Ayşenur Semiz'den yeni bir öykü: MOZAİK

MOZAİK

İki küçük göz beni izliyor. Bir hastane duvarındaki mozaiğimi… Okuma bilmeyecek kadar küçük olan kız çocuğu, birine sesleniyor. Hızlıca ve büyük adımlar atmaya çalışarak uzaklaşıyor. Az sonra çekiştire çekiştire birini getiriyor. Önümde duruyorlar, tam karşımda. Ablası olduğunu düşündüğüm kadın da küçük kız gibi inceliyor beni. İki çift meraklı göz her bir kare üzerinde dolaşıyor. Küçük kızın gözlerinden okunabiliyor merakı. Dayanamayıp soruyor: “Ne yazıyor burada?” Ablası başlıyor kısaca anlatmaya öykümü. Küçük kız çok meraklı, yeni sorular ekleniyor arka arkaya. “Burada, bir düşünür yaşamın kaynağı diye adlandırmış çok eski zamanlarda.”

“Tarım onunla başladı. İlk insan toplulukları onun etrafına yerleşti.” Bu iki açıklama ve aslında öykümün küçük bir kısmı dikkatini çekiyor. “Başka, başka?” diye ısrarla anlatmasını istiyor. “Dünyamız çok eski zamanlarda bir ateş topuydu. Onun sayesinde artık öyle değil. İlk canlılar onun içinde oluştu…” Küçük kızın anlam veremediği sözler akıp gidiyor. Mimiklerinden anlamadığını çıkaran ablası, başka türlü anlatmaya koyuluyor. Kafasını anlamış gibi sallıyor. Sorular soran, ışıl ışıl gözleri her bir ayrıntı üzerinde geziniyor.

Duyduğu sesle irkiliyor. Psikiyatri servisinden sesleniyorlar. Bir kadının başı çıkıyor servis kapısından. Aynı kadın hasret dolu sesle “kızım” diye sesleniyor. Bana olan ilgisini kaybeden küçük kız, koşar adım gidiyor sese. Tam kavuşacakken annesine, hemşire araya giriyor. Sarılmak yasak! Bir-iki cümle dökülüyor dudaklarından. Görüşme bitti! Gözleri, az önce öğrenme ateşiyle yanan minik gözleri buğulu. Alt dudağı istemsizce bükülmüş. Ablası ilgisini dağıtmaya çalışıyor. “Gel biraz daha bakalım mozaiğe.” Yine gezdiriyor gözlerini üzerimde. Bu kez soru sormuyor, bir buruk hüzünle bakıyor.

Ayşenur SEMİZ

Kadın Kapalı Hapishanesi B-6

Bakırköy/İSTANBUL