F 2500!!!

1990’lı yıllarda 18-20’li yaşlarında müebbet hapis cezasına çarptırılan mahpus arkadaşlar memlekette bir şeylerin değişeceği umut ve öngörüsüyle bu cezaları sonuna kadar yatmayacaklarına inanırlar.

Türkiye’de tarihi boyunca çifte standart hukuk ve adaletin ayrılmaz bir parçası olmuştur.

Her dönem rejim muhalifleri, devrimciler, sosyalistler, Kürt özgürlük hareketinin kadroları, taraftarları bu çifte standartçı hukuktan da, adaletten de nasiplerini fazlasıyla almışlardır, alıyorlar.

Bu nedenler demokratikleşme adına çıkarılan her yasa hiçbir dönem tutsaklara eşit bir şekilde uygulanmamıştır.

1991 yılında hükümet şartlı tahliye yasasını yürürlüğe koyduğunda, çifte standartçı, ayrımcı bir uygulamanın altına imza atmaktan hiçbir sakınca görmemişti.

Yasaya göre 125’den hükümlü olan PKK’li tutsaklar şartlı tahliyeden yararlanmayacaklardı.

Öyle de oldu!

Tüm hapishaneler boşalırken, geride Kürt tutsaklar kaldı.

Kirli savaşın tüm şiddetiyle yoğun geçtiği 1990’lı yıllar boyunca, özellikle de Kuzey Kürdistan’da gözaltına alınarak tutuklanan PKK’li tutsaklar zamanın devlet güvenlik mahkemelerinde (DGM) çerez dağıtılır gibi 125’den yargılanıp müebbet hapis cezalarına çarptırıldılar.

1990’lı yıllarda 18-20’li yaşlarında müebbet hapis cezasına çarptırılan bu arkadaşlar memlekette bir şeylerin değişeceği umut ve öngörüsüyle bu cezaları sonuna kadar yatmayacaklarına inanırlar.

Hayatla, tutsaklıkla umutlarını ve dirençlerin büyüterek ilişkilenirler.

Bundan olsa gerek ki, burada tanıdığım eski mahpuslar hapishanede büyümüş, olgunlaşmış olsa da, bir yanları hep çocuk ve genç kalmış.

Bugün 1991 yılında şartlı tahliye yasası yürürlüğe konulduğu süreci düşündüğümde; o gün devletin 125’liklere uyguladığı çifte standart kimsenin dikkate değer bir itirazda bulunup, sesini yükseltmediğini anımsıyorum.

Bütün 1990’lı yıllar boyunca her hangi bir çatışmada gözaltına alınmamış da olsa, bir-iki itirafçının ifadesiyle ya da ağır işkencelerden kurtulabilmek için polisin hazırladığı ifadeyi imzalayan insanlar haksız-hukuksuz bir şekilde müebbet hapis cezasına çarptırıldılar.

Şu an kaldığım A-3 koğuşunda Nurcan çok yakında tutsaklığının 23. yılına girecek.

Yine Emine İpek ve Emine Yıldırım tutsaklarının 22. yılındalar.

Ferda İldan ise 19. yılın içinde…

Ağırlaştırılmış müebbetlik Türkan İpek 22 yıllık mahpuslardan.

Şadiye, Rojbin, Süreyya, Hanım, Bese, Gülazer, Behiye, Esma, Gülistan diye liste uzuyor…

Buna Şakran, Sincan, Alanya hapishanelerindeki eski mahpusları da eklediğimizde 20 yılı devirmiş müebbet hapis cezasını yatan kadın arkadaşların sayısı neredeyse 50’ye yaklaşıyor.

Erkek tutsakların sayısı ise hakikaten dudak uçuklatacak cinsten…

Şadiye Manap müebbet hapis cezasına çarptırılan ve 15 yılın üzerinde hapis yatmış erkek tutsakların sayısının 2500’e yakın olduğunu söylüyor.

Üstelik bunların 1500’ünün hiç gerillaya katılmadıkları halde müebbet hapis cezasına çarptırıldıklarının altını çiziyor.

Bu arkadaşların birçoğunun çok ciddi sağlık sorunları olduğunu da eklemeliyim.

17 Aralık sonrası mahkemelere ilişkin tartışmalar bizim de gündemimiz oldu.

Özel yetkili mahkemelerdeki (ÖYM) yargılamaların hukuksuzluğuna, adaletsizliğine dair arkadaşların dosyaları üzerinde dizi hazırlarken, eski mahpusların yargılama süreçlerine dair de sohbetler yaptım.

Ve bir kez daha gördüm ki, al ÖYM’leri vur DGM’lere!

Haksızlıkta, hukuksuzlukta, devletin intikamcılığında hiçbir fark yoktur!

Zira DGM’ler de ÖYM’ler de aynı yasalardan gücünü alıyor.

En kötüsü de, bu hukuksuz yargılamaların, adaletsizliklerin hukukçular başta gelmek üzere herkes tarafından kanıksanmış olması.

Öyle dosyalarla karşılaştım ki, o tarihlerde İstanbul DGM’de dava görülmüş olsa, en fazla üyelik alacak!

Ama Diyarbakır, Erzurum, Malatya DGM’de görüldükleri için OLağanüstğ hal (OHAL) farkı dedirtircesine, 125’den dava açılıp, müebbetle kapatılması adeta bir klasik halini almış.

Yıllanmış mahpuslar için bugüne kadar kimse herhangi bir şey yapmasa da…

Şu an 40’lı yaşlarda olan 20 - 22 yıllıklar; 40’ına merdiven dayamış 16,17,18,19 yıllık yıllanmış mahpus arkadaşlarım, hapishanelerde unutulmuş olmalarına meydan okurcasına ne umutlarını, ne de dirençlerini yitirmişler!

Ağız dolusu gülmeyi ise hiç ihmal etmemişler, etmiyorlar…

Baharın gün ışıklarını üzerine gönderdiği bu Cumartesi günü onları anlatmak, 2500’ü bulan o soğuk rakamı hatırlamak istedim! (FE/HK)

* 5 Nisan 2014, Füsun Erdoğan, Gebze Kadın Kapalı Hapishane

Kaynak: bianet.org

İlişkili İçerik