Fevzi Kartal yazdı: BİR MEKTUP DA SEN YAZ E Mİ!

 

Duyarlı ve vicdanlı insanlar! En az bir mektupta mı yollayamayız?

Rifat Ilgaz’ın dediği gibi:

… Yollar kesilmiş alanlar sarılmış / Tel örgüler çevirmiş yöreni / Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende / Benden geçti mi diyorsun / Aç iki kolunu iki yanına / Korkuluk ol…

“Görülmüştür” gönüllülerinden Adil Okay’ın da hapishaneler ile ilgili kitapları, yazıları ve de şiirleri; çok anlamlı. Diyeceklerimi Okay’ın bir şiiri ile bitireyim.

“Birden şarkılar sustu / nergis kokularını şehre getiren/ kır çocuklarının düşleri/ panzerler altında ezildi/ ne gazi ünvanı verildi onlara/ ne şehit/ körpe bedenlerden nişan yara izleri…

***

 

Basında cezaevi koşulları ile ilgili haber ve yorumlar gerçekten her vicdanlı bir insan için üzücü.  www.gorulmustur.org adlı İnternet sitesinde gördüğüm mahpusların resimleri, şiirleri ve mektupları da çok etkileyici. Düşüncesinden dolayı içeri düşen bir eski mahpus, (kısa süreli de olsa bir cezaevi yaşamım olmuştu 12 Eylül 1980 katillerin keyfi darbesinden sonra), olarak ben şöyle düşünüyorum; 21. Y.yılda insanları düşüncesinden dolayı hapse atmak en büyük barbarlık ve de en büyük insanlık ayıbıdır…

 

Ben beraat ettikten sonra kamu ve kamu kuruluşlarında çalışamaz ve yurt dışına çıkamaz cezası almıştım. Beraat etmenize rağmen günlük yaşamınızda dahi cezalandırılıyorsunuz. Öyle bir devletin ülkesinde doğmuşuz ki önce cezayı çektiriyorlar sonra da Yallah git! Diyorlar özür şu bu karşılığı olmadan. Neyse, insan yaşamadan, kendisini bir başkasının yerine koymadan birilerinin çektikleri acılar bir başkasına bir sinema filmi gibi geliyor. Dört duvar arasında ve ranza dibinde eşe, dosta, doğaya ve her şeye hasret. Biliriz bir işsizin, bir yoksulun dışarıda hoş bir bahar yaşamadığını… Ama ranza dibinde olmak da iyi gelmez insana.

 

Evet, bizim coğrafyalarda ta Arap Halifelerinden ve Osmanlı despotizminden kalma bir mirastır esire eziyet etmek. Mahpuslara acılar, dayaklar, işkenceler hiç bitmez ve de devam eder. Türkiye hapishanelerinin durumu içler acısıdır…

 

Cezaevinde olan bir mahpus bana şöyle yazıyor:

33 yıldır içerideyim. Sizin gibi daha önce hiç tanımadığım bir insanın bana mektup yazması, para yollamak istemesi inanın beni çok duygulandırdı ve sevindirdi. Demek ki iyi kalpli ve vicdanlı insanlar varmış (…). Teşekkür ederim! Parayı şu adrese, kızıma yollarsan sevinirim. Ta bebekken kendinden ayrıldığım kızım çok çok zor şartlar altında büyüdü, durumumdan dolayı hiçbir şey yapamadım. Şimdi üniversite de okuyor ama bu devletin yöneticileri babasından dolayı kızını dahi cezalandırıyorlar ki, bu vesile ile okulu da bitirse iş vermezler… Buralarda insan bir hiçtir ve her an başına bir şeyler gelebilir”.

 

ÇHD (Çağdaş Hukukcular Derneği ) Başkanı  Kozağaçlı: ( …) Adliye mescidinde beraber namaz kılanlar, hapishanelerde insanlara tecavüz ediyorlar. Bu insanların tırnaklarını söküyorlar emniyette. Kalın bağırsak amaliyatı olmuş insanlar gördüm, makatlarına sokulan eşyalar nedeni ile”.

.

Evet, Halife -î Osman-î devlet aklı taht kavgası için kardeşini dahi kan çıkmamak için sicimle boğuyordu . “Bu yobazo-barbarlardan her şey beklenir. Bunun için olsa gerek Yavuz Sultan Selim’i öve öve göklere çıkarmaları “.

 

Cezaevleri Genel Müdürü’nün şu açıklamalarını bizler on katı kötü bir durum olarak anlayalım. “Ceza evlerinde kendi etini kesip yiyen var, dudağını diken var. Bir hastalık (...)”.

 

 Hastalıktır deyip kestirip atmak yeterli olamaz; çünkü bu duruma cezaevi koşulları sebebiyet veriyor. Cezaevi kapasitesi % 104 artmış, cezaevlerinin kötü koşulları, kötü muamele, dayak ve işkence vb gibi sebebiyet değil midir bu insanları bu durumlara sürükleyen?.. Ki, bağımsız ve özerk düşünen uzmanların da (psikolog, doktorlar vb) görüşü tutukluları bu duruma iten nedenler kötü koşullardır deniliyor. O mahpuslar dışarı da iken neden bu kötü davranışları kendilerine yapmıyorlardı?

 

Bu cezaevi koşulları beni vicdanen rahatsız ediyor. Fransa’da yaşayan bizler www.gorulmustur.org İnternet adresinden tutsak adresleri alarak bir mektup yollayabiliriz, para yollayabiliriz. Fransa’da (ve tüm Avrupa’da) yaşayan duyarlı ve vicdanlıyım diyen insanlar bu cezaevlerinde yatan insanlara 1€25 karşılığı bir mektupta mı yollayamayız? Şu içerisinde yaşadığımız Avrupa’da o kadar gereksiz tüketimler yapıyoruz ki insaf yani. Gereksiz tüketimden az bir fedakârlık yaparak bu tutsaklarla haydi dayanışmaya! Görülmüştür Ekibi’nin “Bir adres de sen al, Bir mektup da sen yaz!” sesine bir yanıt olamaz mıyız?

 

Duyarlı ve vicdanlı insanlar! En az bir mektupta mı yollayamayız?

Rifat Ilgaz’ın dediği gibi:

… Yollar kesilmiş alanlar sarılmış / Tel örgüler çevirmiş yöreni / Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende / Benden geçti mi diyorsun / Aç iki kolunu iki yanına / Korkuluk ol…”

 

“Görülmüştür” gönüllülerinden Adil Okay’ın da hapishaneler ile ilgili kitapları, yazıları ve de şiirleri; çok anlamlı. Diyeceklerimi Okay’ın bir şiiri ile bitireyim.

Birden şarkılar sustu / nergis kokularını şehre getiren/ kır çocuklarının düşleri/ panzerler altında ezildi/ ne gazi ünvanı verildi onlara/ ne şehit/ körpe bedenlerden nişan yara izleri…

 

Kaynak: rojnameyanewroz.net

.

İlişkili İçerik