Mektuplar

Tekirdağ hapishanesinde tutuklu avukatlara destek için açlık grevi başladı

Tekirdağ T1 A25 koğuşunda kalan siyasi tutuklu yakınıyım.

Çocuklarımız herhangi bir kanıt delik olmaksızın örgüt üyeliği ile suçlanıyor ve uzun süreli hatta ömür buyu cezalar alıyor.

Kendilerine bakan avukatlar ise, neden bu davalara bakıyorsunuz diye tutuklular.  Onlar da süresiz açlık grevindeler. Tekirdağ T1 A25 koğuşu, diğer koğuşlar ve T2 olmak üzere açlık grevindeki avukatlarına destek amacı ile 10 günlük destek açlık grevindeler.

Ayrıca hak ihlalleri hak gaspları uzun süreli verilen cezalar ve kitaplarının verilmemesinden kaynaklı 10 günlük açlık grevindeler.

‘ARKADAŞIMIZA TERS KELEPÇE TAKIP KAFASINI DUVARA VURDULAR’

Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi'nde tutuklu bulunan Hüseyin Sürensoy, avukatları aracılığı ile Mezopotamya Haber Ajansına gönderdiği mektupta, yaşadığı hak ihlallerini aktardı. Mektubunda “Cezaevinde yeni uygulama başlattılar” diyen Sürensoy, “Hem bulunduğumuz cezaevinde, hem de dışarıda can güvenliğimiz yok” diye belirtti.

Dışarıdan içeri mektup: Zindan duvarlarının mahkum edemediği YÜREKLER

"Adaletli özgürlük mücadelesi veren bu kadınların bazıları yaklaşık 30 yıldan beri zindanlarda ömür geçiriyorlar. Ancak ordaki duruş ve tavırlarıyla özgür ortamda yaşayan bizlere zaman zaman tokat atacak kararlı direniş ve çalışmalar ile mücadelelerinden zerre kadar pay vermiyor, daha da büyüterek direniyorlar. Çoğu hiç evlenemedi; sevgisini bütün dünya insanlığına bahşetti..."

Tutsak ressam Leyla Güven'i çizdi

“Ancak bugünlerde yine tekli hücrelere alınacağız. Bu üç kişilik odalar teklilere göre yayla gibi bir şey doğrusu. Tekli hücrelerde bizi yine uykusuz geceler bekliyor. Çünkü orada hava sirkülasyonu yok. Nefes almak imkânsız. O yüzden sürekli baş ağrısı oluşuyor. Sabahları üzerinden kamyon geçmiş gibi hissediyorsun. (…) Bazen yaz sıcağında ringle hastaneye –mahkemeye falan gideriz. Tam bir işkenceye dönüşür yolculuk. O zahmetli yolculuktan sonra hücrelere dönmek cennete girmek gibi gelir insana. Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek dedikleri bu olsa gerek”

MAHMUT ULUSAN

Çeyrek Asırdır Zindanda Olan Yazar'dan Mektup: "Özgürlüğü çok özledim. Ayaklarımın toprağa basmasını"

“Çeyrek asırı, yani rakamla 25 yılımı tamamladım bu duvarlar arasında. En kötüsünü de gördüm, en iyisini de. Bazen daha rahat kitap okumak, dostlara yazmak bir nimettir hapishanede. Düşünüyorum, her şeye rağmen karamsar mıyım? Hayır! Kesinlikle! İstesem de olamıyorum. Çünkü yaşama dair umutlarım çok diri, özgürlüğe dair tutkum çok güçlü, sevgiye dair yüreğim çok aç, sizleri seviyorum, (…) Özgürlüğü çok özledim. Ayaklarımın toprağa basmasını, gece başımın üstünde parlayan yıldızları görmeyi arzuluyorum. Bir sıcak dost gülüşüyle içimi ısıtmayı istiyorum.

Dün cezaevine giren Ayşe Düzkan'ın açık mektubu

tanışmadığımız gazetecilere mektup…

30 ocak 2019 - 00:01

 

 

halkın haber alma hakkı için cezaevinde bulunan bir gazeteciyi mutlu etmek, belki bir dost edinmek için onların da halini hatırını sorar mısınız?

***

siz bu satırları okuduğunuzda, ben de nihayet bakırköy’de cezaevinde olmayı ümit ediyorum. aslında her şeyin çok daha çabuk olacağını sanıyordum ama kimi zaman ışık hızıyla yarışan yargı bürokrasisi benim vakamda ağır işledi.

Gaziantep Hapishanesinden teşekkür mektubu

Görülmüştür grubu olarak tutsakların bize yolladıkları kendi  resimlerinden dönem dönem kartpostal yapıp onlara yolluyoruz. A. Kerim Aktaş'a da ekibimize yolladığı orjinal yağlı boya tablolarından birini seçip karpostal yapıp adresine 20 adet postaladık. Aktaş teşekkürlerini iletmiş. Çok mutlu olduğunu yazmış.

A. Kerim Aktaş'ın mektubunu okumak için ekteki resme tıklayınız.

Bütün tutsak Partizanlar da yeni yılınızı kutluyor.

                ‘’Romalı Filozof Epiktetos ‘’Seni zincire vuracağım. ‘’ diye egemen güce karşı  ; ‘’Ey adam, bahsettiğin şey nedir? Beni zincire mi vurmak? Ayaklarımı elbet zincirleyebilirsin ama irademi zincire vurmaya Zeus ‘un bile gücü yetmez… ‘’

            Sevgili Adil Okay;

            Selam ve sevgilerimi yolluyorum.

            Yeni yıl kartlarınızı aldık ve mutlu olduk.

Şakran kadın hapishanesinden mektup var

Bu ara beni en etkileyen şeylerden biri Ayten Öztürk'le ilgili okuduklarım. Haberiniz oldu mu bilmiyorum. Şu an Sincan kadın hapishanesinde tutsak. Geçen yıl Mart ayında  gözaltına alınıp, bir şekilde Türkiye'ye iade ediliyor ve 6 ay bir kontr-gerilla merkezinde, hem de Ankara'da her türlü işkenceyi yaşatıyorlar. Vücudunda 868 yara tespit ediyorlar hapishanede. Çıplak, gözleri, elleri bağlı, 6 ay boyunca elektrikten falakaya, her türlü tacizden kaba dayağa çeşit çeşit yöntemi uyguluyorlar ama iradesini kıramıyorlar Ayten'in.”

Didem AKMAN

Engin Aydınalp'tan hem kartpostallarımıza hem de sergi kitapçığımıza dair eleştiri var

“Mektubunuzu aldım. Kartlarınız için çok teşekkür ediyorum. Birini duvara astım, herkes görsün diye; hem reklamınızı yapmış oluyorum J hem de Antakya’nın, dağın eteklerine serpilen evleriyle huzur buluyorum. (…) Diğerini Selahattin Demirtaş‘a gönderdim. (…) Eminim ki kartınıza (fotoğrafınıza) baktıkça Selahattin yoldaş da bizim gibi daha fazla ilham alacak ve daha çok bileyecektir mücadele azmini.”

ENGİN AYDINALP

T  TİPİ KAPALI CEZAEVİ BAFRA/SAMSUN

***

Adil Hocam Merhaba;

KANDIRA HAPİSHANESİNDEN GELEN “HAK İHLALLERİ RAPORU”

Sevgili Adil Hocam, merhaba..

Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Bizler iyiyiz. Abdullah ve Veysel yoldaş da selam-sevgilerini iletiyor sizlere...

            Hocam bu son dönemde size görmüş olduğum ikinci mektubum. İlkinin elinize ulaşıp ulaşmadığını bilmiyorum. Umarım almışınızdır. Bu mektupla da yaşamış olduğumuz sorunlara değinmek istedim. Özellikle 15- Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi sonrasında ilan edilen OHAL ile birlikte hapishane yaşam koşulları (zaten kötü olan) insanlık dışı ve keyfi uygulamalarla yok edilmiş, hak ihlalleri arttırılarak devreye konulmuştur.

Van hapishanesi "Eğitim Kurumu" kitabımızı yasakladı

Ekibimizden yazar Adil Okay'ın"Görülmüştür" çalışmalarından, tutsaklarla yazışmalardan yararlanarak hazırladığı Hapishaneler Esinti Yollayalım" adlı kitabı bu kez Van hapishanesi "Eğitim kurumu" tarafından sakıncalı sayılıp Ayhan Kaçak'a verilmedi. Oysa aynı kitap birçok cezaevinde yasaklanırken, birçoğuna da sorunsuz girmiş tutsaklara verilmişti. Aynı ülkede aynı kitap için verilen çelişkili mahkeme ve cezaevi eğitim kurumu kararları hukuk garabetini bir kez daha göstermektedir.

Kanser hastası Fatma Özbay'ın kemoterapi günlüğü

“Şu anda kel bir başım var, çok üşüyor. Daha önce tıraş ettiğimde bu kadar üşümüyordu, en azından bir santimlik bir saçım kalıyordu. Şimdi  hiç saç yok, birkaç dağınık var, diğer arazi çıplak. Dördüncü seans sonrası ilaç değişimine gidilecek, yeni beşinci seans sonrası verilecek ilaçlar saçı dökmüyormuş, saçımın dökülmesine üzüldüğümü sanmayın sakın. Yakında tekrardan uzun saçlarım olacağını biliyorum, olmasa da umrumda değil. Belki de bundan sonra saçlarımı uzatmam, uzun saç kurumuyor ve baş ağrısı yapıyordu, her banyo sonrası.

Sayfalar