BİRGÜN, CUMHURİYET, EVRENSEL VE ÖZGÜR GÜNDEM YASAKLANDI MI?

“Geçtiğimiz ay birçok mahpusa okuduğum (legal) dergi ve gazete ekleri yollamıştım. Paketlerden biri de tutsak yazar Sami Özbil’e gitti. Dün postacı kapımı çaldı ve Özbil’e yolladığım paketi geri getirdi. Pakete baktım, genellikle “Sevk edildi- bu adreste bulunmuyor” ibaresi olan mühürle iade yapılırdı ama bu kez durum farklıydı. El yazısıyla “Adrese iade” yazılmış ve açıklama olarak matbu bir kâğıt yapışmıştı. Üzerinde “CTE GENEL MÜDÜRLÜĞÜNÜN 10/11/2014 TARİHLİ VE 172740 SAYILI YAZISI GEREĞİ ALINMAMIŞTIR” yazıyordu.”

Adalet bakanlığı, Türkiye hapishanelerinde politik tutsaklar üzerinde deney yapıyor. Hükümet politikası olan “bir adım ileri, iki adım geri” bu alanda da kendini gösteriyor. Kimi zaman tutsakların mücadelesi ve dışarıda yükselen itiraz sesleri sonucu, kimi zaman da AB müktesebatına uyum adı altında bir takım düzeltmeler yapılıyor. Ama bu “düzeltmeler” kısa bir süre sonra geri değiştiriliyor. Kazanılan haklar yeniden gasp ediliyor. Örneğin: Hapishanelerin her yerine, mahremiyeti yok sayarak kamera döşeniyor, tutsakların direnişi üzerine geri kaldırılıyor. Bir süre sonra yeniden yerleştirilmeye başlanıyor. 10 kitaptan fazlasını bulundurmak yasak uygulaması başlıyor, içeriden ve dışarıdan gelen tepkiler üzerine karar değiştiriliyor. Keyfi mektup yasakları, hücre cezaları devam ediyor. Önce serbest olan bazı “legal” TV kanallarının izlenmesi yasaklanıyor. V.d.

Ülkeyi Kanun Hükmünde Kararnameler ile yürüten, örneğin “Kamu İhale Yasası”nı en az 50 kez değiştiren bir iktidarın bunları yapması normal diyebilirsiniz. Ama bu “normal”i değiştirmek, elleri-kolları bağlı mahpusların haklarını bu ceberut hükümete karşı savunmak da bizim ödevimiz. Yasaklanmaya çalışılan gazete ve dergiler, sol-sosyalist ve/veya yurtsever tutsakların oksijenidir. Yemek- içmek gibi gıda kaynağıdır. Bu zebaniler F tipleri ile bağ eğdiremedikleri tutsakların beyinlerini tek kanal- tek gazete ile iğdiş edeceklerini sanıyorlar.

Ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilen Resmiye Vatansever, “Bugünlerde devrimci basının bizlere ulaşmasını engellemeye yönelik yeni bir saldırıyla daha karşı karşıyayız. Tüm bunlar sistemin karakterine gayet uygundur. Ama devrimci tutsaklar da en az Sisiphos kadar inatçıdırlar. Her hak gaspını bir şekilde geri püskürtürler. Ve süreç yeniden başlar. Zindanlar yıkılana kadar da bunun böyle olması kaçınılmazdır. Kalıcı kazanım yokmuş gibi görünen bu döngü aslında tecrit-tretman sisteminin yenilgisinin ilanıdır.”[i] diyor, Sincan hapishanesinden yolladığı mektupta.

Bir bacağı protez ve Korsakof hastası olan tutsak Kamil Turanlıoğlu da Kandıra hapishanesinden yolladığı mektupta şunları söylüyor: “Sevgili Adil hocam, buralar malumunuz, bizler hayatı güzel kılma telaşındayız, tek amacımız bu. Bu arada idareler de boş durmuyor, tecrit her zaman daha da katmerleştirilmeye çalışılıyor. Cezalar infaz yakmalar, hak gaspları tüm hızıyla sürüyor. Son olarak da Adalet Bakanlığı yeni bir genelge yayınlanmış. Bu genelgeye göre; artık hapishanelere dışarıdan posta ile ya da ziyaretçilerimiz tarafından yatırılan (kitap hariç) sosyalist basın ve çeşitli sanat vs. dergileri alınmayacakmış. Bu dergileri okumak isteyen parasıyla alacakmış. Yani idareye dilekçe verip hangi dergiyi istiyorsak liste vereceğiz. Onlarda bayiden alıp, günlük gazete gibi getirip bize vereceklermiş.!...”[ii]

Kaldı ki bu dergiler - gazeteler, parası olana bile, “bayilerde bulunmuyor” denilerek verilmeyecek. Dışarıdan da “hediye” kabul edilmeyecek.

Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü hapishane idarelerine gönderdiği 10.11.2014 tarih ve 77204178.207.99/10045/172.740 sayılı emri ile tutsakların gazete ve dergileri para ile satın alması şartını getirdi. Kanuni dayanak ise Ceza İnfaz Kanunu’nun (C.İ.K) 62. maddesinin 1. bendi 2005’te yürürlüğe giren CİK, tecrit içinde tecrit, ceza içinde ceza sistemine yasal dayanak teşkil etmesi ile meşhurdur. C.İ.K.’e dayanılarak yapılan saldırılar devletin mahkemelerince de yasal kabul ediliyor. C.İ.K. 62/1’de özünde sol-sosyalist basının hapishanelere girmesinin engellenmesi amacını taşıyor. Hiçbir geliri olmayan tutsakların dergi ve gazeteleri satın almasının neredeyse imkansız olduğunu iyi biliyorlar. Bir mahpus yazdığı mektubunda bu durumu şöyle değerlendirmektedir: “Yerel, mesleki, sanatsal, politik, bilimsel vb… birçok dergiyi, yakınlarımız bizi abone yaptığı ya da kendisine aldığı dergiyi bize de gönderdiği için takip edebiliyoruz. Ve bunların çoğu zaten bayilerde bulunmuyor. Kaldı ki, bulunsa bile, bunları bayiden aldırmak hapishanedeki tutsak için ekonomik bir külfet olacaktır. Dolayısıyla, yine edinemeyecektir. Ve dahası, ‘Okuduğunuz dergileri bayiden aldırın’ demek; tecrübeyle sabittir ki, yarın şu cümleyi duyacağımız anlamına gelir: O dergi bayide yok… Bayide kalmamış… Bayici getirmemiş… Kısaca postayla gelen dergilerin verilmemesi demek, aslında bizim süreli yayınları izleme hakkımızın ortadan kaldırılmasına yönelik bir girişimdir. Ki bu girişim, meşru ve hukuki değildir.”[iii]

Bu “yeniliğin” en yeni örneği benim başıma gelendir. Uzun yıllardır elime protokol olarak geçen dergileri ve kitapçılardan aldığım sanat edebiyat dergilerini okuduktan sonra tutsaklara yollamaktayım. Pakete de dergilerin yanı sıra mutlaka okuduktan sonra atmayıp kenara ayırdığım Birgün, Evrensel, Radikal, Cumhuriyet Kitap eklerini koyarım. Geçtiğimiz ay – bu yasak başlamadan önce-  birçok mahpusa okuduğum dergi ve gazete ekleri yollamıştım. Paketlerden biri de tutsak yazar Sami Özbil’e gitti. Dün postacı kapımı çaldı ve Özbil’e yolladığım paketi ve yayın yasağını yazan Kamil Turanlıoğlu’nun ve Resmiye Vatansever’in mektuplarını getirdi. Pakete baktım, genellikle “Sevk edildi- bu adreste bulunmuyor” ibaresi olan mühürle iade yapılırdı ama bu kez durum farklıydı. Elle “Adrese iade” yazılmış ve açıklama olarak matbu bir kâğıt yapışmıştı. Üzerinde “CTE GENEL MÜDÜRLÜĞÜNÜN 10/11/2014 TARİHLİ VE 172740 SAYILI YAZISI GEREĞİ ALINMAMIŞTIR” yazıyordu.

Dilimin ucuna -buraya yazamayacağım- bin bir küfür geldi. Emeğime, verdiğim paraya acımadım, tutsakların yaşayacağı mağduriyeti düşündüm. Ne vardı pakette diyeceksiniz. Ben de unutmuşum, elime geçeni doldururum genellikle. Açtım baktım en üstte Birgün gazetesinin Kitap eki vardı altta Cumhuriyet ve Radikal Kitap ekleri ile Hüseyin Aykol’un hakkımda yazdığı yazısının olduğu Gündem gazetesi, Antakya’da yeni çıkmaya başlayan Amanos sanat edebiyat dergisi, Güney ve Evrensel dergisinin son sayıları. İllegal örgütlerin, illegal yayın organları değil yani!

Bu gün benim başıma gelen yarın da muhtemelen sizin yaşayacağınız “yayın ve kargo yasağı” hakkında birçok kurum tek tek ve toplu basın açıklaması yaptı. Peki, başka ne yapmalı? 12 Eylül’e dönüşün ayak sesleri saydığımız bu yasakları yok saymak- kadük hale getirmek hepimizin önünde duran acil ödevdir. Bu nedenle yazarlar, şairler ve sanatçılar basın emekçileri ile birlikte bu yasağa karşı seslerini yükseltmelidir. Zira yasaklanan şiirdir, romandır, öyküdür, resimdir, fotoğraftır, notadır, iletişim hakkıdır, dostluktur, dayanışmadır.

Yazıma Resmiye Vatansever’in mektubuyla başlamıştım, yine onun mektubundan bir bölümle bitiriyorum:

“Araştırma-inceleme çalışmalarımız, kitaplarımız, dergilerimiz zindanlarda bile tek olmamamızı sağlayan en önemli araçlar. Örgütlü politik yaşamımızın can damarları. Kendimizi dışarıdaki kavganın içinde var edilmeyi onlar sayesinde başarabiliyoruz. Tam da dedikleri gibi. Devrimci basın bizleri besliyor. Ve devrimci basın çalışanlarının yaptıkları iş o kadar kutsal ve sarsıcı ki, bizlere güç verirken onların mezarını kazıyor. Devrimci gazeteciler de faşizmin hedef tahtasındalar. Mesela Suzan Sezgin gibi yoldaşlarımız tutsak edilmekle kalmıyor, tedavileri engellenerek katlediliyor. Kobane’de Deniz Fırat devrimci gazetecilik yaptığı için kurşunların ilk hedefi oluyor. Azadiya Welat dağıtımcısı Kadri Bağdu bu yüzden katlediliyor. Devletin dışarıda içeride devrimci iradeye yönelik saldırılarının hepsi aynı amaca yöneliktir. Gazete ve dergileri parayla satın almamızın dayatmaları da bu şekildedir. Bizler bu saldırıları kabul etmeyeceğiz. Devrimci iradenin teslim alınmazlığını ve devrimci basının engellenemeyeceğini bir kez daha göstermekte kararlıyız.

Sizlerin de bizim dışarıdaki sesimiz olacağınızı biliyoruz.”

[email protected]

İlişkili İçerik