Deniz’den Görülmüştür’e, Görülmüştür’den Okyanusa Yalansız Yaşamlara

"Görülmüştür sayfalarına (www.gorulmustur.org) elimizi attığımızda, bize belki biraz acı verecek, belki biraz yakacak. Ama kesin; bizi yabancılaşmışlıklarımızla da yüzyüze getirecek. Görülmüştür bizi; “eskiden ne kadar iyiydi” diye hayıflandığımız, kaybettirilmiş ‘insani’ yanlarımızla buluşturacak."

“Düz yollarda yan yürütüyor beni küskün ayaklarım \ Bu ben miyim prangasız sokaklarda avare \ (...) yuhalıyorum kafa kağıdı erken eskimiş kulları \ bir ömür sonra hala \ kırmızı ışıklarda hazır ol \ (...) çocuklar gülüyor halimize\ büyük gülüşlerle\ eğilip topluyorlar sahipsiz kalmış sloganları\ yanmıyor elleri (...)Bu benim diyorum\ iyice adilim işte \ ya onlar, onlar kim.” –Adil Okay-

 

Deniz Tepeli’nin yazdığı, “Heval’e Karker’in Anısına” başlıklı yazıyı okudunuz mu?

Deniz’in ve daha yüzlerce Denizimiz’in satırlarında; Adil Okay’ın yaklaşık çeyrek asırlık bir sürgünlüğün bitişinde yazdığı bu çırılçıplak sahneyle karşılaşamayız. Yıllarca hapis yatıp çıkıldığında hissedilenlerle benzerlik taşıyan, bu çırılçıplak ‘dünya hallerinin’ izini bile bulamayız.

***

Neden? Yığınlarca tarihsel “çünkü”den birkaç tanesi;

Onlar daha hayatlarının ilkbaharındayken; henüz “düz yollarda küskün ayaklarının yan yürütmesine” tanıklık etmeden engellendiler.

Onlar daha hayatlarının ilkbaharındayken; henüz “sahipsiz kalmış sloganları toplarken, elleri yanmayan çocukları” görmeden engellendiler.

Onlar daha hayatlarının ilkbaharındayken; henüz “bu benim diyorum... ya onlar kim” uçurumunu görmeden engellendiler.

Yaşamın bu yüzlerini, böylesine tanımaya uygun değildi mekânlar. O tarihler de, henüz kendi topraklarının bu deneyimlerine yabancıydı. Dünya, henüz 21.yüzyılın dönüşünde değildi...

Yani onlar daha;  20.yüzyıl zindan koğuşlarının ‘yıkılışının’ ardından, 21.yüzyıla F Tipi Hapishaneler’den çıkarak ayak basan, Hasan Gülbahar ve Muzaffer Öztürk gibi “ayaklı hapishane tarihleri olarak” kucaklaşılamadılar. Görülmüştür’de yayınlanan “Ayaklı hapishane tarihleriyle kucaklaşma” başlığını henüz atamadık onlar için.

***

Deniz’in “Heval’e Karker’in Anısına” yazdığı yazıyı, bir film olarak izleseydik, eminim ki; “senaryo nasıl yazılmış? Sahneler ne kadar iyi bağlanmış. Duygular ne kadar temiz ifade edilmiş. Bu kesinlikle 21.yüzyıla ait değil...” demekten kendimizi alamazdık.

Bakın Deniz, daha gencecikken girdiği ve daha yıllarca göremeyeceği gökyüzüne, kucaklayamayacağı ‘insana-insanca paylaşımlara’ dair ne yazmış;

“Devrimcilik hayatın bize sunduğu bir armağandır. Ve onu en güzel yapan yanlardan biri de, kesinlikle, sayısız, güzel, yüce gönüllü, asil, duru insanlarla tanışmak, onlarla dost, yoldaş olabilmektir; hiç tanımasak bile aynı sevdayı, aynı kavgayı, aynı hüznü ve umudu, aynı işleri ve düşleri, aynı kitapları ve ufukları paylaşmaktır”:

‘...yüce gönüllü, asil, duru insan’ olmak? Hatırlıyor muyuz bu kavramları?

‘...aynı hüznü ve umudu, aynı işleri ve düşleri paylaşmak’! Bu kadar arı bir biçimde paylaşıyor muyuz insan yanlarımızı, yanımızdaki insanlarla?

Acılarımızı bölüşüp, umutlarımızı beraber sulayabiliyor muyuz bu asırda?

***

Evet onlar henüz hayatlarının ilkbaharında, bizler 20.yüzyıl anılarındayken engellendiler;

Onlar henüz hayatlarının ilkbaharındayken; ‘umut, düş, hayal, aşk, sevgi, paylaşım’ gibi kavramlara hiç yabancılaşmadıkları bir anda engellendiler.

Onlar henüz hayatlarının ilkbaharındayken; bunları kaybetmiş olanları görüp, onu yaratan sisteme inat susmadıkları bir anda engellendiler.

Onlar henüz hayatlarının ilkbaharındayken; ‘başka bir dünya mümkün’ dedikleri, bunu söylemenin bedellerini göze aldıkları bir anda engellendiler.

Tıpkı bizim ‘Sosyalist Gençlerimiz’ gibi, yüreklerinin daha fazla kirletilmesine dayanamayarak; temiz ellerinin tüm gücüyle ‘başka bir dünya istiyoruz’a giriştiler!

***

Ve Denizimiz-Denizlerimiz, kendisinin de yazdığı gibi; “Bir tutam çiçeği kaçırdım... Gözyaşlarımız akıyordu. Gerçek insanlara akıtılan ve onları sulayıp büyüten gözyaşlarıydı bunlar” demeye devam ediyorlar hala. Yürek dolusu sevinip, yürek dolusu üzülmeyi unutamıyorlar. İnsansız yerlerde, kendi insanlıklarına yabancılaşamıyorlar. Zindanlarda, güçlerini sadece “insan kalmaya” çalışmaktan, bunun onurlu direnişini gerçekleştirmekten alıyorlar.

***

Görülmüştür sayfalarına (www.gorulmustur.org) elimizi attığımızda, bize belki biraz acı verecek, belki biraz yakacak. Ama kesin; bizi yabancılaşmışlıklarımızla da yüzyüze getirecek.

Görülmüştür bizi; “eskiden ne kadar iyiydi” diye hayıflandığımız, kaybettirilmiş ‘insani’ yanlarımızla buluşturacak.

Ve işte bu yüzden;

Biz de, acılarımızı bölüşmekten, sevgilerimizi paylaşmaktan vazgeçmeyerek; ‘gençlikleri askıda bırakılmış’ bu tarihlere el verelim. Özlediğimiz, ‘eski-insanca’  paylaşımlara yelken açalım! İki satırla, biz de onlara ulaşalım.

Günden güne ‘insan insana’ hızla yabancılaşırken; Görülmüştür’ün bize sunduğu ‘okyanusa’ yelkenaçmak elbette kolay değil! Bu okyanusta her ne kadar 21.yüzyılın gözkamaştırıcı ışıklarına yakışmayan bir ZİNDAN gerçekliği olsa da; henüz 21.yüzyılın yalanlarından gözü kamaşmamış bir dünya da var!! 

***

Bir deneyelim, bir başlayalım ve hep beraber, hiçbirimizin memnun olmadığı hallerimize karşı, İNSANCA KULAÇ ATALIM!

“Duvarlar ve yasaklar birçok şeyi sınırlar, kısıtlar. Ama engellerin çatlaklarından bir yol bulup, süzülüp sıyrılıp gelir güzellikler” diyor Deniz. Güzelliklerin, mutlulukların ve daha nice “insanca” kavramın paçavraya çevrildiği şu asırda;

Biz de kendimize, bir mektupla, bir kartla duvarların arasından sızmanın güzelliğini keşfetme imkânını tanıyalım!

Görülmüştür Ekibi’ne, bize bu okyanusu “GÖRME”; acıları bölüşme - sevgileri, umutları, hayalleri paylaşma imkânı sunduğu için yürek dolusu teşekkürler diyerek;

Yalansız yaşamlara dalmaya özlemimizi giderelim,

Bir adres de biz alalım, bir mektup da biz yazalım!

 

Ganime Gülmez

06.08.2015