Tutsak Resul Kocatürk Yazıyor: Çocuk Yapmaya Zaman Bulamadık

RESUL KOCATÜRK’ün sevdalısı da mahpustu 

“Yok be ustam fırsat bulamadık ki çocuk yapalım! Ben bir şehirde yarim bir şehirde, ben bir dağda yarim bir dağda, ben bir mahpusta yarim bir mahpusta, ben dışarıda yarim içeride, yarim dışarıda ben içeride derken fırsatımız olmadı!”

Sevgili Adil Merhaba;

Tarihe gerçek anlamda not düşmek böyle birşey olsa gerek! Eline, beynine ve de yüreğine sağlık. Devrimci direnişimizin hapisahane boyutundan gelecek kuşaklara belge niteliğinde ve daha ilk andan itibaren kalıcı olacağını da ilan eden böylesine bir esere imza atan siz değerli hocamı can-ı gönülden kutluyor, başarılar diliyorum...

“Ben çıkana kadar büyüme e mi” iliklerine kadar 'bizim' hikayemiz. Ama nasıl bir şeydir ki hikayemizi okumak çok ağır geldi nedense! Adeta nefes almaksızın, boğazım düğüm düğüm ve nemlenen gözlerle bitirdim okumayı. Tabi ben mi onu bitirdim yoksa o mu bende bitimlerin yeni başlangıç kapılarını açtı orası ayrı!.. Tek tek hikayelerin her birinde tutam tutam biz de varız. Bilirsin biz devrimcilerin yaşamlarında 'keşke'lere yer yoktur ama 'iyi ki'lerse adeta armonisidir yaşamımızın. Sayfaları çevirdikçe 'iyi ki'lerim çoğaldıkça çoğaldı... Olumlusuyla, olumsuzuyla her 'iyi ki' yaşam serüvenimin köşe taşlarıydı sanki ve kitap bir bütün olarak bu köşe taşlarının resmini çiziyordu.

Evli olduğumu öğrenenlerin ilk merak ettikleri ve sordukları şey çocuğumuzun olup olmadığı olur genelde. Ben de buna biraz da muzipçe bir şekilde; “yok be ustam fırsat bulamadık ki çocuk yapalım! Ben bir şehirde yarim bir şehirde, ben bir dağda yarim bir dağda, ben bir mahpusta yarim bir mahpusta, ben dışarıda yarim içeride, yarim dışarıda ben içeride derken fırsatım olmadı!” deyince her bir arkadaşın tepkisi, mimikleri görülmeye değerli! Yaşam serüvenimiz gerçekten de böyle tabi. Sensenli yılların sonlarından beri hasret yangını bir yolda beraber yürüyoruz yoldaş yarimle. Üniversite yıllarında başlayan yoldaşlığımıza, yani büyük sevdamıza bir zaman sonra yürek sevdamız da karıştı! Doksanlı yılların başları. Yani mezopotamya'da gürül gürül akan bir devrim süreci ve Anadolu'da 12 Eylül faşizmi karşısındaki fiili yenilgiden sonra yenilenen umutların filizlenip boy vermeye başladığı yıllar. Ve aynı zamanda güzelliklerin düşmanlarının iyiden iyiye pervasızlaştığı, yargılı-yargısız infazların ayyuka çıktığı yıllar!.. Öğrenci derneklerinden İHD'ye Halkevlerinden kültür-sanat vb. dernek faaliyetlerine eşlik eden yoğun süreçler yaşıyoruz ve aynı zamanda gözaltıların, işkenceli sorguların ardı arkası kesilmiyor. Sayısını bile hatırlamadığım gözaltıların sonuncusunda 'tutuksuz yargılanmak' üzere bırakıldıktan sonra adliyenin merdivenlerinden inerken polis yaklaşarak “Bundan sonra seni bir daha gözaltına almayacağız, haberin olsun!” diyor yanımdaki avukatımı hiç umursamadan. Mesaj açık!

Ve büyük sevdamızın çizdiği yolda yeni yaşam serüvenimiz böylece başlıyor. Farklı bir bölgede, farklı bir çalışmaya yöneliyorum. Ve bu süreçten sonra hasret herhangi bir uzvumuz gibi bedenimizdeki ve ruhumuzdaki yerini alıyor. Yarim bir bölgede ben bir bölgede, ardı sıra yarim bir dağda ben bir dağda derken 1995 yılının yaz aylarında birbirimizden habersiz ben Karadeniz dağlarında lanet bir pusuda, yarimse Mezopotamya'dan Anadolu'ya geçiş yaptığı sırada tutsaklık süreçlerimiz başlıyor... Ve yarim bir mahpusta ben bir mahpusta... Zamanın DGM'leri tarafından yarim 15 yıla bense müebbet hapse çarptırılıyoruz...

Yıll 2003 Nisan'ı ortaları ve ben wericke-korsakoff sendromu rahatsızlığım dolayısıyla altı aylığına bırakılıyorum ve tedavi sürecine başlıyorum. Yarim içeride ben dışarıda... Kısa süreliğine yarimin ziyaretçisi oluyorum. Ama ne var ki  henüz TİHV'in olanaklarıyla tedavi sürecindeyken hareketimize yönelik bir operasyon saldırısıyla tekrar tutuklanıyorum ve hapislik kaldığı yerden başlıyor. Yarim bir mahpusta ben bir mahpusta...

Ve 2004 yılı içinde yapılan infaz düzenlemesi ile yarim bir buçuk yıl önceden onuncu mahpusluk yılında tahliye oluyor.

Ve denklem birden bire tersine dönüyor! Yarim dışarıda ben de içeride... Yarim ziyaretçim oluyor ve şimdilik böyle devam ediyor... Ama biliyor ve inanıyoruz ki gün gelecek bedenimize, ruhumuza yerleşen o yakıcı hasreti söküp atacağız. Büyük sevdamızın bağrında özgürlük türküleri söyleyip coşkuyla horon tepeceğiz...

Ve işte sevgili Adil Ustam, senin bu değerli eserinde toplanan hikayelerimizi okuyunca büyük sevdamızın nehir yatağında iyi ki çocuk yapacak fırsatımız olmamış dedim kendi kendime (!) Bunu epey bir sesli söylemiş olmalıyım kii arkadaşların “hayrola, iyi misin, çiviler mi gevşedi yoksa?” demeleri üzerine “aynen öyle” deyip kitabı hemen okuması için çocukları olan arkadaşların ellerine tutuşturdum (!)

Selamlar, saygılar, hürmetler

Resul KOCATÜRK

E-Tipi Hapishane B/10

Giresun