Sennur Sezer

'Çocuk cezaevleri kapatılsın!'

Yakın tarihte başta Pozantı, Şakran, Kürkçüler, Antalya ve en son olarak Sincan Çocuk Ceza İnfaz Kurumlarında kalan çocukların işkence, kötü olduğu kadar onur kırıcı muamelelere maruz kalmalarını insanlık adına utançla, büyük bir kaygıyla takip eden insan ve çocuk hakları alanlarında çalışan sivil toplum örgütleri (İnsan Hakları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Çağdaş Hukukçular Derneği, Gündem Çocuk Derneği, Tutuklu ve Hükümlüler Aileleriyle Yardımlaşma ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu (TUAD-FED), Özgürlüğünden Yoksun Gençlerle Dayanışma Derneği (ÖZGEDER), İnsan Hakları ve Mazlumla

'Yeşil'e ağıt...

Bence bir ülkenin durumunu anlamak için ceza ve tutukevlerine göz atmak yeterlidir. Cezaevlerinde nerde olduklarının farkında olmayacak kadar dünyadan kopmuş ruh hastaları, değil kendine bakmak, en önemli ve zorunlu gereksinmelerini yapamayacak kadar sakatlanmış ya da el kullanma yetilerini yitirmiş ya da felçli bedensel engelliler ve benzeri hastalar, kanser çeşitleriyle gün sayan, son günlerini yakınları arasında geçirmesi insani olacak ağır hastalar varsa, ve bu hastaların sayısı yüzlerle ifade ediliyor, TBMM’de dile getirilmesine karşın bir şey yapılmıyorsa...

Fısıltılar ve Çığlıklar

Düşünmenin ve konuşmanın kısaca ifadenin özgür olduğu yerlerde “fısıltı” ancak sevdaları söyler. Çığlıklarsa olsa olsa bir karabasanı anlatır. Baskı ortamlarındaysa çığlıklar doğaldır, üstelik fısıltılar  arta arta, yavaş yavaş çığlıklar haline gelir.

12 Eylül 1980 Türkiyesi  denince benim aklıma bir tek tanım geliyor “fısıltılar ve çığlıklar ülkesi”. Bu fısıltılar ve çığlıklardan doğdu İnsan Hakları Derneği.