Ankara... İçerde zulüm, dışarıda ölüm... Elif ve Özgecan Zavar

Kanserle mücadele eden siyasi tutuklu Erol Zavar cezaevinde ölüme direniyor, Ankara’daki katliamda yaralanan eşi ve kızı ise ayrı ayrı hastanelerde tedavi ediliyor. Fantastik filmleri aratmayan yaşamlar Türkiye’yi kısa yoldan özetliyor! Katliamdan şans eseri kurtulmayı başaran ve iyileşmeye başlayan Özgecan ve Elif Zavar’ı ayrı ayrı hastanelerde ziyaret ediyoruz.

Bombanın tesirini güçlendiren bilyeler nedeniyle boğazından yaralanan Elif Zavar güçlükle konuşurken, “Biz şanslıydık, doktorlar zor toparladık dediler, nefes boruma gelmemiş, birkaç santimle kurtuldum” diyor.

Elif Zavar katliam anını da şu sözlerle anlatıyor: Yanımda kızım, yaşamını yitiren Berna Koç ve arkadaşımız Serkan vardı. Yürüyüş başlamadan tam patlamanın yaşanacağı yerden çay aldık. On metre kadar yürüyüp havuz kenarına geldik. Çantamda simit vardı, onları çıkardım patlama oldu.” ‘Yapmayın diye yalvardık’ Zavar, “Bombanın basıncıyla boğazım parçalandı sandım, bir parça girmiş.

Bir bina boyu alev yükseldi” diyerek anlatıyor;

“Alevler arasında parçalar vardı. O kadar net hatırlıyorum ki resmini çizebilirim. Şöyle bir döndüm. Kızım ve Berna’yı gördüm. Birinin sırtı, diğerinin ağzı kanıyordu. Seslenmeye çalışıyordum ama sesim çıkmıyordu. Ne yapacağımı düşündüm, ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Kızımı sürüklemeye başladım. Bir bombanın daha patlayacağını hissettim. Biraz ilerlemeyi başardıktan sonra, düşündüğüm oldu. Patlamayı duyduk. Kaçmaya çalıştık. Fakat polisler üzerimize saldırdı. Gaz attılar, o halimizle bir o tarafa bir bu tarafa kaçıyorduk.

Silah sesleri duyuyorduk. ‘Ne olur yapmayın’ diye yalvarıyorduk.” ‘Berna’nın öldüğünü anladım’ Elif Zavar, “Ambulansları alana sokmadılar” diye sürdürüyor; “Arkadaşımız Serkan, önce Berna’yı ardından da kızımı uzaklaştırıp hastanelere yönlendirdi. Atletini çıkarıp boğazıma sarmıştı. Gücüm tükeniyordu. KOAH hastasıyım, taşikardim ve aort yetmezliğim de var. İnsanları çekip sesim çıkmadığı için kulaklarına doğru ‘Ne olur yardım edin ölüyorum’ diye konuşmaya çalışıyordum. Kimse bir şey yapamıyordu.

Cesetlerin, parçalanmış insanların arasından geçiyorduk. Anlatılır gibi değildi. Sonunda uzaklaşıp bir taksi bulmayı başardık. Hastaneye kadar dayandım, bayılmadım. Ameliyattan çıkınca hemen kızımın ve Berna’nın durumunu sordum. ‘Kızın iyi’ dediler, uzun uzun anlattılar. Ancak Berna’nın Dışkapı’ya kaldırıldığını söyleyip üzerinde fazla durmak istemediler, öldüğünü anladım.”

‘Polis yoktu, anlamalıydık’

Elif Zavar, “Bomba patladıktan hemen sonra, aklıma gelen sorular oldu” sözleriyle devam ediyor; “Etrafta hiç polis yoktu. Kendi kendime, ‘Neden fark etmedik, neden üzerinde durmadık, neden bu kadar rahat davrandık, polis olmamasından anlamalıydık’ diye düşündüm. İçimize sokmadınız. Sembolik olarak girişe koysaydınız bari! Her zaman köprünün altında, Tandoğan girişinde olurlar. Yoktular işte!”

***

‘Eşim endişelenmiştir’

Elif Zavar eşiyle ilgili de konuşuyor; “Cezaevinde pazar günleri telefonla görüşülmesine izin veriyorlar. Elbette eşim endişelenmiştir. Pazar günü olduğu için o da şanslıydı. Kızımla hastanede görüşme şansı bulmuş, biraz rahatlamış.”

***

‘Annem patlamada üzerime yattı’ Zavar çiftinin kızları Özgecan ise Ankara Tıp Hastanesi’nde yatıyor. Konuşmaya başlamadan önce diğer hastanedeki annesiyle telefonda görüşüyor, gülüyor, “Seni seviyorum, özledim” diyor. Çok fazla anlatacak bir şey yok; “Annem ikinci patlamada üzerime yattı” diyor ve devam ediyor; “Sonra beni kolumdan tuttu, sürüklemeye çalıştı. Boynundan kan akıyordu ama bunun kan olduğunu algılayamadım. Bir şeyim yok zannediyordum. Sadece omuzum acıyordu. Polisler üzerimize saldırıp gaz sıktılar. Güçlükle meydandan çıkabildik.”

17 yaşındaki Özgecan Zavar üniversiteye hazırlanıyor. Nasıl bir ülkede yaşamak istiyor, kısaca söz ediyor; “İnsanların özgürce fikirlerini ifade edebilecekleri bir ülke ve dünya isterdim.”

Özgecan serbest bırakılması için yeniden imza toplanan hasta ve tutuklu babası ile ilgili olarak da “İnsan özleme de alışıyor. Elbette babam yanımda olsun isterim!” diyor.

Kaynak: www.birgun.net, 15 Ekim 2015

İlişkili İçerik