Ressam Mahmut Ulusan'dan bir mektup ve bir resim

21 Eylül 2013

Sevgili Adil

Eşek 7 çeşit yüzme bilirmiş, ama suya girince hepsini unuturmuş!.. Bende kağıt - kalemi önüme alınca aklımdaki her şey uçup gidiyor. Geriye, her zamanki gibi, böyle mektuba bodoslama dalma şıkkı kalıyor... Oysa neler neler kurguluyorum öncesinden yazmak için. Onlardan birini bir hatırlasam " mektup " işi tamamdır halbuki. Kimbilir, belkide aklımın bana yaptığı bir iyiliktir bu, ille de ne yazacağımı kurgulamamam gerektiğini söylüyordur aklım bana. Bir "akıl"'dan söz edilecekse tabi!

Vakit de epey geç oldu. Saat gecenin 23:30'u ve ben henüz yeni yolculuğa çıktım. Bakalım bu yolun sonu bizi nere götürür! Belki bir yere götürmez, biz hala yollarda yönümüzü bulmaya çalışırken mektup sana ulaşmış olur; senden de gerisin geriye bana...Yolculuğun amacı belki de budur, diye geçiririz içimizden...

Sevgili Adil hewal, umarım yaptığım bu küçük sulu boya çalışmasını beğenirsiniz. Zaten pek becerebildiğim bir iş değil; uzun süredir de pek pratik yapamıyordum, haliyle yeniden bir-iki ön deneme yapmak zorunda kaldım. Her işte olduğu gibi resim olayında da çalışmak-pratik yapmak çok önemlidir. Aksi halde benim mektup yazarken ki sıkıntıların aynısını resimde de yaşamak içten bile değildir. Yani resim olayı da öyle voltada ne yazacağını kurgulayıp (?!) masaya oturunca hepsini unutmak işi gibi bir şey. Doğrusunu söylemek gerekirse bu resim olayına da bodoslama daldım. Allah ne verdiyse artık! İlkin ünlü bir ressamın taklidini yapayım dedim ama olmadı. Olmadı ama el alışkanlığı içinde yararlı olmadı değil hani. Ama sonra " Başkalarının doğrularını tekrarlayacağına kendi yanlışlarını yap" vecizini düşünerek koyuldum işe. Zarftan çıkan da o hatalarımdan biri işte...

Gönderdiğiniz kitaplar ( " Yirmibeşinci Saat" Remzi: Hayat Renk Işık" ) geldi. " Yirmibeşinci Saat" te insan kendini birden sürgünlerde buluyor. Uzaktan uzaktan ülkeye, dostlara bakarken yakalıyor kendini. Sonra " şeytan kulağına kurşun" deyip " tıklatacak" bir ahşap arıyor. Mazallah, o ben de olabilirdim diyor insan. Şiirleriniz, sonraki kuşaklara, uzaktan bakılmayan bir ülke yaratmada büyük bir emek sahibi bence. 

Öz geçmişinizde Antakyalı olduğunuz yazıyor. En çok görmeyi istediğim kentlerden biri. Kimbilir, belki bir gün görürüz de oraları...Bende aslen Dersimliyim. Babamın dedesi Dersim'den. Sonra dramatik bir öyküyü omuzlayıp Erzincan'ın Tercan'ına gidiyor. Dedem, babam Tercanlı. Sonra başka öykülerle Bingöl'ün Kığı'sına... Oradan da Bingöl'ün Karlıovasına. İşte ben orada doğmuşum. Selekan köyünde. Derken, 1976 yılında da İzmir - Torbalı'ya göç etmişiz. Tercan, Kiğı, Karlıova bizim pek mülteciliğimiz sayılmazdı ama İzmir - Torbalı da bizim sürgünlüğümüz oldu. Torbalı'ya gelmeden önce ilkin 7-8 ay Narlıdere (İzmir)'de kalmıştık. Çünkü henüz arsamıza evimizi inşaa etmemiştik. Birkaç ay burada, kirada geçirmek zorundaydık... Memleketteyken kendi işimizi yapardık hep. Kendi çayırlarımızı biçer kendi hayvanlarımızı güderdik. Kendi tarlamızı sürüp kendi yaylamıza çıkardık. Yağı, sütü, çökeleği orada, kendimiz işlerdik. (…)

Sevgili Adil hewal... Saat oldu mu sana gecenin iki buçuğu! Ben artık yavaş yavaş kaçayım. Patikanın yolunu tutayım yani. Ama hiçbir şeyden ve hiç kimselerden korkmadan!... O patikanın bizi kardeşlik ormanına götüreceğini artık biliyoruz!

Unutmadan; adıma yatırdığınız havale de geldi. Sonsuz teşekkürler! Beni mahcup ettiniz. Bu inceliğiniz için size ve arkadaşlara ayrıca teşekkürler.

Şimdilik kısaca (!) böyle... Kendinize iyi bakın. Eşe, dosta, kurda-kuşa; hala ayakta kalabilmiş tüm ağaçlara kucak dolusu selam ve sevgilerimi yolluyorum. Hepsine bizzat sarılacağım günleri özlemle bekliyorum. Şimdilik benim yerime siz sarılırsanız sevinirim... Özgür yarınlarda buluşmak umuduyla...

Mahmut Ulusan

2 NO’LU F TİPİ KAPALI CEZA İNFAZ KURUMU

PTT ADALET ŞUBESİ  PK:145   

-B2-7-43  -  KOCAELİ