Hapishanelerde de okunur şiir: Sema Çelik’in 'Rastgele''si hakkında...

(Sema Çelik’in “Rastgele” kitabı için)

Bir şiir kitabının tanıtımı nasıl yapılır? İşte bu soru, Sema Çelik’in “Rastgele” (Simer Yayınları) adlı şiir kitabı için taa kalbimden bir şeyler yazmak gelmişken beliriverdi önümde. Ya bir engel olarak ya da yol olarak. 

Tanıtımın amacı, okunup da etkilenilmiş olunan bir eseri başka insanların hayatına katma isteğidir. Bu istek Rastgele’yi okuduktan sonra kalemi elime almam için zorladı beni. Ama şu an kalem elimdeyken söylemek istediğim tek cümle şu: “Şu güzelim şiirleri okuyun!”

Bu önerime karşılık şu soru gelecektir muhtemelen: “Niye onca şiir kitabı içinde bu kitabı okuyalım?”

Ben de şöyle derim o zaman: “Sahi onca şiir kitabı var mı piyasada?”

“Var ya! Ne sandın ki? Nicelik çağındayız. Var da var!” diyecektir talip okuyucu. 

Bu durumda kitaptaki şiirlerin ne kadar güzel olduğunu anlatmam gerekecektir. Sahi güzel nedir? Bir şiire güzel demem için o şiirin nasıl bir şekli, şemaili, içeriği olmalıdır? Bu soruya, efendim şu yazar güzel şiiri şöyle tanımlıyor, falan şair şöyle anlatıyor, filan aydın böyle formüle ediyor, diye başlayan uzun bir yazı yazabilirim. Talip okuyucu, eğer referans yazar, aydın veya şairlerden birini tanıyor ve beğeniyorsa muhtemelen kitap dikkatini çekecektir. Ama hız çağında yaşadığımız için, yazının ilk birkaç cümlesine baktıktan sonra sıkılıp sayfayı hatta siteyi değiştirebilir de!

O halde şöyle diyeyim: “Eğer bir şiir sever iseniz bu kitabı okumanızı öneririm. Şiir sevmez insan var mıdır sahi şu fani dünyada? Sonuçta şiir kozmik yetimliğimizin bir tesellisidir. Ölümlü olanın bağrındaki ölümsüzlük ağacının dallarından biridir. Zaman tanrısı Zervan'ın ebedi sesinin, tınılarından en güzelidir şiir.

Şairler zamanın bekçileri, çobanları, dili ve sesidir. En çok da kayıp zamanın iz sürücülüğüyle uğraşır bu çobanlar. Sema Çelik’in şiirlerini okurken, onda kendimize dair birçok duyguyu buluyor ve yitik zamanlarımızın bir ucundan yakalayabiliyoruz. Ve yakalanan her an buruk bir hüzün ve onulmaz bir hasret olarak duygu evrenimizde canlanıyor: “Aylak bir yazdı/Annemin kayısı reçelleriyle güne başladığım” (Kayısı Kıvamında İlk Gençliğim). Şairin, ömrümüzün bir daha hiç yanından geçemeyeceği o kayısı reçeli tatlılığında, ama o tadı ancak bir nostaljiye dönüştüğünde anlam kazanan ilk gençlik zamanına duyduğu özlem ve hayıflanmayı “Reçel tatlısı o en güzel günlerini ekmeğime sürüp tükettiğim” yaşamayanımız var mıdır?

Sema Çelik’in şiirleri zamanı yakalama anlarını büyük bir incelikle dizelere dökmekte. Mevsim eksenli şiirlerindeki duygu renkleri, insanın ruh dünyasındaki gel-gitlere uygun bir resim çiziyor: “Bir yaz güneşine uyanalım/Akdeniz’de/Ağırlık yapmadan hiçbir şeyi/Ne zihnimize, ne bedenimize” (Yeniden)

Zamanı yakalamak marifet. Sanatçılar, şairler onu notalara, tablolara, dizelere yerleştirerek tutmaktalarsa da uçup gitmesine engel olmak zor. “Ellerimle besliyorum zaman kuşunu/sabırsız/Uçmak için hep sonraya” (Zaman Kuşu)

Zaman, insan ruhunun yaşını acılarla, sevinçlerle büyütüyor, küçültüyor. “Kalbimin Eylül Acısı” şiiri yüreğe yüklenen en büyük acıya, yitirilen babaya dair bir ağıt. “Bir anda koskoca kadın oluverdi içimdeki küçük kız”

Agustinus’un meşhur zaman tanımı daha doğrusu tanımsızlığını hatırlatayım: “Peki o halde zaman ne? Hiç kimse sormazsa biliyorum da, biri sorup da açıklama yapmam gerektiğinde bilmiyorum.”

Sanırım Agustinus gibi hem hepimizin açıklamasını yapmakta aciz kaldığımız zaman kavramı en çok şairler sayesinde şekle şemaile bürünüyor. Zaman insan ruhunun serüveniyse eğer onu şiirlerden daha güzel ne anlatabilir ki?

O yüzden ilk başta söylediğim cümleyi son cümle olarak da tekrarlayayım: “Şu güzelim şiirleri okuyun!”

Leyla ATABAY

L Tipi Hapishane A-11

Alanya/ANTALYA