Üşüten Düşler

ÜŞÜTEN DÜŞLER

 

Gecenin düşler üşüten bir vaktinde,

tüm şehir uyurken,

çok uzak diyarlardan

bir selam alıyorum sımsıcak.

Düşünülüp de yazılamayan sözler

geçiyor gözlerimin önünden bir bir.

Sonun getiremediğim şiirimse

hala aynı yerde...

 

Yangın büyüyor,

ismini hatırlamakta zorlandığım

bir enstrümanın yanık melodisi doldurur odayı.

Ses yoktu, ten çiçeksiz, oyun büyük.

Gölgesiz giden, genç benizli,

dudakları aydın, salkım salkım,

rüzgâr kokusu taşıyanlar...

kim ne derse desin,

lekelidir buralarda topraklar.

Haber salın, pusudan çıktı kanla nakışlanmış

bu topraklar.

Yarın geç olmasın diye,

kayıp yanımı şiirle ıslatıyorum.

Ve konuğu oluyorum soğuk toprağın.

Döne döne gülüşümü umutla emzirirken,

bakışlarıma ortak yaşamlar katıp

düşler kuruyorum zamansız.

Yalın ayak koşar adımlarla,

uzayan gölgeler bırakıyorum ardımda.

Ve yaşlanan sözler çürütüyorum sebepsiz

Gözlerimde örtülü bakışlar,

aceleci, anlamsız, katı...

Korkak yanaşırken kapıya,

mavi gülüşlü çocukları anlamamıştım.

Yürekte hasretliğin gölgelenmiş sureti varken,

bilmem ki bu türküler şafağa nasıl sunulur.

Penceremden bir parça ateş,

bir tutam tütün kutsuyorum güneşin gözlerine.

Lanetlerken ayrılığı,

Potansiyel bir suçluyum artık.

Su gibi akan, rüzgar gibi savrulan zamanı,

iliklerimde hissederken,

kayıp giden anıların,

paramparça sureti belirir karşımda.

Vakitler kutsal topraklara dönüş saati diyor.

Karartılmış yaşamlar aydınlığa kavuşmalı,

güneş güleç yüzünü gösterirken,

ısıtmalı soğutulmuş tüm yürekler.

Yıldızlar soluksuz sayıklayacaktır aydınlığa.

Semaha durup, türküler dillendirecektir yeryüzünü

ve yarının rengi mavi olmalı

 

M. Zeki Deniz F Tipi Cezaevi / BOLU

07.06.2012