Mahmut Soner yazdı: "Erol Zavar, ben ve Deniz’e kamera kırma iddiasıyla soruşturma açıldı. kamera ile uğraşmamıştık bile. Yani yön çevirme durumu bile olmamıştı. Hücre cezası verdi idare. İtiraz ettik. "

"Erol Zavar, ben ve Deniz’e kamera kırma iddiasıyla soruşturma açıldı. O sıra tüm arkadaşlara da soruşturma açılmıştı. Yaklaşık 70-80 kişiye. Biz açık görüşten dönmüştük, bu nedenle kamera ile uğraşmamıştık bile. Yani yön çevirme durumu bile olmamıştı. Hücre cezası verdi idare. İtiraz ettik. İnfaz Hâkimi İdare’ye zararı sorduğu bir müzekkere yazmış, idare resmi yazıyla kamerada zarar olmadığını beyan etmiş."

***

12 Nisan ’26   ELAZIĞ

Sevgili Adil Okay,

              Merhaba, Nasılsınız?

              “Tarafsızlık mı Vicdan Tutulması mı?” başlıklı yazınızı ve mektubunuzu aldım. Yazıyı, özellikle yazı sonundaki aforizmayı çok beğendim. Günümüzde, işçi sınıfının dağınık ve siyasallıktan uzak hali; oldukça güçlü olan toplumsal muhalefeti bir alternatif, daha doğru bir söyleyişle kurucu özne olmaktan uzak tuttuğundan, elleri yerine vicdanlarını kanatmakta kararlı kılıyor aydınların ve sanatçıların önemli bir kesimini. Üstelik bunlar bir de “politikadan uzaklık” vaazıyla kanayan vicdanlarını, herkesin vicdanının da kanamasıyla susturmaya girişiyorlar. Başta söylediğim gibi, dünya işçi sınıfının zayıf hali bunun esas sebebi. Marx’a bir kez daha hakkını teslim etmek gerek: “İşçi sınıfı ya devrimcidir ya da hiçbir şey” demişti. Belki buna işçi sınıfı devrimci değilse toplumsal muhalefet de hiçbir şeydir diye ekleme yapmak gerekir. Elbette dünyanın her noktasında yılmadan karşı koyan, direnen, dayanışan ve devasa bir hale gelen toplumsal hareketi küçümsemiyorum. Tersine bu niceliğiyle uygun bir nitelik kazanamamanın nedenine dikkat çekmek istiyorum. Aslında aynı durum, sendikal hareketin durumunu da bir ölçüde açıklıyor. Yine de bu hareketler genel bir siyasal bilinç oluşmasına katkı yapıyor. Nasıl ki bir damla bile okyanusa katkı yapıyorsa…

              Ekte en son Hâkimler ve Savcılar Kurulu’na yazdığım dilekçe ve ek belgelerimi (ki zaten yollayacağımı söylediğim belgeler bunlardı) yolluyorum. Dilekçe zaten işin esasının anlaşılmasını sağlasa da yine de kısa bir özet yapayım. 

              Erol Zavar, ben ve Deniz’e kamera kırma iddiasıyla soruşturma açıldı. O sıra tüm arkadaşlara da soruşturma açılmıştı. Yaklaşık 70-80 kişiye. Biz açık görüşten dönmüştük, bu nedenle kamera ile uğraşmamıştık bile. Yani yön çevirme durumu bile olmamıştı. Hücre cezası verdi idare. İtiraz ettik. İnfaz Hâkimi İdare’ye zararı sorduğu bir müzekkere yazmış, idare resmi yazıyla kamerada zarar olmadığını beyan etmiş. İnfaz Hâkimi de buna dikkat çekerek, itirazımızı kabul edip, hücre cezalarını kaldırdı. Fakat Cumhuriyet Savcısı itiraz etmiş (hapishane idareleri itiraz etme yetkisine sahip değil, savcı itiraz edebiliyor). Bu itirazdan hiç haberimiz olmadı. Bir baktık ki, Ağır Ceza İnfaz Hâkimliği’nin lehimize kararını kaldırmış ve hücre cezaları kesinleşmiş. Oysa itiraza dair bilgi verilmesi, itirazın içeriğine dair beyanımızın alınması gerekiyordu. Bu yapılmayınca sadece usul değil esasa da aykırılık oluşmuş oldu! Bu kararın düzeltilmesini istedik. Ağır Ceza kabul etmedi. Bu arada idare hakkımızda kamu malına zarar vermekten suç duyurusu da yapmıştı. Bunlardan takipsizlik çıktı (ben ilk takipsizlik kararı bana çıktı diye hatırlıyorum ama o kararı bulamadık, Erol ve Deniz için ek takipsizlik kararı elimize geçti sonradan), karara ulaşamayınca 2023’te başvuru yaptık ve kovuşturmaya yer olmadığı kararı aldık.  Bunun önemi, savcılığın kamu malında zarar olmadığını, yani disiplin cezasına konu olan olayın oluşmadığını tespit etmesidir. Böylece disiplin cezasının zemini ortadan kalkar. Elbette zaten öncesinde idare kendi yazısıyla zarar olmadığını ikrar etmişti. O dönem AYM’ye başvurduk, AYM, idarenin bize vermediği kimi belgeleri istedi, idare o belgeleri isteyen dilekçelerimize cevap vermedi. AYM belge eksikliği diyerek talebimizi usulden reddetti. 2020 yılında 3 hücre cezası nedeniyle şartlı tahliye hakkımın kaldırıldığına dair savcılık müddetnamesi gelince durumla ilgilenmeye başladık. Defalarca Sincan 1 No’lu F’ye, Ankara Batı İnfaz Hakimliği ve Batı 2. Ağır Ceza’ya başvurduk. Hiçbiri talebin esasını ele almadı ve ret kararları çıktı. Bakanlığa kanun yararına bozulması başvurusu yaptık (bunda süre şartı yok), 2 yıldır cevap yok. Kanun yararına bozma başvurusunun temeli T.C.K’nın 2. maddesi ve 5275 Sayılı C.İ.K’in 44-2a (ceza verdikleri madde) maddesine aykırılık. T.C.K 2. madde “kanunsuz suç ve ceza olmaz” der (AYM 38. maddesi de). C.İ.K’teki maddeye aykırılığı zaten idare ikrar ediyor, savcılık teyit ediyor bunu. 

              Avukatım yapılabilecek tüm başvuruları yapıyor ve uğraşıyor. Ama hiçbir mahkeme ya da kurum sorumluluk almıyor. İlginç bir durum oluştu. Zaten “infaz yakma” başlı başına bir hukuksuzluk. Çünkü infazı düzenleyen temel yasa 5275 sayılı yasa. Bu yasada hücre cezasıyla şartlı tahliye hakkının ortadan kalkacağına dair bir hüküm yok! Bu hüküm 3713 TMK’da var (17. Md). Dolayısıyla iki yasa arasında çelişki var. Öte yandan infazı düzenleyen esas yasaya başka bir yasa müdahale edemez, ancak esas yasada buna dair bir belirleme konulursa, bu müdahale hukuki olur. C.İ.K’te böyle bir belirleme yok. Bir başka sorun da, C.İ.K’te hücre cezaları 1-10 gün arası ve kaldırılması 6 ay ile, 11-20 gün arası kaldırılması 1 yıl şeklinde ikiye bölünmüş vaziyette. Yani ağırlık dereceleri farklı. 3173 sayılı T.M.K bunu da dikkate almamış, iki ayrı ağırlığı birbirine eşit saymış. Dolayısıyla her iki durum için de infaz yakmalar hukuksuz, gayrı meşru. Benim durumumda ise bir de üstüne tam kanunsuzluk içeren bir hücre cezasının verilmiş olması. Bu hücre cezasına benzer hallerde birçok yerde cezalar silindi. Fakat dediğim gibi ısrarla silinmiyor, başvurularım reddediliyor. Bu silindiğinde hücre cezası sayısı ikiye iniyor ve şartlı tahliye hakkı tekrar tanınmak durumunda kalınıyor. Tüm başvurular reddedilince en son HSK’ya yazmak zorunda kaldım. Fakat oranın da doğru bir değerlendirme yapacağı şüpheli. Bu yüzden, genel olarak kişisel konuları dışarıya yazmama prensibim olsa da, açık bir hukuksuzlukla bile değil –bu ülkede hukuk hep çok zayıf- yok, olmadı bile denilebilir- kanunsuzlukla 6 yıl daha içerde tutulma haline karşı prensibi bir kenara bırakayım bir seferliğine dedim. Çünkü resmi başvurular açık kanunsuzluğu ortadan kaldırmıyorsa, bir noktada sonra durumun teşhiri gerekiyor. Barolar Birliği’ne de yazacağım. Zira Barolar Birliği’nin olması gereken Cezaevi Komisyonu’nu 30 yıldır içerdeyim, bir kez bile görmedim, duymadım. Ülkedeki tüm hukuksuzlukların önce en basit konuları ele alarak çözülmesi gerekir. Zira bunlar önemsiz görüldükçe, alt alta birikiyor ve birikim ister istemez üste olumsuz etki yapıyor. Ayrıca basit görülen hukuksuzlukları önemsememek, alışmak, genel olarak hukuksuzluğa alışkanlık yaratıyor. Kaldı ki, benim durumumda basit de değil, 6 yılı basit diye anlatmak istediğim, hapishanelerde olan birçok şey, Barolar Birliği ve il barolarının cezaevi komisyonlarının çalışmıyor oluşu Baroların varoluş sebeplerinden en az biriyle de çelişiyor sanki! Bizim gibi ülkelerde Baroların çok aktif çalışması gerekir esasında! Uzattım ama mesele tam anlaşılsın istiyorum, zira konu hapishaneler olunca, genel olarak öyle yanlış aktarımlar oluyor ki basında ve bizzat en yakın arkadaşlarımızda bile, şaşırıyoruz. O yüzden alabildiğine açık anlatım şart oluyor, bu da uzatıyor aktarımı!

              Durumlar burada aynı. Ek bir olumsuzluk da yok, iyiye doğru gidiş de. Sayı yetersizliği nedeniyle sosyal aktivitelerden yararlanamıyoruz kurumda, bu arada sevk taleplerim de istediğim kurumlarda sayınız fazla diye reddediliyor. Gerçekten böyle bir dönem daha önce hiç olmadı! Kemalistlerin döneminde hukuka olmasa bile kanuna şeklen uyuluyordu. Şimdi o da yok! Elbette bu sadece bu ülkeyle ilişkili değil. Kapitalizm içe doğru çökerken, başka türlü yönetme şansları yok. Bu yüzden bir takım iyileştirme hayali içinde olanlar için en zor dönem olsa gerek. 

              Sizler iyisinizdir umarım. Dışardan içeri söylenen sözü içerden dışarıya tekrarlayayım –ki, bu daha doğru!- sizler iyi olun, içerde bizler iyi oluruz. 

              Kendinize iyi bakın. Tüm dost yüreklere selam ve sevgiler. 

              Selamla-Sevgiyle

Not: Zarfta HSK başvurusu ve ek belgeler [11 A-4 yaprağında önlü arkalı yazılı biçimde (22 sy) var. 

 

Mahmut SONER

2 No’lu Yüksek Güvenlikli Hapishane

Sağ B2-27

ELAZIĞ