Görülmüştür notu: Şiir "Esmiyor- Ekolojik İsyan" adlı sergimizde yer almıştır.
– İsyana Döner Yerküre –
02/08/2026
Döne döne devinip gidiyor
ya şu yerküre
yanan güneşin çevresinde
dönmekten sersemlemiş
bir gezegen misali
Belleğimize tebelleş eden
bir bazı yanlışlar
zuhur ediyor
doğrusal uzamlara itilmiş
cevapsız sorulara
mahal vermeyen
Bütün bu azametin
tanığı ve kurgucusu
ey yaşlı yerküre
kasisli çağların
baskı ve zamanla
devredişine dans
eyleyen bilgi
Soğuyor ateş küre /
sönen yıldızın badireleri
gibi / zamansal ve uzamsal
bir yolculukta /
samani bir galaksinin
girizgahıyla şahlanmakta
Sudan toprağa bir
yolculuğun kadim serüveninde
ağaçların gölgesine sığınan
evlatların varmış
ey hareketin
cismani eyleyicisi
Titrerken yabanıl seslerin gölgelerinde
Asalara tutunanların
tabuları rüyalar
rüyaları da düş olurmuş
ve durulayan bir beynin sitayişiyle
kavi kelimeler eder oldu
Sürüden insan olanlar
Yapar oldu, imar eden
emeğin katıksız sayfalarında
Ne vakit hakim ve tahakküm
ne hakla hegemon ve sürdüren
Toplarken yemişleri dalında çocuktun
Üretirken kimi aletleri
hobi his diye duyumsamalar oldun
dikleşti sırtın o onulmaz
tarihin kovalamacasında
Avcıyken kuş vurdun
ki açtın, sıkkın olmayan canınla
Toprağa değerken ellerin
çıplak ama diri
cüretkar lakin tedirgin
bel vurdun kara turabike
kimi akşamlar dualar ederken Tanrılara
Tanrılar katında savaşamayanların
öyküsü bu, dinleyesin!
Akropolisler ile göğe ulaşmak
isteyenlerin sunaklarına dair
Ey kara turabikin pullayanı
temellük edilirken şu yerküre
insan soyunun soysuzlarına
kılıçlar çekip cenk edenler
emperyal zamanların fatihi
imperium denen kartalların katibi!
kolonyal zamanlarda tüfek omuza
çeliğe vurgun
susuz toprakların zebanileri
ki onlar, binenler gemilerine
bin türlü cüruflar saçarak
kentlerden anakaralara
ve bacalarda ışıyan fabrikaların
tarihin yanılmaz savaşçısını
doğururken oradaydın!
Ey Herodot’un yanılgısıyla ciltler
döşediği, ardına epopeler dizili yeryüzü
toprak cefakar
sular kadim
köklerinle evlatların bir
Soylu öfken kimedir?
Tehditler koymuşlar nehir başlarına
mülkün kutsalına tanrısal
milatlar germişler
ve parazitler tırmanırken
Olimpos’un tepelerini
övünüyor irinin efendileri
kanın ve gözyaşının
kutsal süvarileri!
Diş çürür ya derinlerden
usul usul
dağılır ya liğme liğme
bir canlının dokuları etinden
terk-i diyar ediyor
Sessiz örgüler önden
sineye çekilmiş hesaptan kuyutları
tedavülü dolan bir organın
iç çekişleri gibi
Yitip giderken soluyan
şu yerkürenin genişliği
Amazonlardan İndus’a
geçerek Patagonya’dan
Atlantik akıntılarının
buzlarına ordaydın!
ki akıntılar bulantılara
bulantılar isyanlara karışıyor
Bana vicdandan bahsetmeyin
Ne toplumsal veyahut şahsi
vicdanım yaralanırken
bir Cuma gecesi ertesi
kavrulmuş yeşil tendanslı
toprağın cesedine
bir röntgen çekiliyor
Işık hüzmeleri güneşten
kavi, yakıcı, ısrarcı...
dünyanın her gün
devredişi gibi
nedense telaşelere izni mi var!
duralayan gezegenin
ölümcül merhalelerine
ki dur esmiyor denizlerden
ki bekle soluk yok
yok soluğumuz Likya’da
Datça’da, Cudi’de, Toroslarda
yok,
yok hiçbir yerde...
Köhne ciğerleri şu kadim insanlığın
pek de bilge değil,
iç ederken köklerin saadetini
Binler ve milyarlar
kapışırken eşitsiz savaşlarda
zırhları ve gözüpek vuruşuyla
bir bomba bırakıyor
metalik kartallar
kentlerin avlusuna
göğsümüzün sultasına
o bebe dişlerimin beyazına
Köklere ne bir amentü bu,
ne de hırçın bir reddiyesi
fail hinliklerin
Dünden ve bugünden
senden ve benden olanların
anlaşılmaz fısıltıları
bu sosyal suçun ortağı
ve temellüğü kapital olanların
nevri dönerken imtiyazlı girişimlerle
şu koca yerküre
o bucaksız abate
üç okyanus
çokça anakara
yanan o kızıl dünya
sırılsıklam isyanlara
tutuşur.
Muhammed Hizmetçi
Marmara 2 No'lu L Tipi Kapalı Hapishane F-6
Silivri / İSTANBUL