"Devlet bir suç örgütüdür" diyen Fikret Başkaya Yarın Hakim Karşısında

HOCALARIN HOCASI FİKRET BAŞKAYA YALNIZ DEĞİLDİR

Fikret Başkaya 2016’da yazdığı Asıl terör devlet terörüdür yazısından dolayı [i] yeniden yargılanıyor. Yeniden dedim zira hocam, arkadaşım Fikret Başkaya’nın hayatı yargılanmalarla, soruşturmalarla geçmiştir. Ama o “aydın” duruşundan- mücadelesinden taviz vermemiştir. 

O ceberut / kapitalist devlet kurmaylarını olduğu gibi kendini “aydın – entelektüel” sayan, isimlerinin başlarında Prof. gibi çeşitli ünvanlar olan iktidar uşaklarını da rahatsız etmiştir. 

Fikret hocayı ben Çağdaş Jean Paul Sartre’a benzetirim. Birçoğunuz bilir ama ben yine anlatayım: Sartre, Cezayir’in bağımsızlık savaşı sürecinde, Fransız askerlerinin tecavüz ve işkencelerine karşı Cezayir halkının yanında yer almıştı. Cezayir’in bağımsızlığını desteklemişti. Bunun üzerine dönemin polis şefi Sartre’ın hapse atılması gerektiğini söylemiş ama devlet başkanı De Geaule, “Sartre Fransa’dır Fransa’yı hapsedemeyiz” diyerek bu öneriyi geri çevirmişti. Elbette De Geaulle’un günahlarını affettirmez bu yanıt. Ama insan düşmanından bile bir düzey bekliyor. AKP kurmaylarında ve mahkemelerinde bu düzeyi de göremiyoruz.

Yeri gelmişken “Aydın- Entelektüel” kimdir sorusuna yanıt vereyim.

Entelektüel kavramının yerini bulduğu 1889 Dreyfus davasından sonra Türkiye’de “aydın-münevver-mütefekkir” tanımları yaygınlaşmıştı. Süreç içinde, özellikle 1980’den sonra, Fransa’da da (dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi) entelektüellerin ışıkları sönmüş, lambaları patlamış, Emile Zola’nın ve yüzyıl sonra onun izinden giden Sartre’ın çizgisinden sapmışlardır. 
J. Benda dediği gibi: “işlevleri adalet ve akıl gibi ebedi olan ve çıkarlar üstü değerleri savunmak olan aydın kişiler bu işlevlerine pratik çıkarları uğruna ihanet etmişlerdir. O gün bugündür entelektüellere karşı duyulan hayranlık yanı sıra onlara temkinli ve kuşkulu yaklaşmak adet olmuştur.” 
1. Dünya savaşının bitiminde yaptığı araştırmada Benda, entelektüelleri zengin sofralarından yemlenmek için şaklabanlık yaparak kralın soytarısı rolüne soyunmaları üzerine ihanetle suçlamıştır. Bu değerlendirmeleri son zamanlarda bizi hayal kırıklığına uğratan bazı sanatçılar için de yapabiliriz.

İşte bu coğrafyada “gerçek entelektüel / aydın" tanımına uyan az sayıda insandan biri Fikret Başkaya’dır. Zira o vicdandır. Gerçeğin aynasıdır. Dünyanın tanıdığı, tekellerden ve devletten bağımsız saygın aydınlarımızdandır.

Fikret hoca yargılanmasına konu olan makalesinden bir bölüm paylaşayım:

"Devlet aslında bir suç örgütüdür. Düşmansız yapamaz, varlığını “düşmanın” varlığına borçludur. Bu yüzdende düşman üretmek, yeniden üretmek zorundadır. (...) Toplumun geniş kesimlerini yoksullaştırarak, mülküzleştirerek yol alır. Mülk sahibi sınıfların bir iktidar aracıdır ve onların hizmetindedir. Büyük hırsızlar (mülk sahibi sınıflar) daha çok çalsınlar diye, küçük hırsızları etkisizleştirmek esastır. 

Hapishanelerde yatanlar bilir: orada büyük büyük hırsızlara rastlanmaz…Saint Augustine’nin naklettiği bir anektot durumu netleştirmeyi kolaylaştırabilir: Bir korsanı yakalayıp Büyük İskender’in huzuruna çıkarıyorlar. İskender, korsana “sen nasıl denizlerin huzurunu bozarsın, dünyayı rahatsız edersin” dediğinde, korsan kendinden emin şöyle diyor: “Aslında ikimiz de aynı şeyi yapıyoruz ama bir farkla, ben bu işi küçük gemiyle yapıyorum, sen koskoca bir donanmayla yapıyorsun ve bana haydut, sana da imparator diyorlar”. (1)

Son olarak Fikret hoca’nın “suç” sayılan bu yazısının altına imzamı atacağımı ilan ediyorum. 

Fikret Başkaya yalnız değildir.

Adil Okay
Görsel:İsmail Cem Özkan