Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis Ne Demek?

1 Haziran 2005 tarihinde uygulamaya konulan 25. Maddesiyle eski idam mahkumları derhal kalmakta oldukları 3 kişilik hücrelerden alınarak tek kişilik hücrelere konuldular. Günlük havalandırma süreleri bir saate indirildi.

Ağırlaştırılmış müebbet hapis mahkumların havalandırma, sohbet, arkadaş ve akraba ziyareti, haberleşme gibi tüm hakları kısıtlı. 23 saat boyunca tek başına yaşamak zorundalar, sürekli bir “hücre hapsi” içerisindeler.

Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, hem şartla salıverilme olanağı bulunmaksızın “ölünceye kadar” sürecek olması nedeniyle hem de infaz koşullarının ağırlaştırılmış olması sebebiyle insanlıkdışı bir cezalandırma biçimi.

Ölünceye kadar infaz

Müebbet hapis cezasının şartla salıverme olanağı yani tahliye umudu olmaksızın sürdürüldüğü bir infaz uygulaması insani değil. Türkiye dışındaki Avrupa ülkelerinde müebbet hapis cezasına mahkum edilenlerin cezalarının infazı sürekli biçimde hukuki denetimden geçirilir ve belirli koşulların yerine getirilmiş olmasıyla birlikte bir süre sonra infaz sona erdirilir. Nitekim en ağır cezalara mahkum edilen RAF, İRA, Kızıl Tugaylar gibi örgüt yöneticisi ve eylemcilerinin infazları bir süre sonra şartla salıverilme kapsamında sona erdirildi.

Bu yanıyla bakıldığında Türkiye’deki gibi cezaevinde ölünceye kadar infaz uygulamasının yasal olmakla birlikte hukuk dışı ve zalimce bir cezalandırma yöntemi olduğu açık. Bu nedenle, öncelikle yapılması gereken, yakın tarihte AİHM’in Öcalan/Türkiye kararında verdiği AİHS 3. Maddeye ilişkin ihlal tespitlerine ve tahliye umuduna vurgu yapan önermelerine uygun biçimde yasal mevzuatı değiştirmek ve şartla salıverme yasağına son vermektir.

Ne zaman değişti?

Bir diğer önemli konu, idam cezasının yerine getirilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla birlikte “kazanılmış haklar”ın ortadan kaldırılması ve “aleyhe hükümlerin geriye yürümezliği ilkesi”nin ihlal edilmiş olması.

Son yasal değişikliklerin yapıldığı döneme kadar idam mahkumlarıyla ilgili olarak, infaz koşulları açısından 647 Sayılı İnfaz Yasası hükümleri uygulanmakta, süre açısından ise “terör suçu” sayılan suçlarla ilgili 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’na göre infaz süreleri belirlenmekteydi ve TMK’nın 17. Maddesine göre haklarında idam cezası verilmiş bulunan hükümlüler 36 yıl, müebbet hapis cezası verilmiş olanlar ise 30 yıl yatmaktaydılar.

Ancak 4771 Sayılı Yasa’nın 1. Maddesinin B bendi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası ölünceye kadar devam edeceği hükümleri getirilmiş oldu ve devamında benzer düzenlemelerle de bu durum kalıcılaştırıldı. Böylelikle, idam mahkumları, işledikleri iddia edilen suç tarihinden ve hatta haklarında verilmiş ve kesinleşmiş bulunan mahkumiyet kararından yıllar sonra çıkarılan ve eskisinden çok daha ağır hükümler getiren bir yasaya maruz bırakıldılar.

İnfaz koşulları nasıl?

Diğer bir önemli sorun da infaz koşullarının ağırlaştırılmış olması. Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası ölünceye kadar sürecek olması nedeniyle niteliği itibarıyla zaten çok ağır bir cezayken bununla yetinilmeyip bir de bu konumdakilerin infaz koşulları iyileştirilmesi gerekirken daha da ağırlaştırıldı.

Ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilenlerin infaz koşullarının ağırlaştırılması, esas olarak 5275 Sayılı Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 25. Maddesine dayanılarak gerçekleştirildi.

1 Haziran 2005 tarihinde uygulamaya konulan 25. Maddesiyle eski idam mahkumları derhal kalmakta oldukları üç kişilik hücrelerden alınarak tek kişilik hücreye konuldular. Daha önce tam gün olan havalandırma süreleri günlük yalnız bir saate düşürülmüş olup bu süre içersinde kimseyle temas ettirilmiyorlar.

Ayrıca daha önce diğer tutuklu ve hükümlülerle birlikte 10 kişi olarak haftada 10 saat birlikte sohbet edebilme hakları varken (mevcut haliyle F Tipi cezaevlerinde sayı ve zaman bakımından sınırlamalar getirildiği için genel olarak uygulanamasa da ) yeni yasayla birlikte bu hakları da ellerinden alındı.

Yine diğer tutuklu ve hükümlüler gibi aileleri dışında arkadaş ziyaretine gelebilecek üç kişiyle görüş yapabilme hakları da ellerinden alındı. Aileleriyle olan görüşmelerinde ise daha önce aylık dört kez olan ziyaret hakkı ikiye, yine daha önce ayda dört kez olan telefonla görüş hakkı da ayda ikiye düşürüldü.

Daha önce var olan anne, baba, kardeş ve çocuklar dışındaki 3. derece akrabalarıyla görüş hakkı ortadan kaldırıldı ve bir saatlik aile görüş süresince aynı anda birden çok kişiyle (anne, baba, çocuk ve kardeşleriyle) görüş yapabilmeleri engellendi, aynı saatte gelen yakınlarıyla bir saatlik ziyaret hakkı parçalanarak ayrı ayrı görüştürülmeye başlandı.

Bu konuda yasal mevzuatta bir değişiklik olmadığı için bütün bu kısıtlamalar halen eski idam mahkumları ve yeni yasadan sonra ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilenler açısından devam ettiriliyor.

Süresiz “hücre hapsi”

5275 Sayılı Yasa’nın en önemli özelliği “tek kişilik oda” sistemi adı altında hücre cezasının temel bir ceza olarak öngörülmesi ve süreklileştirilmesidir. Bilindiği gibi İnfaz Yasası’nın 44. maddesinde “hücreye koyma” bir disiplin cezası olarak öngörülür ve hükümlünün eylemlerinin nitelik ve ağırlığına göre; doktor kontrolünden geçirilerek 1-10 gün veya en fazla 1-20 gün süreli olabileceği belirtilir.

Oysa 25. maddedeki hüküm gereği, hücre hapsi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlara sürekli biçimde uygulanıyor ve ek olarak da diğer kısıtlayıcı hükümler ile disiplin cezaları verilerek cezaevindeki yaşam koşulları dayanılmaz hale getiriliyor.

Siyasi hükümlüler

5275 Sayılı Yasa’nın 25. maddesinin c fıkrasında her ne kadar “Risk ve güvenlik gerekleri ile iyileştirme ve eğitim çalışmalarında gösterdiği gayret ve iyi hale göre; hükümlünün açık havaya çıkma ve spor yapma süresi uzatılabileceği gibi kendisi ile aynı ünitede kalan hükümlülerle temasta bulunmasına sınırlı olarak izin verilebilir.” hükmü varsa da bu hüküm ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum siyasi mahpuslara uygulanmıyor. Çünkü idareye göre onlar iyileştirme ve eğitim programına uygun hareket etmiyorlar ve daha da önemlisi her zaman için güvenlik bakımından tehlike arzediyorlar.

Ortak etkinlikler

Keza Adalet Bakanlığı’nın 22.1.2007 tarihli ve 45/1 Sayılı (‘Sohbet Genelgesi’ olarak da bilinen) Genelgesi’nin “Ortak Etkinlikler” başlıklı Üçüncü Bölüm (11) numaralı bendinde “Yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarında bulunan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükümlülerin sadece kendisiyle aynı ünitede kalan hükümlülerle birlikte, sınırlı olarak bu programlara katılmasına izin verilebilir.” hükmü yer almaktaysa da yukarıdaki yasa uygulamasına benzer şekilde bu konumundakiler ne ortak havalandırmaya ne de spor vb. etkinliklerin yapıldığı ortak mekanlara çıkarılmamakta, aynı ünitede kalanlar dahil olmak üzere hiçbir mahpusla temas ettirilmemektedirler.

Dolayısıyla 5275 Sayılı yasa ve yukarıda anılan genelgede “sınırlı” biçiminde ifade edilen ve zaman veya birlikte olunabilecek kişiler anlamında getirilebilecek bu sınırlama dahilinde bile olsa bu konumdaki mahpuslar hiç kimseyle görüştürülmüyorlar.

Tekirdağ, Kandıra, İmralı

Son yıllarda Tekirdağ F Tipi Cezaevi’ndeki ağırlaştırılmış müebbete mahkum mahpusların uzun süreli direnişleri sonrasında Tekirdağ ve Kandıra F Tipi Cezaevleri’nde kısmi bazı iyileştirmeler söz konusu olmuşsa da aynı ünitede kalanların 2-3 saat bir araya gelmeleri dışında bir değişim söz konusu değil. Aynı şekilde İmralı Cezaevi’nde CPT’nin raporlarına dayalı olarak Öcalan’ın tecrit koşullarının hafifletilmesi anlamında aynı cezaevine başkaca ağırlaştırılmış mahpusların gönderilmesi ve onlarla sınırlı gün ve saatlerde görüşmesinin sağlanması dışında bir değişim söz konusu olmadı.

"Disiplin cezası"

5275 Sayılı İnfaz Yasası'nın 25. maddesi kapsamında ağır bir yalnızlaştırmayı hedefleyen bu uygulamalar bütünü ile mahpusların siyasal duruşu ve tretman uygulamalarına karşı konumlanışını esas alan bir infaz rejimi dayatılıyor. Üstelik bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de “disiplin cezası” adı altında ağır müebbetliklerin ziyaret, havalandırma ve iletişim hakları gasp ediliyor ve cezaevi yaşamı iyice çekilmez hale getiriliyor. Ceza İnfaz Yasası’ndaki her şeyi “suç” sayan anti demokratik hükümlere ek olarak, yine aynı yasayla idareye tanınan geniş yetkilerin sınırsız biçimde kullanılmasıyla hak ve özgürlüklerin rahatlıkla ve keyfi biçimde ortadan kaldırılmış olması büyük bir hukuksuzluk.

Hak gaspları

Bu yasal zorbalığın sonucu olarak, bugün ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum pek çok hükümlü zaten sınırlı biçimde kullandıkları ziyaret, iletişim vb. haklarını yıllarca kullanamama tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Özellikle cezaevindeki hak gasplarının yoğunluğu nedeniyle tek kişilik hücrede kalan ağırlaştırılmış müebbetliklerin direniş yaptıkları Tekirdağ ve Kandıra F Tipi gibi cezaevlerinde bu cezalar 5-6 yıl boyunca “ziyaretten men” yasağına kadar varmıştır.

Üstelik tek kişilik hücrede 23 saat boyunca tek başına yaşamak durumunda bırakılan, havalandırmaya çıkarıldıklarında kimseyle konuşamasınlar diye yan hücrelerin kapıları sıkıcı kilitlenen, aynı amaçla pencerelerinin önüne dolaplar yerleştirilen mahpuslar bu durumu protesto edip havalandırma saatinin bitiminde içeri girmedikleri ve slogan attıkları için bu ağır cezaları almışlardır.

Disiplin cezalarının bu şekilde ölçüsüz ve keyfi biçimde uygulanmasına dönük iç hukuk başvurularından sonuç alınamaması nedeniyle AİHM’e yaptığımız başvurular sonrasında Türkiye mevzuat değişikliğine gitmek zorunda kalmış olup artık verilen disiplin cezalarıyla ilgili itiraz incelemelerinin dosya üzerinden değil duruşmalı olarak yapılması yoluna gidiliyor, yukarıda anılan eski cezalar da yeniden yargılama konusu oluyor.

Hasta mahpuslar

5275 Sayılı Yasa’nın 25. Maddesinin en önemli özelliklerinden biri de ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilenlerin ölümcül düzeyde ağır hastalıkları olsa dahi cezalarının infazına ara verilemeyeceğine dair hükümdür.

Bu konumdaki mahpuslara, Ceza İnfaz Yasası’nın 16. Maddesinde yer alan infaz ertelemesi hükümleri uygulanmaz, hastalığı hayati tehlike taşıyor olsa bile 25. Maddenin I bendindeki Hükümlünün cezasının infazına, hiçbir surette ara verilemez.” hükmü gereğince, ceza infaz kurumunda veya tam teşekküllü Devlet ya da üniversite hastanelerinin tek kişilik ve yüksek güvenlikli mahkûm koğuşlarında cezasının infazı tamamlatılır.

Bu konumdaki mahpusların dışarıya çıkarak tedavilerini dışarıda sürdürmelerinin tek yolu Cumhurbaşkanlığı’nın Anayasa 104. Madde gereğince özel af yetkisinin kullanmasıdır ki bu da genellikle uygulanmayan bir yoldur. Nitekim yakın zamanlarda Kemal Gömi adlı  ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum siyasi mahpusun Adli Tıp Kurumu’ndan (ATK) verilen 104. kapsamında olduğuna (affedilmesi gerkliliğine) ilişkin raporları bulunmasına rağmen serbest bırakılmayışı, yine kolları olmadığı için cezaevinde yaşamını tek başına idame ettiremeyeceğine ilişkin 16. Madde kapsamında infaz ertelemesinin gerekliliği yönünde ATK raporları bulunan  Ergin Aktaş’ın serbest bırakılmayışı buna örnektir.

Ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum siyasi mahpusların ölümcül hastalıklarda dahi serbest bırakılmalarının yasaklanmış olması, onlara yönelik insani olmayan yaklaşımın ve zalimliğin bir göstergesidir ki burada artık cezalandırmadan öte cezaevinde öldürme amacı vardır.

Cezaevi koşulları

Bütün bunlar dışında sağlık ve tedaviye erişim olanaklarının yetersizliği, hijyenik bir ortama sahip olmama, yemeklerin kötü ve yetersiz oluşu gibi genel cezaevi koşullarından kaynaklanan sorunlar doğal olarak ağırlaştırılmış müebbetleri de etkiliyor.

Ancak bu genel sorunlar içinde onları en çok etkileyen uygulama, tek başlarına tecrit içinde tecrit hayatı yaşadıkları için dışarıyla bağlarının bazen tümüyle kesiliyor olmasıdır. Yasadan kaynaklı olarak diğer mahpuslar gibi her hafta ziyaret ve telefon hakkından yararlanamayan, 15 günde bir aile görüşü ve 15 günde bir 10 dakika süreli telefon hakkını kullanabilme olanağına sahip olan ağır mahpuslar açısından haberleşme ve ziyaret haklarının elinden alınması büyük bir mağduriyete neden oluyor.

Yasa gereği neredeyse cezaevindeki her türlü protestonun suç olduğu ve disiplin cezasına tabi olduğu bir ortamda haberleşme ve ziyaret hakkının kısıtlanması veya belirli sürelerle tümüyle ortadan kaldırılması, mektup, faks vb. iletişim olanaklarının yasaklanması, üstelik bu durumun birer aylık, üçer aylık sürelerin birbirine eklenerek cezaların peş peşe uygulanması nedeniyle mağduriyetler daha da artırılıyor.

Direniş

Cezaevindeki siyasi mahpuslar her ortamda ve koşulda, tek başına hücrede kalıyor olsalar da haksızlıklara karşı birlikte ortak direnişler sergiliyor, ortak anmalar, etkinlikler yapabiliyor, tüm zorluklara rağmen dayanışmayı, paylaşımı örgütleyebiliyorlar.

Ancak bütün bunlara rağmen aradan uzun yıllar geçtikte, özellikle tek kişilik hücrede kalanlar açısından tecritin fiziki ve psikolojik etkilerini görebilmek mümkün.

Avukat Gülizar Tuncer

İstanbul Barosu avukatı ve İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi'nde yönetici olan Gülizar Tuncer uzun yıllardır siyasi davalarda ve insan hakları konusunda ceza avukatlığı yapıyor. Hapishanelerdeki hak ihlalleriyle ilgili sık sık görüşüne başvurduğumuz Tuncer, kadınların evlendikten sonra eşlerinin soyadını almak zorunda oluşunu da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) taşımıştı.

Kaynak: www.bianet.org

İlişkili İçerik