22 Yıldır Tutsak Olan Ressam Aynur Epli ile Söyleşi

Pazar, 26 Şubat, 2017

"Öncelikle Görülmüştür ekibine, Adil Okay’a teşekkür ediyorum. Çünkü onların yoğun çabası sonucu böyle bir sergi açıldı. Sürpriz oldu benim için de. "

 

Dilsiz Ama Düşündürücü

 

Uzun zamandır kaleme almak istediğim bir söyleşi. Biraz gecikmeli oldu ama sonunda yapılmış oldu. Neden bu kadar ısrarcı oldum? Israrımın nedeni; zindanlarda edebiyatla, resimle ve birçok kültürel çalışma ile ilgilenen hatta aktif yürütücüsü olan arkadaşların var olması. Ama sessiz ama mütevazı; aslında biraz da Kürt kadınının sanattaki yerinin, sesinin, renginin bir kırıntısını yansıtmak istedim bu söyleşi ile. Elbette tanımak, tanımlamak bu kısa söyleşi ile olmayacaktır. Ama dilsiz kadın imgelerin dilini, düşündürücülüğünü yansıtan, yansıtmaya çalışan yoldaşımla kısa bir söyleşi oldu bizimki.

 

Bizler Aynur Epli’yi tanıyoruz ama okurlarımız için Aynur Epli kimdir?

1973 Ağrı, Doğubayazıt (Bazid) doğumluyum. Ben bu faslı pek beceremiyorum (gülerek), kusuruma bakma heval. Kendi yoldaşıma röportaj vermek de bir tuhaf his.

Hayat hikâyesinin kısacası dersek; 22 yıldır zindandayım. 4 yıl dağda gerilla, toplam 26 yılım komünal, gerisine gerek yok.

Söyleşimiz resim ağırlıklı olacağından ilk sorum, “Resme nasıl başladın?”la olacak.

Resimlere eğitimlerde not alırken defterime; anladıklarımı, ilgimi çekenleri resmederek başladım. Yani zindanda başladım. Tabii bu kuralsızlıklarım yüzünden başıma gelmedik kalmadı. :)

Resim çizenleri, resim sanatını hep ilgiyle izledim. Çizen arkadaşlarıma baktığım zaman, benim için ulaşılmaz bir alandı. Hep hayranlıkla baktım, takdir ettim onları. Artık zamanla kalemle kâğıt ve yaşam gerçeği, kendiliğinden buluştu diyebilirim. Çizip çizip atıyordum resimleri. Bir gün bir arkadaşın müdahalesi üzerine çizimlerimi atmamaya başladım. Tabii biriktirmede kendi payım yoktu. Arkadaş kendi yanına alıyordu. Zaten çok ciddi ele alma durumum da yoktu. Arkadaşın teşviki ve ilgisi üzerine bir şeyler yapabileceğime inandım, ondan sonra çizmeye başladım. Çizdim, çizdim…

 

Tabii ilk resim sergimi de 2004’te, Sivas’ta küçük koğuşumuzda arkadaşlarıma açtım, açtık. Bu sergiyi, çizimlerimi toparlayan arkadaş bana sürpriz yaparak açtı. Bu arada arkadaşın adını söyleyeyim. Gülay Calap, şimdi dışarıda. Arkadaş resimlerimi beğeniyorlardı. Kadın konulu nü resimler çiziyordum. Ne zaman kalemle kâğıt buluşsa hep bir kadın gerçeği, kadın hikâyesi konu oldu. Hâlen de öyleyim. Bu da zamanla bir tarz hâlini aldı. Kadın gerçeği dışında pek fazla bir şey çizemiyorum. Zaten farklı noktalarda (portre, manzara vb.) başarılı olduğumu söyleyemediğim gibi, ısrarlı girişimlerim de olmadı. Genelde kadın ve Kürdistan motifleri açığa çıkarmayı hedefliyorum. Ancak bunu tam gerçekleştirdiğimi de söyleyemem. Kürdistanî motifleri daha çok saç örgülerinde dillendirmeye çalışıyorum. Kürtlerde saçın anlamı çok geniştir. Kadının acısı saçlarında dile gelir. Hatta ölümü bile saçta simgelenir. Eller de öyle.

 

Resim senin için nedir, bizlere ifade edebilir misin?

Ben yazı ile çok fazla kendimi ifade edebileceğime inanmıyorum. Yazsam bile içinde olduğumuz hakikati anlatmada yazının dilini yetersiz buluyorum. Bu anlamda yazdıklarımı çok yeterli bulmuyorum. Yazıda hep bir yarımlık, eksiklik duygusu taşırım. Benim için resim, bir ifade biçimidir. Dış dünyaya kendi ortamımı konu aldığım kadın gerçeğini, resimle daha iyi ifade ettiğimi dile getirdiğimi düşünüyorum. Yani yazı ne kadar içerikli olursa olsun, yaptığım bir resim kadar doyurucu gelmiyor bana.

Resim daha doyurucu geliyor. Tabii resim çizimlerim yeterlidir anlamına gelmiyor. Bu noktada tatmin olmuş değilim. Ama daha derinlikli olması açısından bir arayış içindeyim.

Şunu da peşinen söyleyeyim. Kendimi bir ressam olarak addetmiyorum. Yani o yolda kendimi ifadelendirmeye çalışıyorum diyeyim. Yoksa onca ressam arkadaşlar var, bu işin abecesini okuyanlar var, haksızlık olmasın.

 

Devrimci bir kadın olarak sanatı nasıl ele alıyorsun? Devrimle bağını görüyor musun, nasıl?

Sanat başlı başına geniş bir konu ve devrimle ilgili. Devrimciliktir aslında. Devrimcilik aslında bir sanattır. O anlamda sanatın tüm dalları devrimcilikle ilgilidir, devrimsel bir pratiktir. O yüzden devrimci ilkin sanata el atmalı. Sanat devrimci işidir. Sanatın hiçbir dalını devrimden, devrimciden ayrı düşünemeyiz. Komple bir devrimciden bahsedersek tüm yaptıkları zaten sanatsal inceliktedir, olmak zorunda. Var olanı kabul etmeme, bir hakikat arayışıdır sanat.

Ayrıca insanın dünya görüşünden, bakışından bağımsız değil. Resme gelirsek kişinin dünya görüşünü yansıtır. Dolayısıyla yaptığım resimler de benim dünya görüşümden bağımsız değildir. Kadın özgürlük mücadelesini veren bir hareketin bireyi olarak, kadının zorda olan hâlini çizmeye çalışırken aynı zamanda bir başkaldırıyı, bir isyanı da ifadelendirmeye çalışıyorum. Çizimlerimde dişi ile tırnağıyla, saçlarıyla bir başkaldırı, bir isyan söz konusu.

 

Neden?

Çünkü hedeflenen özgür kadındır. Hakikat bu şekilde kendini somutlaştırıyor. Zorlamıyorum, kendiliğinden geliyor bana.

 

Genelde nü resimler çiziyorsun, olumlu-olumsuz nasıl tepkilerle karşılaşıyorsun?

Genelde değerlendirirsem şimdiye kadar olumlu bir yaklaşım var. Çoğunlukla dışarıya gönderiyorum resimlerimi. Dışarıdan olumlu ve teşvik edici mektuplar alıyorum. Kadınlar-erkekler, yine her kesimden olumlu bir yaklaşım görüyorum.

 

Peki hiç sansüre maruz kaldın mı? Sonuç itibarı ile hem bir kadınsın hem de nü resim çiziyorsun.

İlginçtir, ilk sansürümü kendi erkek arkadaşlarımızdan aldım (Gülümseyerek).

 

Bizlerle de paylaşmak ister misin?

Evet, evet. Siirt cezaevinde erkek arkadaşlarla ortak, Alan dergisi çıkarıyorduk. Orada derginin kapak resmi ve içerisine yaptığım resimlerden dolayı üzeri gazete ile kaplanıp öyle odalar arası dolaşıma sokulmuş. (Erkek arkadaşların odasında). Duyunca hem şaşırdım hem de üzüldüm. Tabii eleştirilerimi eksik etmedim. Ne kadar yerine ulaştı, bilmiyorum. Unutamadığım bir anı oldu benim için. Duyunca çok şaşırmış, hatta şaka olduğunu düşünmüştüm. Sonra dergi bize gelince gerçek olduğunu anladım. Hâlâ dergi, gazete ile kaplıydı.

Bu, lokal bir durum iken genel anlamda tüm yoldaşlardan, dostlardan olumlu tepki alıyorum. İlk sansürüm olduğu için unutamadığım bir hikâye olarak bireysel tarihime geçmiş oldu. İçte yapma eyleme olayı, bir risktir sonuçta. Var olanın dışına çıkınca doğal olarak risk de oluyor.

 

Herhangi bir eğitim gördün mü, resimle ilgili bir destek aldın mı?

Manevi destek var, hem de fazlasıyla. Eğitime gelirsek hiçbir eğitim almadım. Kursa filan katılmadım. Tamamı ile kendi gözlemim, deneyimim. Yaşadıklarım, hissettiklerim kâğıtta ete kemiğe bürünüşü var diyebilirim. Son zamanlarda cezaevinde açılan kurslara gittim, tarzımı gören hocalar da pek fazla tarzıma dokunmak istemedim. Kendime göre bir tarz geliştirdiğimi ve öyle devam etmem gerektiğini belirtiyorlar. Kendi tarzımla çiziyormuşum, öyle diyorlar. Devam etmemi öneriyorlar, teknik yardımları da olmuyor genelde. Hani ben de fazla ehlileştirmek istemiyorum. Resim ehlileştirilmemesi gereken bir şey, ki bana göre eğitim resmi ehlileştiriyor. Eğitim ve kurallara takılmak, insanın özgüvenini kırıyor. Hele verili eğitim oldu mu. O yüzden kendime göre ve hissettiğim gibi yapıyorum. Hep kural ve yasalarla olunca ilham gelmiyor insana. Hissediyorsan, yaşıyorsan çiziyorsundur, bu kadar. En azından benim çizimlerim bu şekildedir. Çünkü yaşanılanları çizmeye çalışıyorum. Çevrem benim için bir veri, bir ilham kaynağıdır. Yaşadıklarım, güncel, tarih, an, bunların hepsi birer veridir. Zamanım varsa konu bulmakta zorlanmıyorum.

 

Hep görsel olanı mı çiziyorsun? Resimlerinde duygular yoğunlukludur, soyutlamalar var. Nasıl yorumlarsın?

Duygu olmadan insan çizemez. Görsellikten ziyade çağrışım var. Olguların oluşturduğu çağrışım var. Olguların oluşturduğu çağrışım bende daha çok ön plana çıkıyor. O yüzden duygu daha ağırlıklıdır. Mesela izlediğim bir haber, duyduğum bir çığlık, müzik benim için bir çizim vesilesidir. Etrafımda gördüğüm her şey, aslında rahatlıkla resme dönüşebilir.

 

Akdeniz Belediyesi tarafından “İçeride, Dışarıda Kadın” adlı kişisel sergin açıldı. Nasıl bir duygu, bu sergi hakkında ne diyorsun?

Öncelikle Görülmüştür ekibine, Adil Okay’a teşekkür ediyorum. Çünkü onların yoğun çabası sonucu böyle bir sergi açıldı. Sürpriz oldu benim için de. Sürpriz yaptılar yani. Serginin genelde olumlu bir tepki aldığını duydum. Demokrat, yurtsever, kadın-erkek bir sürü çevreden mektup aldım, alıyorum da. Hepsi benim için değerlidir. İçeride olduğumdan mı kaynaklı yoksa, bilemiyorum.

Görülmüştür Notu:

Bu söyleşi Roperi Hapishane dergisinin 13. sayısında yer almıştır. biz kısa halini yayınlıyoruz.

Aynur Epli iletişim adresi:

Aynur Epli. Şakran Kadın Kapalı Cezaevi. Aliağa / İzmir