20 Eylül 2026, Elazığ
Merhaba Adil, Nasılsın?
“ON YIL SONRA” başlıklı yazı ile Yapay Zekanın çizdiği üç resmi aldım. Ama ondan önce yolladığın ‘Dijital Görüş Sergisi’nin davetiyesinin olduğu gönderiyi almadım. Durmadan yeni şeyler icat ediliyor. Bu sıra buradaki mahpus kitlesinin –adli, siyasi fark etmeden hem de- ana sorunu normal mektupların ne gidiyor ne geliyor oluşu; çoğu elbette, arada numune olarak geldiği oluyor! İdare kaynaklı olmadığına neredeyse eminim, son bir-iki yıldır zaten yolladığımız normal postalar 3-4 ayda ulaşıyordu yerine. APS bile 5 günde ulaşıyor Ankara’ya! Son 5-6 aydır ise normal postalar kesildi. PTT kaynaklı, ama suç duyurularına hep ‘kovuşturmaya yer olmadığı’ kararı veriyor savcılar! Gönderilen tüm mektuplar kayıtlı olsun demiş oluyor PTT. Malûm zarar ediyor ve bu arada yönetim kurulu üyelerinin ikramiyelerinden kısacak halleri yok. Hapishaneler en çok mektup yollayan yerler, normal posta yerine 2,5-3 kat daha pahalı mektup yollamaları fazladan kazanç demek! Bir de tabi dağıtım memurlarının ücretleri baskılanıyor.
Yapay Zeka henüz pek gelişmemiş sanırım!!! Trump ve Rubio’yu takım elbiseli çizmiş! Tek tip elbiseye karşı olsak da, onlara en azından zorunlu çalışmada takım elbise giymeyi yasaklarız:) Yapay zekanın gelişimi hızlı ama sanırım sanat alanında daha epey mesafe kat emesi gerekiyor. İlk mektupta yazmış mıydım hatırlamıyorum, tekrar olacak öyleyse, bir arkadaşım yazdığı mektuba şiir ararken –illa her mektupta birkaç dize yazma alışkanlığımız var karşılıklı- herhalde acelesi varmış, telefonundaki yapay zeka uygulamalarından hapishanede 30 yılına yaklaşan bir arkadaşım için umutsuz olmayan, ama umut saçmayan bir şiir arıyorum, Nazım Hikmet’ten, Hasan Hüseyin’den olabilir, bulabilir miyim demiş, Yapay Zeka, iyisi mi ben sana bir şiir yazayım demiş:) Fena değildi, bilmiyorum belki yapay zekadan demeseydi, o bayatlık hissini almayabilirdim, ama biraz bayat geldi. Ben de yapay zeka şiir yazabildiğine göre, ben yazmazsam ayıp olur, diyerek bir atışma şiiri yazdım. Tabii ki onun kadar bile olamadı:)
Hücre cezasının kaldırılmama hali ve uğraşımız devam ediyor. Her şey bu kadar açıkken, hiçbir kurumun sorumluluk üstlenmemesi garip. Sonuçta düzen –bürokrasi vb. anlaşılıyor durum. Fakat anlamadığım bir şey var. Konu hakkında Türkiye Barolar Birliği’ne de bilgi verdim, bir başvuru biçiminde, tüm belgeleri yolladım. Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin bir kitapçığında, hukuksuzluk konusunda başvurulacak adres olarak bahsediliyordu ki, orada yazmasına da gerek yok, sonuçta en önemli savunma kurumu. 18 Mayıs’ta yolladığım mektuba cevap alamadım. Yine Diyarbakır İHD ve ÖHD’ye yazdım. 8 Haziran’da yolladım mektubu, (...) Şimdi avukatım yeni bir başvuru süreci başlatıyor. Ama esas olarak Kanun Yararına Bozma başvurumuza cevap alamıyoruz Bakanlık’tan 2,5 yıldır hem de! Tüm başvurulara en çok 8 ayda cevap verilmiş, bize 2,5 yıldır cevap verilmiyor. Temmuz’da bir daha yazıp hatırlattım, ama ona da cevap yok!
Günlük yaşamsa kendi ritminde devam ediyor. Hapishanede tek olduğum için spora tek başına çıkıyorum. Sohbet haliyle yok. Bakanlığın genelgesi nedeniyle böyle bu! Herkes kendi dosyasında olanlarla faaliyetlere birlikte ulaşabilirlermiş. İdare sayınız senden ibaret –yani sayı yok- diyor. Tam bir paradoks! Özellikle yaratılan bir paradoks bu. Ülkenin genel hali de böyle. Şu son fon yolsuzluğu açık bir servet transferi yöntemi. Sonuçta yük tüm halka dağıtıldığı için yatırım yapanların da transferden kaynaklı olarak kayıpları sınırlı kaldığı için, konu çatışmayı çok sınırlı tutarak halledilmiş oluyor. Oysa o yatırımcılar bunun bir dolandırıcılık olduğunu bilerek işin içine giriyorlar ve akıllıları zamanında çıkarak vurgun yapıyor (küçük elbette) ama esas vurgunu yapanlar siyaset alanında olanlar…
Neyse konuyu dağıtmayayım. Hem ulaşmayan davetiye hem de ulaşan resim ve yazı için teşekkür ediyorum. tüm aileye ve dostlara selam ve sevgiler. Kendinize iyi bakın.
Selam ve sevgilerle
Mahmut SONER
2 No’lu Yüksek Güvenlikli Hapishane SAĞ B2-27
ELAZIĞ