Müebbet hapse mahkum edilen kadın tutsak yayın yasağını yazdı

“Bugünlerde devrimci basının bizlere ulaşmasını engellemeye yönelik yeni bir saldırıyla daha karşı karşıyayız. Tüm bunlar faşist sistemin karakterine gayet uygundur. Ama devrimci tutsaklar da en az Sisiphos kadar inatçıdırlar. Her hak gaspını bir şekilde geri püskürtürler. Ve süreç yeniden başlar. Zindanlar yıkılana kadar da bunun böyle olması kaçınılmazdır. Kalıcı kazanım yokmuş gibi görünen bu döngü aslında tecrit-tretman sisteminin yenilgisinin ilanıdır.”

24.11.2014

Merhaba Sevgili Adil

Seni ve dışarıdaki tüm dostları selamlıyor, yolunuzun daima açık ve aydınlık olmasını diliyorum.

Bizler bugünlerde tüm varlığımızla Kobanê'de, Şengal’de, Filistin’de,Ermenek’te ve zulmün karşısına direnişle çıkılan her yerdeyiz. Zindanlarda olmamıza rağmen yüreğimizle bilincimizle dışarıdaki mücadeleye katılabilmemiz bizlere ulaşan kitaplar, dergiler, gazeteler sayesindedir. Ama bugünlerde devrimci basının bizlere ulaşmasını engellemeye yönelik yeni bir saldırıyla daha karşı karşıyayız.

Kitap, dergi, gazetelerin engellenmesi tecrit-tretman uygulamalarının en önemli ayaklarındandır. Tecrit uzmanları iyi bilir ki, hücrelerde devrimci tutsağı örgütlü yaşamla politik bilinçle buluşturan bu bilinci geliştiren besleyen en temel şey araştırma-inceleme çalışmaları ve yazılardır. Bu yüzden de her fırsatta bunlara dönük saldırılar yapılır.

Hapishanelerde hak kazanma mücadeleleri Sisiphos’un dağın tepesine her çıktığında geri yuvarlanan kayası misali yürür. Kazanımlar geçici, direniş ise bakidir. Tüm bunlar faşist sistemin karakterine gayet uygundur. Ama devrimci tutsaklar da en az Sisiphos kadar inatçıdırlar. Her hak gaspını bir şekilde geri püskürtürler. Ve süreç yeniden başlar. Zindanlar yıkılana kadar da bunun böyle olması kaçınılmazdır. Kalıcı kazanım yokmuş gibi görünen bu döngü aslında tecrit-tretman sisteminin yenilgisinin ilanıdır.

Bazen bu yenilgilerini resmi kayıtlarında bile itiraf ederler. Bugünlerde karşı karşıya kaldığımız saldırı da aynen böyle iki yönlüdür.

Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü hapishane idarelerine gönderdiği 10.11.2014 tarih ve 77204178.207.99/10045/172.740 sayılı emri ile tutsakların gazete ve dergileri para ile satın alması şartını getirdi. Kanuni dayanak ise Ceza İnfaz Kanunu’nun (CİK) 62. maddesinin 1. bendi 2005’te yürürlüğe giren CİK tecrit içinde tecrit, ceza içinde ceza sistemine yasal dayanak teşkil etmesi ile meşhurdur. CİK’e dayanılarak yapılan saldırılar devletin mahkemelerince de yasal kabul ediliyor. CİK 62/1’de özünde devrimci basının hapishanelere girmesinin engellenmesi amacını taşıyor. Hiçbir geliri olmayan tutsakların dergi ve gazeteleri satın almasının neredeyse imkansız olduğunu iyi biliyorlar. Bu, devrimci mücadeleye dönük topyekün saldırının hapishanelerdeki uygulamalarından birisidir.

10.11.2014 tarihli yazıda da açıkça ifade edildiği gibi, bu onların çözümsüzlüğünün de bir kanıtıdır. Hapishane idarelerine gönderilmiş olan bu yazıda kısaca şunlar geçmektedir.

Siyasi tutsakların devrimci basın vasıtası ile dışarıdan haber aldıkları, bu şekilde örgütle iletişimi sürdürdükleri, bu iletişimden dolayı da örgütten kopmalarında azalma gözlemlendiği ifade ediliyor. Tredmancıların kendileri ile ilgili yaptıkları bu muhasebeye göre devrimci tutsakların örgütlü kolektif yaşamdan kopuşları azalmış durumda.

Mimari yapıdaki yüksek izolasyona, ömür boyu verilen hapis”ceza”larına, tecrit içinde tecrit-ceza içinde ceza uygulamalarına, tutsakların devrimci bilincini karartıp iradelerini parçalamak için uğraşan psikoloğ kadrolarına, tedavi haklarının engellenmesine, hücrelerin içine kadar sokulmak istenen kameralara, uzman işkenceci kadrolarına rağmen devrimci irade karşısında bir kez daha aciz durumdalar. Bizleri bu kez de ekonomik olarak zorlamaya kalkışıyor.

Bizlerin dışarıdan haber alma kaynaklarımızın en başında dergiler, gazeteler geliyor. Düzenli olarak takip ettiğimiz devrimci basın dışında birçok gazete ve dergi de var. Bu yayınların tamamı bizlere bağış yada protokol olarak geliyor. Eğer para ile alma dayatmasını kaldıramazsak bu yayınların büyük bir kısmını takip etmekten vazgeçeceğiz. Hatta parayla takip etmek istediğimiz yayınlar olsa bile bunlara da ulaşamayacağız. Büyük dağıtım şirketlerinin yüksek ücretlerinden dolayı devrimci yayınevleri bu şirketlerle çalışmıyor. Dolayısıyla da devrimci basının ülkede yaygın dağıtımı ve her bayide bulunması söz konusu değil. Her bayide bulunan gazete ve dergiler büyük medya tekellerinin yayınları. Yani biz tutsaklar ücretini ödesek bile devrimci basına ulaşamayabiliriz. Uzun uğraşlar sonucu ulaşabildiğimiz yayınlar olursa da bunlar muhtemelen güncelliğini yitirmiş olacak. Tek çözüm yayınların eskisi gibi bağış ve protokol şeklinde gelmeye devam etmesi. Bunun için hukuki ve demokratik yollardan mücadeleler yürüteceğiz. Ya CİK 62/1 kaldırılacak ya da bu maddenin uygulanmasında vazgeçilecek.

Kısacası biz devrimci tutsaklar devrimci basının hapishanelere girmesini engellemeye yönelik bu ambargoyu aşacağız. Dün olduğu gibi bugünde kesintisiz direnişimizi sürdüreceğiz.

Ankara Kadın Kapalı Hapishanesi’nin açıldığı 2006 yılından bu yana zaten kesintisiz olarak sürdürdüğümüz kitap ve dergi engellemelerine yönelik mücadelemizden kısaca bahsetmek isterim. Hapishane ilk açıldığında hücrelere sadece 5 tane kitap alabiliyorduk. Kitap iade etmeksizin başka kitapları alamıyorduk. Yanımızda bulunan gazete ve dergilerin sayıları biraz daha fazla görüldüğünde zorla geri alınıyordu. Bu engellerin kaldırılması beş-altı aylık mücadelemiz ile mümkün oldu. Şimdi hücrelere sınırsız sayıda kitap ve dergi alabiliyoruz. Bugünlerde yanımızda bulunan “fazla” kitapları (kitabın fazlası ne demek oluyorsa!?) da almayı denediler. Şimdilik bunu engelledik. Daha büyük saldırılarla da geleceklerdir ve biz kitaplarımızı vermeyeceğiz. Çünkü onlar bizim ekmeğimiz suyumuz ışığımız.

Araştırma-inceleme çalışmalarımız, kitaplarımız, dergilerimiz zindanlarda bile tek olmamamızı sağlayan en önemli araçlar. Örgütlü politik yaşamımızın can damarları. Kendimizi dışarıdaki kavganın içinde var edilmeyi onlar sayesinde başarabiliyoruz. Tam da dedikleri gibi. Devrimci basın bizleri besliyor. Ve devrimci basın çalışanlarının yaptıkları iş o kadar kutsa ve sarsıcı ki, bizlere güç verirken onların mezarını kazıyor. Devrimci gazetecilerde faşizmin hedef tahtasındalar. Mesela Suzan Sezgin gibi yoldaşlarımız tutsak edilmekle kalmıyor, tedavileri engellenerek katlediliyor. Kobane’de Deniz Fırat devrimci gazetecilik yaptığı için kurşunların ilk hedefi oluyor. Azadiya Welat dağıtımcısı Kadri Bağdu bu yüzden katlediliyor.

Devletin dışarıda içeride devrimci iradeye yönelik saldırılarının hepsi aynı amaca yöneliktir. Gazete ve dergileri parayla satın almamızın dayatmaları da bu şekildedir. Bizler bu saldırıları kabul etmeyeceğiz. Devrimci iradenin teslim alınmazlığını ve devrimci basının engellenemeyeceğini bir kez daha göstermekte kararlıyız.

Sizlerin de bizim dışarıdaki sesimiz olacağınızı biliyoruz.

Başarılarınızın devamını diliyor, hepinizi kucaklıyoruz.

Resmiye Vatansever

Ankara Kadın Kapalı Hapishane

Sincan