KORONA GÜNLERİNDE MAHPUSLUK ADLI KİTABIMIZA DAİR

            Her şey Adil OKAY’ın bu karanlık korona günlerine dair yazdığı o günlükle başladı. Bir kıvılcım çaktı biz içeridekilerde, yazdıklarımızla o kıvılcımı gür bir ateşe dönüştürdük. Elbette OKAY Ailesi, Görülmüştür Kolektifi, yazılarımızı bilgisayara geçen gönüllüler, İnsan Hakları Emekçileri ve daha birçok güzel dostun emeği, katkısı, çabası sayesinde çeşitli hapishanelerden, kadınlı-erkekli onca tutsağın dilinden, sesinden, kaleminden yazılmış korona günlerine dair yaşanmışlıklar bu şekilde kitaplaştı. Kısa bir süre önce Ütopya Yayınevi’nden çıktı. Emeği geçen, çaba sarf eden herkese teşekkürler ve sevgiler. Elleriniz ve yürekleriniz dert görmesin.

(Kitap birçok hapishanede keyfi gerekçelerle yasaklandı)

           Ne zaman içeriye (hapishane, cezaevi veya zindan) dair bir şeyler düşünsem veya yazsam Sabahattin Ali’nin o güzel şiiri, dillere pelesenk olmuş şarkısı gelir aklıma: “Başın öne eğilmesin /Aldırma gönül aldırma/Ağladığın duyulmasın…” Adil Okay ve katkısı olan dostlar sayesinde kitaplaşan bu mektuplar, günlükler, yazılar, fotoğraflar, karikatürler ve daha birçok ürün insanı heyecanlandırıyor. Bir kelebek gibi havalanıp o güzel ellere, omuzlara, gönüllere konuyor. Sevinç ve mutluluk yaratıyor. Az bir şey değil, bu cehennemi tecritte, bu ölümcül ve ıssız korona virüs günlerinde sesimin-sesimizin duyuluyor olması, duyuruluyor olması…

            Lafı dolandırmadan söylüyorum: Bize-adına mahpus, tutsak, içerdeki- nasıl hitap ediyorsanız edin. Arkadaş, kardeş, yoldaş, dost, ne derseniz deyin. Ama biraz olsun anlamak, nerede hangi şartlarda yaşadığımızı öğrenmek ve bizimle sohbet edip, hemhal olmak istiyorsanız işte size en yalınından fırsat. Hiç abartmadan en sade ve en içten halimizle; öfkemizle, sevincimizle, komik yanlarımızla, naifliğimizle, kalender duruşumuz ama yufka yüreğimizle, sevgimizle, tepkimizle, neyiz, ne değiliz? Ne istiyoruz, nasıl insanlarız? Bilmek, öğrenmek ve anlamak hemen elinizin altında. Alın bu kitabı okuyun ve bizimle ilgili hakikati birinci ağızdan öğrenin ve yine bizimle ilgili kararınızı kendiniz verin.

            “Korona günlerinde mahpusluk” Hapishane yaşantısına dair yazılmış, derlenmiş veya hazırlanmış değerli ve önemli bir çalışma. Daha da ileri gidiyorum: “İçerideki İnsanları Anlama Kılavuzu” diyorum ve isteyene bir dolu tez konusu olabilecek veri sunan bir ürün. Cezaevlerinden ya da cezaevlerine dair bugüne kadar yazılmış birçok kitap ve eserden daha ayrı bir yerde duruyor.  En çıplak, en açık ve yaşanan haliyle içeriye dair yaşam kareleri sunulmuş.

            Bu kitabı okurken, duygulanacaksınız, kızacaksınız, üzüleceksiniz, güleceksiniz, inanamayacaksınız, hayretler içinde kalacak, şaşıracaksınız, seveceksiniz, tepkileneceksiniz, hüzün bulutları gözlerinize dolacak, yaşlar kendiliğinden süzülecek yanaklarınızdan, acıyacaksınız, öfkeleneceksiniz, içiniz merhametle dolacak, şefkat yağmurları yağacak yüreğinize, çokça tebessüm edeceksiniz, gözlerinizi kitaptan kaldırıp ufka doğru bakıp derin derin iç çekeceksiniz, “Vay be! Ne zormuş” diyeceksiniz, canınız sıkılacak, kaygılanacak, merak edeceksiniz. Bizi hatırlayacak ve maalesef yine unutacaksınız. Belki ağır gelecek okuduklarınız, belki görmezden gelmek isteyecek, böylece içinizdeki vicdandan kaçmaya çalışacaksınız, ancak bu korona günlerinde biraz empati yaptığınızda belki de içiniz öncekine nazaran daha çok sızlayacak. Belki de seveceksiniz, sevginiz bir kuşun kanadına binip bütün bu karmakarışık ruh hallerinizi de yansıtacak biçimde gelip bizi çevreleyen bu duvarların üstündeki dikenli tellere konacak, biz o kuşun şakımasından sizin içinizdeki çığlığı, bize dair yeni, ilgili, duyarlı, çabalayan, uyanan kalbinizi duyacağız kim bilir! Bu kitap belki de buna vesile olacak… İçinizin tellerine dokunacak, o yüzden bile olsa okuyun…

 

            ‘Korona Günlerinde Mahpusluk’ kitabında okuyacağınız yazılar aslında içerdekilerin ince sızısıdır. O sızıdan sızan sızıntılar. Siz bu sızıyı; hüzünle oluşmuş, kederle yoğrulmuş, özgürlükle dokunmuş, sevgiyle kavrulmuş hayat dolu bir sızı olarak okuyun. Yaşanmış gerçeklerin, zindanın gerçek yüzünün soğuk ve acımasız yanı da sızmıştır o yazılardan. Ve yaşanan uygulamalara, insana reva görülenlere dair de bir çift de söz vardır hem de en okkalısından…

            Bu kitabı mutlaka okuyun, edinin. İçinizdeki en insan yanınızla, yeniden yüzleşebilmek için. Bir küçük sarmaşık ne kadar tehlikeli olabilir, kitaplardan nasıl korkulur, insan hayatı nasıl değersizleştirilir, ayrıntı diye önemsiz görülen şeyler hayat için nasıl nirengileşir… bunların hepsi için  okumak gerekir.

            Ölümsüz hastalıklarla cebelleşirken bile kendisiyle, ağır koşullarla nasıl dalga geçilir, kendini unutup başkaları için nasıl tasalanır, nasıl umutsuz olunmaz bunları öğrenmek için okuyun. Çocuk hikayelerini, kadın hikayelerini, ana, baba, kardeş hikayelerini bilmek için okuyun. İçindeyken, yaşarken, umursamaz ve önemsemezken birçok şeyi, içerde o şeylerin nasıl değerli olduğunu anlamak için okuyun.

Ah Özgürlük! Ah o düşleri süsleyen tarifi mümkün güzellik, Sevgili! Onun kıymetini bilmek için okuyun.

 

            Hapishane denilen ‘kapatılma’dan içerdekilerin nasıl koca bir evren yaratarak ‘açıldıkları’, çıktıkları, o kuşatmayı, ablukayı, tecridi, düşlerin ve düşüncelerin kanatlarıyla nasıl yer ile yeksan eylediklerini görmek için, yazamadığım, bu sınırlı satırlara sığdıramadığım birçok şeyi keşfetmek için okuyun. Okumanız için o kadar çok sebep var ki, yazsam buradan yüreğinize yol olur.  

            Kitapta daha çok şey var; memleketin siyasi mülahazasına dair düşünceler, yaşananların nasıl göründüğüne dair analizler, birçok konuya dair incelikli kritikler ve aslında toplumun söylemek isteyip de dile getiremediği birçok konuyu mahpuslar kendi lisanlarınca gündelik dile tercüme etmişler, bunları da bulacaksınız. İçinize gömülmüş tüm seslerin armonisini, muhlif senfonisini dinleyeceksiniz. İçerden, içerdeki insanların oluşturduğu korodan, hayata ve insana dair upuzun bir şarkı söyledikleri.

            Kitap aslında bir nevi, Adil OKAY, Görülmüştür Kolektifi ve diğer dostların on (10) yıllık serüvenlerinin de bir tür belgeseli. Filmi bile yapılabilir.

Karikatür, mektup, fotoğraf, resim, etkinlik ve daha önce açılan sergilere dair kareler… Emeklerin, gayretlerin, o mütevazı, içten, samimi çabaların seramonisi. Bir vicdan geçidi, yüreklerini sevgi meşalesi yapmışların zindan gecelerini aydınlatan fener alayı, umursama yağmurlarından sonra beliren paylaşım ve dayanışma kuşağı. Dostların gözlerindeki ışıltılarla oluşmuş bir gök kuşağı… Bunların resmi bu kitap, bunlarla bezenmiş kitap.

            Neredeyse her mektup ve yazıda kuşlar var. Biraz çiçek, biraz yağmur… Doğaya, hayata ve insana dair hafızalardan silinen başka birçok şey. Hayat kokuyor, özlem, hasret, serzeniş ve çokça mütevazılık, fedakârlık, güzellik akıyor mektuplardan. O zehirli duygular olan; kibir, kapris, kompleks, kıskançlık, haset, bencillik, bireycilik yok. ‘Al ömrümü koy ömrünün üstüne’ diyen Cevdet Bağca şarkısı tadında duygular buram buram yükseliyor, sevgi rüzgârı onu size efil efil getiriyor, yeter ki siz sinenizi açın bu güzelliklere, ciğerin orta yerinden sökün edip gelen içtenliklere…

            Gönüllerinizde küçücük bir yer açın, çileye, acıya ve zulme doymuş bu insanlar için. Biliyoruz dışarısı zor, çetin. Baskı, yoksulluk, sıkıntı, dert çok, farkındayız yaşananların, bazen içinizden bir türkü bile mırıldansanız o da yeter. Bu sefer biraz erken hatırlayın ve geç unutun. Belki bu da iyi bir başlangıç olur.   Biraz da bu kitabı: Bir sitem, bir şikayet, biraz yakınma, fark edilme, görülme arzu ve isteğinin dışavurumu gibi okuyun. Dertleşmek, dert ortağı olmak için sohbetlere, voltalara katılmak için. Heyecanlı bir şarkıya eşlik eder gibi takılın. Gülen gözlerinizle, sıcak ellerinizle, tatlı gülüşlerinizle, en sevimli hallerinizle dahil olun bu halaya. “Güzel günler göreceğiz” duygusuyla selam verin. Biraz zaman ayırın içerdekilere, o tutsağı olunan cep telefonuna, bilgisayar tuzaklarına, dünyanın en tüketici teknoloji araçlarına biraz ara verin, soluklanın, dinlenin, kendinizi dinleyin, insanları fark edin, doğayı, kuşları, her şeyi ve bir kitap okuyun.

 

            Ve bu kitap ‘Korona Günlerinde Mahpusluk’ olsun.

            Hatırlamak için… Unutmamak için…

 

11 Ocak 2020

SEYİT OKTAY. T Tipi Cezaevi- B3-7. TOKAT

 

Künye: Korona Günlerinde Mahpusluk, Tutsakların Korna Günlükleri, hazırlayan Adil Okay, Ütopya yayınevi, Ankara, Aralık 2020.

 

 

İlişkili İçerik