Hüseyin Aykol

Bu vicdansızlık niye?

Tekirdağ 1 nolu T Tipi Cezaevi’nde bulunan Abdülkadir Fırat, mevcut durumu nedeniyle Tekirdağ Devlet Hastanesi’ne gönderildi. Oradaki Sağlık Heyeti, Fırat için şöyle bir rapor verdi: “Üst estremite ile kendine bakım aktivitelerini yapamıyor. Yardım olmaksızın ayağa kalkamıyor ve yürüyemiyor. Konuşma bozukluğu mevcuttur. Hastalığı süreklidir, iyileşemez, ağır hastalık ve engellilik niteliğinde olup, sürekli hastalık, sakatlık ve kocama hali niteliğindedir.”

Muğla E Tipi Cezaevi’ndeki sorunlar

Tekirdağ 1 nolu F Tipi Cezaevi’nde bulunan beş kişi, iki buçuk yıl önce Muğla E Tipi Cezaevi’ne sürgün edildi. Sadece kendilerinin siyasi tutsak olduğu bu cezaevinde adli tutukluları etkilemesinler diye, müşahedenin basık tavanlı bir odasında tutuluyorlar. Çıktıkları havalandırma o kadar küçük ki, doğru dürüst volta bile atamıyorlar. Bakanlığın ilgili yönetmeliklerinde yer alan sosyal faaliyetlerin hiçbirinden yararlanamayan okurlarımız, müşahade bölümünün üst katlarında bulunan psikopat kişilerin küfürlerine ve gece yarısı sonrasında gürültülerine maruz kalıyor.

Sürgün ve sevk dönemi

Vahit Aslanhan, Kırıkkale F Tipi Cezaevi’nde bulunuyor. Defalarca sevk istemesine rağmen memleketi Diyarbakır yakınlarındaki bir cezaevine gönderilmediği gibi, cezaevindeki odasına kabul etmediği halde ‘bağımsız’ biri verilmiş. İtirazları üzerine, süngerli odaya götürülmüş. Cezaevinde kendisine yönelik baskılara karşı 12 Ocak 2015 günü açlık grevine başlayan Vahit Aslanhan’ın durumu hakkında ailesi çok endişeli. İnsan hakları kuruluşları, bu sorun ile ilgilenebilir mi?

Özel yetkili mahkemelerin mirası

Hatırlarsınız, özel mahkemelerin kaldırılmasıyla dosyalar, kişinin bulunduğu yerel mahkemelere devredildi. Söz konusu yerel mahkemeler, kendisine devredilen dosyaları -bakalım bu durum nereye evrilecek anlayışıyla olsa gerek- ya zamana yayıyor ya da benden uzak dursun, anlayışı ile “benimle ilgisi yok” diyerek başka yerlere göndermeye çalışıyorlar.

Ah Hawar, Hawar!

Özgürlük Hareketi, neredeyse her gün bedeller vererek yürüyor. Medyamızda verdiğimiz her şehadet haberi yüreğimizi dağlıyor. Kalbimiz taş olsa, şimdiye çatlardı. Ancak bizi hala ayakta tutan ise onlara verdiğimiz zafer sözüdür, zafere olan inancımızdır. Yine de bazı şehadet haberleri, ateş düştüğü yeri yakar misali, bizi daha fazla yaralıyor. Lütfü Taş’ı bir kalp krizi sonrasında kaybettiğimiz haberini duyunca, “Ah Hawar, Hawar!” dedim, başka bir söz çıkamadı ağzımdan. Seni hep özleyeceğim-özleyeceğiz can heval!..

Sayfalar