim. 6 ay sonra ilk mahkememde tahliye edildim.'Terör Örgütü Üyeliği' suçlamasıyla yargılandığım bu davadan ertelenme kararı verildi. 3 yıl içerisinde herhangi bir 'olaya' karışmadığım müddetçe beraat edeceğim? Ancak işin garip yani şu ki 13 Kasım 2012 tarihinde aynı gerekçelerle yeniden tutuklandım ve 16 Kasım 2012'den beri Karataş Kadın Kapalı hapishansesinde tutukluyum. Ve ilk tutuklandığım davanın erteleme kararını da hapishanede aldım.Yani 'terör ' örgütü üyesi olduğum gerekçesiyle tutuklandım, olmadığım gerekçesiyle erteleme verildi (ki üye olsaydım erteleme verilmez direk hüküm verilirdi ), olduğum gerekçesiyle tekrardan tutuklandım. Ben bu işi çözemedim belki çözen bulunur!

Bizim ülekemizde 'terör' örgütü üyesi olmak çok kolay. Muhalif olamk yetiyor.Benim 'terörist' sayılma gerekçemse, yukarda ifade ettiğim yasal, meşru, demokratik eylemler; basın açıklamaları v.s. Bırakalım silahı, elimde bir taş dahi bulunan bir eylem yok dosyamda.Ancak dediğim gibi muhalif olmak, muhalif yayınlar okumak, Marks'ı,Lenin'i okumak yetiyor.Bunlarla bitiyor mu yaşadıklarımız? Hayır! Bir de hapishanede maruz kaldığınız uygulamalar var. Bize gelen gazete ve dergilerin geç verilmesi, kısıtlanması veya koğuşun elektrik düğmesinin koğuşun dışında bulunması gibi uygulamaları geçiyorum.Bunların dışında insani boyutuyla asla kabul edilemeyecek uygulamalar var. Bir tanesi açık görüşlere çıkarken maruz kaldığımız ayakkabı araması. Maalesef bizim ülkemizde yasalar o kadar esnek ki( tabi bizdne yana değil) istediğin gibi kullanabiliyorsun. Bu yüzden bir gün açık görüşe giderken, ayakkabı aranmazken, bir daha ki ay aranabiliyorsun. Ben daha önce kaldığım 6 ay boyunca böyle bir uygulamaya maruz kalmadım. Şimdi ise keyfi bir şeklide illa ki 'çıkaracaksın' deniyor. Peki kim karşı çıkmaz her seferinde akıllara ne geliyorsa onun uygulanmasına? 6 Aralık 2012 de bu duruma maruz kaldığımız günlerden biri. Ben, Ayşe Kaya ve Selda Özçelik açık görüş yapmak için koğuştan alındık. İlk önce arkadaşımız Selda arama kabinine alındı.Ayağında sandalet olmasına ve 7 aydır bu şekilde açık görüşlere çıkmasına rağmen ayakkabı araması dayatıldı. Arkadaşımız da haliyle kabul etmedi bu durumu. Bana ve Ayşe'ye de henüz aramamız yapılmadan ayakkabılarımızı çıkarmadığımız müddetçe göürşe çıkamayacağımız ifade edildi. Bne de daha önce bu hapishanede böyle bir uygulamanın olmadığını, şimdi keyfi bir şekilde yapıldığını belirttim. Ancak görüşe çıkmak istememize rağmen zor kullanılarak, koğuşa getirildik.Ailelerimize de görüşe çıkmak istemediğimiz söylenmiş! Bundan kaynaklı, yani ayakkabı aramasını kabuletmediğimizden ve görüşe çıkmak için diretip koğuşa girmek istememekten kaynaklı 2 tane tuttanak tutuldu.1 ay iletişim ve haberleşme araçlarından yoksun bırakma ve 2 ay verildi. Sürekli itirazlarımız yapıyoruz. Ancak, yasal hakkalarını kullanaları tutuklayan bu devletten de pek umudumuz yok. Hapishane idaresi neyi uygun görüyorsa, mahkemeler hiç haklı haksız aramadan direk bizi mahkum ediyor.Netice de biz potansiyel 'suçluyuz' ve haklı olamayız!

6 Aralık'ta aynı gün içerisinde açık görüşünü kullanmak için bu sefer de Dilek Hoş arkadaşımızı aldılar koğuştan. Bu sefer çıplak ayakla çıktı arkadaşımız. Arama yapıldıktan sonra ise açık görüş salonuna gittiğinde, masaların görüşçüler bir tarafta sen bir tarafta kalacağın şeklide kalacak şeklide ve yanayana dizilmiş olmasına tepki gösterip masaya elini atmasıyla soluğu hücre de alması bir oldu. İki saate yakın hücrede tutuldu, görüşçülerine de 9 ay 'görüş' yasağı verildi... Bizler açık görüşlerde ailelerimizle, arkadaşalarımızla rahat rahat görüşemeyeceksen, onlarla yan yana oturup sarılamayacaksak bunun adının açık görüş olmasının anlamı ne?Orataya çift cam koyalım, bu görüşün adını da kapalı görüş koyalım. Ayda 1 kere ve 45 dakika yaptığınız bu görüşün birde bu şekilde dahada izdıraba dönüştürülmesi hangi vicdana sığar?Bir de bu durumun iyileştirilmesi için kurum müdürüyle yaptığımız görüşmelerde şu cevabı alıyoruz; 'Bakanlıkla görüştük, yeriniz müsait değilse yapabilirsiniz' dedi, yetmiyormuş gibi yılbaşı görüşünden kaynaklı 3 Ocak'ta yaptığımız açık görüşte masaların yere ve birbirine sabitlendiğini görüyoruz. Yerin müsait olmaması (onlarca gardiyan ve asker denetiminde görüş yapıyor aslında!) ayda bir, 45 dakika yapılan, ayda birkez annenizin, babanızın elini öpebildiğiniz, annenizin kokusunu içinize çektiğiniz bu hakkın kısıtlanmasıyla mı, çözülebiyor sadece? Yeni bir yerin açılması ya da daha farklı uygulamanın getirilmesi bu kadar mı zor.Neden bu insanlık dışı uygulamaya sebeb olabilecek bir pratiğimiz gösterilemiyor?

Evet, maalesef bizim ülkemizde adalet anlayışı daha çok, daha büyük adliyeler yapılmasıyla, daha çok insanın tutuklanmasıyla, grevlerin bastırılması, öğrencilerin YÖK'ten çıkarılmasıyla sağlanıyor! Bunlar yapılınca sağlanacağı sanılıyor. Ben, benimle birlikte tutuklanan Ayşe Kaya, Dilek Hoş, İsa Uğur Erdoğan, Özer İnal, Emrah Kalkan ve adını sayamadığım onlarca tutuklu öğrenciler, gazeteciler, profesörlerin tutuklanmasıyla mı sağlanacak adalet?

Bunları, size duyarlı davranacağınızı ve duyarlılığı arttıracağınızı düşündüğüm için yazıyorum. Bu ülkede insanlar çok basit sebeblerden tutuklanıyor. Bu yazı, bu hapishane'den sağsağlim çıkar, yayınlanırsa eğer okuyanlardan biri mutlaka ben niye tutuklanmıyorum diyecektir, merak etmesin, daha ona sıra gelmemiştir...

Gönül DİNÇ

kaynakça: DHF Çukurova