"Sanırım en çok bizi saran, bize sesini duyuran baykuştan başkası değildir. Öyle oluyor ki geceleri saatlerce çatılara konup ötüyor. Sesini bizlere duyurup tecrit içinde hücrede tek başınıza yalnız değilsiniz diyor..."
Merhaba, Sevgi ve özlemle kucaklıyor öpüyorum seni-sizi.
Umarım sağlığınız yerindedir. Ben, bizde iyiyiz bu koşullarda her zaman iyi olmamız gerektiği gibi iyiyim. Göndermiş olduğun yeni yıl kartını aldım. Kartınla birlikte Öykü’nün resmini de aldım. Teşekkür ediyorum, eline yüreğine sağlık sevgili Abim.
Kulağımda kulaklık radyoda müzik dinliyorum. Kendi anadilinde müzik dinlemekten daha güzel bir şey yoktur. Kendi dilimizle türkülerimizi dinlemek. Ağıtlarımızı duymak hayatın acısını da sevincini de anlatıyor bizlere tecrit içinde hücrede. Kulağımdaki kulaklık olamasa gecenin sessiz olduğunu anlatacak sana. Ama gecenin sessizliğini ağıtlarımız bozuyor. Hep sessizliğin olduğu yerde mutlaka sessizliği bozan sesler oluyor doğada uzun zamandır geceleri Baykuşlar ötmüyordu buralarda. Son dönemlerde gecenin sessizliğine ezgi olup da bize sesini duyuranda olmuş oluyor Baykuş kendi sesiyle. Öyle bir şey oluyor ki bazen insanı rahatsız eden ses çıkmayınca insan büyük özlem duyar oluyor o sese. Baykuş sesi de bu seslerden biridir desem sanırım bu söylediğime şaşırmamış olacaksınız. Doğanın hep sesi olmuştur ve oluyor özellikle geceleri. Yaz aylarında kurbağa sesleri nefesi oluyor, öyle bir hal oluyor ki köpek havlamaları da gecenin içinde bir türkünün ezgisini anlatırcasına sesini sessizliğimizin içine bırakıyor gecede. İşte tecrit içinde ve hücrelerde gecenin içinde türkünün ezgisini anlatan sesler. Kimi sazın tezenesinin işlemini görüyor. Kimi kemencenin sesini andırıyor kimi de keman görevini görmüş oluyor bu koşullarda bize gecede. Belki dışarıda olsak hiç bu seslere aldırmayız ne sesi olduğuna kulak vermeyiz. Ama burada bu tecrit koşullarında insan her sese kendisini kaptırıp dinler oluyor. İnan sevgili abim sana bu satırları yazdığımda kulağımı dışarıdaki gecenin seslerine verdiğimde yine gece ezgimiz olup sazın tezere görevini görecek gecede, Baykuşumuzun sesi geliyor. Evet gecenin sessizliğinde gecenin tezeresi Baykuşumuz yine dokunuyor gecede gecenin sessizlik tellerine vurup da sesini bizlere duyuran Baykuşumuzun sesi.
Baykuşun öttüğü yerde uğursuzluk olur, kara haber verir. Türkülere konu olmuş onlarca hikaye anlatılır bu konuda. Başka toplumlarda da uğur sayılır Baykuşun ötüşü. Bana sorarsan uğrusuzluk mudur, uğur mudur. Ama şu bir gerçek gecenin sessizliğinde hücrede tecridin duyarsız karanlığında bir ezgiden, bir türküden, sessizliği yırtan insanın yalnızlığına ortak olup da tecrit içinde insana arkadaş olmaktan daha güzel olamayacağı bir gerçek.
Tecrit içinde hücrede yalnız olmadığınızı bizlere anlatıyor kendi sesiyle desem sanırım yerindedir. Kimsenin insanın yanında olmadığında ve bir sese ihtiyaç duyduğumuzda insan hep sevdiklerinin sesini duymak ister ve onunla sohbet etme ihtiyacını duyar. İşte tecrit içinde Baykuşta böyle olur ki ötüşüyle insana insanın ihtiyaç duyduğunu hatırlatıp anlatır özlemini duyduklarımızın yanımızda olmadığını. Ama ben gecede tecrit içinde sessizliği bozup tecritti yırtıp Ana, yar, çocuk, kardeş, baba, yoldaş, dost oluyoruz size dercesine duyuruyor sesini bizlere gecede. Sanırım en çok bizi saran, bize sesini duyuran baykuştan başkası değildir. Öyle oluyor ki geceleri saatlerce çatılara konup ötüyor. Sesini bizlere duyurup tecrit içinde hücrede tek başınıza yalnız değilsiniz diyor. İşte bu gecede aynısını yapıyor bize ve yine yanı başımızda. En çok yanı başımızda olup da sohbet etme ihtiyacını duyduklarımızda bizi uzak tutan hücre tecrit ama baykuşumuzu bizden uzak tutamıyor. Bizden uzaklaştıramıyor. Belki de bu koşularda tecritti en iyi anlayan kendisidir ondan dolayı her gece gelip hücrelerimizin çatısına konup ötüyor. Bizleri yalnız bırakmıyor. Bu konuda ne düşünüyorsun bilmiyorum. Ne edebiyatçıyım ne de şairim. İşte herkesin uğursuz dediği baykuşumuz her gece bizi yalnız bırakmıyor. Gün olur halayın ritmi gibi sesi yankılanır. Gün olur horona duran kemençenin sesi olur. Gün olur efenin zeybeğe durduğu toprağa diz çöküp toprağa dizini vurduğunda da toprağın sesini anlatır. Gün olur düğünde oynayan gelin halayının kına sesindeki gümbürtüsü olur. Her neyse nasıl görülürse görülsün toplumumuzda Baykuş. Şu gerçek hücrede tecrit içinde geceleri bizleri yalnız bırakmadığını biliyorum. Ve yalnız olmadığımızı hal-hatırımızı sormaya geldiğini gecede anlatıyor beni.
İşte sevgili Abim. Dostlarımız gibi bizi unutmayıp soran, sesini bizlerden tecrit içinde hücrelerde esirgemeyen Baykuşlarımız gecenin zifiri karanlığını sesiyle yırtıp bize ezgisini anlatıyor.
40 kapıyla ilgili davetiyeni de almıştım sana cevap yazdım. Umarım mektubum eline geçmiştir. Bu yıl kimselere yeni yıl kartı yazmadım. Böyle olunca size de yazamadım. Kusuruma bakmazsan çok sevinirim.
Sevgili Abim. Bu sohbetimizin sonuna geldim. Diğer mektupta buluşuncaya dek sevgi ve özlemle seni, ablamı ve Öykü’yü kucaklıyor öpüyorum.
Görüşmek dileğiyle hoşça kalın. Sevgilerimle saygılar.
EROL ENGİN
F TİPİ CEZAEVİ
C- 102 EDİRNE
- 13 gösterim