Tutsak şair Muhammed Hizmetçi'den gelen şiir: " İsyana Döner Yerküre"

Görülmüştür notu: Şiir "Esmiyor- Ekolojik İsyan" adlı sergimizde yer almıştır.

– İsyana Döner Yerküre –

02/08/2026

Döne döne devinip gidiyor

ya şu yerküre

yanan güneşin çevresinde

dönmekten sersemlemiş

bir gezegen misali

 

Belleğimize tebelleş eden

bir bazı yanlışlar

zuhur ediyor

doğrusal uzamlara itilmiş

cevapsız sorulara

mahal vermeyen

 

Bütün bu azametin

tanığı ve kurgucusu

ey yaşlı yerküre

kasisli çağların

baskı ve zamanla

devredişine dans

eyleyen bilgi

 

Soğuyor ateş küre /

sönen yıldızın badireleri

gibi / zamansal ve uzamsal

bir yolculukta /

samani bir galaksinin

girizgahıyla şahlanmakta

 

Sudan toprağa bir

yolculuğun kadim serüveninde

ağaçların gölgesine sığınan

evlatların varmış

ey hareketin

cismani eyleyicisi

 

Titrerken yabanıl seslerin gölgelerinde

Asalara tutunanların

tabuları rüyalar

rüyaları da düş olurmuş

ve durulayan bir beynin sitayişiyle

kavi kelimeler eder oldu

Sürüden insan olanlar

Yapar oldu, imar eden

emeğin katıksız sayfalarında

 

 

Ne vakit hakim ve tahakküm

ne hakla hegemon ve sürdüren

 

Toplarken yemişleri dalında çocuktun

Üretirken kimi aletleri

hobi his diye duyumsamalar oldun

dikleşti sırtın o onulmaz

tarihin kovalamacasında

Avcıyken kuş vurdun

ki açtın, sıkkın olmayan canınla

 

Toprağa değerken ellerin

çıplak ama diri

cüretkar lakin tedirgin

bel vurdun kara turabike

kimi akşamlar dualar ederken Tanrılara

Tanrılar katında savaşamayanların

öyküsü bu, dinleyesin!

Akropolisler ile göğe ulaşmak

isteyenlerin sunaklarına dair

 

Ey kara turabikin pullayanı

temellük edilirken şu yerküre

insan soyunun soysuzlarına

kılıçlar çekip cenk edenler

emperyal zamanların fatihi

imperium denen kartalların katibi!

 

kolonyal zamanlarda tüfek omuza

çeliğe vurgun

susuz toprakların zebanileri

ki onlar, binenler gemilerine

bin türlü cüruflar saçarak

kentlerden anakaralara

 

ve bacalarda ışıyan fabrikaların

tarihin yanılmaz savaşçısını

doğururken oradaydın!

Ey Herodot’un yanılgısıyla ciltler

döşediği, ardına epopeler dizili yeryüzü

toprak cefakar

sular kadim

köklerinle evlatların bir

Soylu öfken kimedir?

 

Tehditler koymuşlar nehir başlarına

mülkün kutsalına tanrısal

milatlar germişler

ve parazitler tırmanırken

Olimpos’un tepelerini

övünüyor irinin efendileri

kanın ve gözyaşının

kutsal süvarileri!

 

Diş çürür ya derinlerden

usul usul

dağılır ya liğme liğme

bir canlının dokuları etinden

terk-i diyar ediyor 

Sessiz örgüler önden

sineye çekilmiş hesaptan kuyutları

tedavülü dolan bir organın

iç çekişleri gibi

 

Yitip giderken soluyan

şu yerkürenin genişliği

Amazonlardan İndus’a

geçerek Patagonya’dan

Atlantik akıntılarının

buzlarına ordaydın!

ki akıntılar bulantılara

bulantılar isyanlara karışıyor

 

Bana vicdandan bahsetmeyin

Ne toplumsal veyahut şahsi

vicdanım yaralanırken

bir Cuma gecesi ertesi

kavrulmuş yeşil tendanslı

toprağın cesedine

bir röntgen çekiliyor

 

Işık hüzmeleri güneşten

kavi, yakıcı, ısrarcı...

dünyanın her gün

devredişi gibi

nedense telaşelere izni mi var!

duralayan gezegenin

ölümcül merhalelerine

 

ki dur esmiyor denizlerden

ki bekle soluk yok

yok soluğumuz Likya’da

Datça’da, Cudi’de, Toroslarda

yok,

yok hiçbir yerde...

 

Köhne ciğerleri şu kadim insanlığın

pek de bilge değil,

iç ederken köklerin saadetini

Binler ve milyarlar

kapışırken eşitsiz savaşlarda

zırhları ve gözüpek vuruşuyla

bir bomba bırakıyor

metalik kartallar

kentlerin avlusuna

göğsümüzün sultasına

o bebe dişlerimin beyazına

 

Köklere ne bir amentü bu,

ne de hırçın bir reddiyesi

fail hinliklerin

Dünden ve bugünden

senden ve benden olanların

anlaşılmaz fısıltıları

bu sosyal suçun ortağı

 

ve temellüğü kapital olanların

nevri dönerken imtiyazlı girişimlerle

şu koca yerküre

o bucaksız abate

üç okyanus

çokça anakara

yanan o kızıl dünya

sırılsıklam isyanlara

tutuşur.

 

Muhammed Hizmetçi

Marmara 2 No'lu L Tipi Kapalı Hapishane F-6

Silivri / İSTANBUL