İHTİYAR ZEYTİN AĞACI İLE KÜÇÜK ÇOCUK

İHTİYAR ZEYTİN AĞACI İLE KÜÇÜK ÇOCUK

              Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal, pireler berber iken, bebekler annesinin beşiğinde tıngır mıngır sallanırken, insanların doğaya saygısını kaybetmediği, tüm canlıların uyum içinde yaşadığı bir çağda uzak mı uzak bir ülkede küçük bir çocuk varmış. Bu çocuk ailesiyle birlikte ormanın yanındaki bir kulübede yaşarmış. Küçük çocuk her sabah erkenden kalkar ve ormana gidermiş. Uzun uzun yürür ve ormandaki her canlıyla sohbet edermiş. Ormandaki ağaçlar, kuşlar, çiçekler, sincaplar, deredeki balıklar, bilcümle canlı çocuğun neşesinden etkilenir ve onun bitmeyen sorularına seve seve cevap verirmiş. Çocuk da ormanda olmaktan keyif alır, içine çektiği temiz havayla birlikte ormanın bir parçası olduğunu hissedermiş. 

              Günlerden bir gün küçük çocuk, ormanda gezintiye çıkmış. Yolda hızlı hızlı yürüyen karıncalara rastlamış, nereye gittiklerini merak ederek “Bu acelenizin sebebi nedir” diye sormuş. Karıncalardan en yaşlı olanı “Bizim ihtiyar zeytin ağacı hasta ona yardıma gidiyoruz.” diye cevap vermiş. “Ben de geleyim belki yardımım dokunur” diyen küçük çocuk takılmış karıncaların peşine. Karıncalar bu durumdan pek memnun olmamış, ama yine de çocuğa “Gelme” diyememişler. Aralarındaki konuşmaları duyan çocuk, ihtiyar zeytin ağacını epey merak etmiş. Yol boyunca “İhtiyar zeytin çok kızacak”, “Keşke gelmemesini söylesek”, “Ama kalbi kırılır” diyen karıncaların konuşmasını dinledikçe merakı daha da artmış. Hiç tanımadığı bir ağacın nasıl olur da kendisini sevmeyeceğine bir türlü anlam veremiyormuş. Üzülmüş ama yine de yola devam etmiş. 

              Az gitmişler, uz gitmişler, bir arpa boyu yol gitmişler. Sonunda ihtiyar zeytin ağacının yanına varmışlar, zeytin ağacı çok hastaymış, yaraları her yanını sarmış, yaprakları dökülmüş, dallarındaki birkaç zeytin iyice buruşmuş. Küçük çocuk, zeytin ağacını öyle görünce çok üzülmüş ve yanına gidip sarılmak istemiş. Ama çocuğu gören zeytin ağacı sinirlenmiş ve sarılmaması için yapraklarını gövdesine yapıştırmış. Olanlara anlam veremeyen çocuk, yine de ağaca rahatsızlık vermemek için oradan ayrılmış. Evine vardığında kimseyle konuşmaz olmuş. Çocuğun mutsuz olmasına alışkın olmayan annesi, ormanda kötü bir şey olup olmadığını sormuş. Babası merakla “Hasta mısın yoksa” demiş. Küçük çocuk zeytin ağacının hastalandığını ve sarılmasına izin vermediğini anlatmış üzüntüyle. “Neden böyle davrandı, ben ona ne yaptım” demiş. Annesi ve babası kaygıyla birbirlerine bakmışlar. Annesi, “İhtiyar zeytin ağacı seni üzmek için öyle davranmamıştır. O iyi bir ağaç, ama sen yine de onu rahatsız etme.” demiş. Babası da “En iyisi onun iyileşmesini beklemek, ormandaki dostları ona yardım eder.” demiş uzaklara dalarak. Çocuk, “Neden benden rahatsız olsun ki, ben onu incitecek bir şey yapmadım” demiş inatla. Anne ve babasının tavrına şaşırmış, zeytin ağacına hak verip bir daha oraya gitmemesini istemenin haksızlık olduğunu düşünüyormuş. İsyan edip gerçeği bilmek istediğini söylemiş, ama ne annesi ne de babası tek söz etmemiş. 

Günler günleri kovalamış, küçük çocuk her gün hasta zeytin ağacını görmeye gitmiş. Her seferinde zeytin ağacı yapraklarını gövdesine yapıştırıp çocuğu istemediğini göstermiş. Küçük çocuk giderek içine kapanmış ve kimseyle konuşmaz olmuş. Bu duruma çok üzülen ailesi ona gerçeği anlatmaya karar vermiş. Yine zeytin ağacının yanından döndüğü bir gün, annesi ve babası küçük çocuğu karşısına alıp konuşmaya başlamış. Annesi: “Senin henüz doğmadığın, hatta bizim bile dünyada olmadığımız bir zamanda bu ormandaki insanlar ağaçlara, hayvanlara, hatta ormanı korumak isteyen insanlara iyi davranmadı. Önce dereleri kuruttular, sonra suları zehirlediler, ağaçları kesip götürdüler buradan. Hayvanları öldürdüler ve adına av sporu dediler. Tüm bunlara karşı çıkan insanlara da kötü davrandılar, zarar verdiler. İşte o zamanlarda ihtiyar zeytin ağacı henüz gençmiş. Bir grup insan ve hayvanla birlikte o insanlara yaptıklarının yanlış olduğunu anlatmaya çalışmış. Ama kimse duymamış, duymak istememiş seslerini. Ta ki dereler kuruyup balıklar ölmeye, ormanda önce kuraklık ardından da seller başlayıncaya kadar. İşte o zaman o insanlar anlamış zeytin ağacı ve arkadaşlarının haklı olduğunu. Doğa geri döndürülemez biçimde yok olmanın eşiğindeymiş. Bir gün ormanda günlerce, haftalarca, aylarca sürecek bir yağmur başlamış. Her yeri sel almış, ormandaki tüm canlılar selde sürüklenirken toprağa sıkı sıkı tutunan zeytin ağacı birer birer kurtarmış sele kapılanları. Önce yavru, yeni doğmuş hayvanları, bebekleri, yaşlıları derken hepsini bir bir selin içinden almış. O gün insanlar doğaya verdikleri zararı anlamış ve hatalarını telafi etmeye başlamış. Ama zeytin ağacı insanlara küsmüş. Çünkü o selde doğayı birlikte koruduğu arkadaşlarını kaybetmiş. ‘İnsanlar bizi daha önce dinleseydi onlar da yanımda olurdu’ demiş ve bir daha insanları yanına yaklaştırmamış. Sen ona eski anılarını anımsattığın için öyle davranmıştır. Üzülme, bunlar senin suçun değil. Atalarımız o utanç döneminden dersler çıkardı. Bak, artık birlikte uyum içinde yaşıyoruz bu ormanda” demiş. 

Çocuk olanlara çok üzülmüş, ihtiyar zeytin ağacına kırgınlığı geçmiş. “Onun bizi, insanları affetmesi gerekiyor” demiş. Heyecanla ormana koşup zeytin ağacının yanına gitmiş. Zeytin yine dallarını gövdesine yapıştırmış, ama bu defa küçük çocuk geri dönüp gitmek yerine “Neden insanlara kırgın olduğunu biliyorum. Haklısın, dostlarının başına gelene çok üzüldüm” demiş. Zeytin ağacı uzun uzun çocuğa bakmış, “Üzgün olduğunu biliyorum. Olanlar senin suçun değil, ama dostlarımı çok özlüyorum. Onlar senin atalarındı, onların insanlık ve doğa için yaptıklarını sakın unutma” deyip çocuğu yanına çağırmış. Küçük çocuğun gövdesine sımsıkı sarılmasına izin vermiş, o da dallarıyla çocuğa sarılmış. 

              O günden sonra ihtiyar zeytin ağacı hızla iyileşmiş, küçük çocuğun sevgisi ona şifa olmuş. Çocuk da atalarının hatalarından ders alıp, doğadaki her canlının yaşam hakkına saygı duymayı esas almış. Doğanın uyumunun bozulması halinde yaşanacakları anlatmak için ülkenin dört bir yanını gezer olmuş. İnsanlar zeytin ağacı ile küçük çocuğun dostluğunu dinledikçe bir daha eski hatalarına düşmemek için nesiller boyu hafıza oluşturmaya karar vermiş. 

              Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. Gökten-üç zeytin tanesi düşmüş. Biri Hakan’a, biri Zehra Nine’ye, biri de adı bilinmeyen doğa dostlarına… 

Ebru YİĞİT

Kadın Kapalı Hapishanesi B-6 Bakırköy/İSTANBUL

Görülmüştür notu: Ebru Yiğit'in bu öyküsü "Esmiyor- Ekolojik İsyan" adlı sergimizde yer almıştır.