“Ben sevginin gücüne inanırım. İnsanların sevgi ile en büyük zalimliği alt edebileceğini biliyorum. Bizi sevgisizliğe mahkum etmek isteyenlere inat herkesi daha çok seveceğim. Bize sürgün belletilen diyarları sevgi yumağına dönüştürmek için elimden gelen tüm çabayı sarf edeceğim. Dostlar üzülmesin, canlar yanmasın biz bütün zamanlarda ve mekanlarda birlikteyiz, birlikte olacağız. Sesimizi, yüreğimizin sıcaklığını hep ulaştıracağız sizlere. Ne olursa olsun yüzümüzden gülüşü, gönlümüzden sevgiyi eksik etmeyeceğiz. Karadeniz diyarında da yaşamanın direnmek, direnmenin umut, umudun özgürlük olduğunu haykırarak göstereceğiz."
Seyit Oktay
E Tipi Cezaevi C-2
GÜMÜŞHANE
***
Merhaba Kekê Adil,
Bir süre önce kart yollamıştım, ulaştı mı bilemiyorum. Fakat sizin yolladığınız kartları, şiirleri aldım. Öncelikle teşekkür ediyor, sağolun diyorum. Maalesef beklenmedik bir biçimde, sebepsiz, anlamsız ve ortada hiçbir gerekçe yokken sürgün yollarına düşürdüler bizi. Tabi mağduriyet ve zulüm için sebebe gerek yok biliyorum. Ama zoruma giden; nasıl ki birilerini mağdur etmek için Kürtlerin yaşadığı yerleri sürgün mantığıyla kullanıyorlarsa, bizim için de Karadeniz’in güzelim yerlerini “sürgün yeri” olarak değerlendirme mantığıdır. Bizleri, halkları, insanları birbirine sürgün ederek kendi çıkarlarını korumaya, saltanatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Muktedir mantığı böyle işliyor. Oysa esas ufkumuzun en ücra köşesine, gönlümüzün en uzak diyarına sürgündür bize bunu yaşatanlar. Niye Gümüşhane bana sürgün yeri olsun, niye Van başkasına sürgün yeri olsun? Maksat başka tabi.
Ruhunu, düşüncesini teslim alamadığını mağdur etmek, zor durumda bırakmak, sevdiklerinden uzaklara yollamak, en doğal hakkı olan mahpusun ziyareti paylaşma hakkını fiili olarak elinden almak zaten darbe girişiminden sonra içerisi cehennem yerine döndü. Birkaç nefes alma alanı olan spor, sohbet vb. yanı sıra bir sürü şey kısıtlandı, kaldırıldı. Üstelik uzak diyarlara sürülerek, yollanarak mağduriyet katlanmak isteniyor.
Düşünebiliyor musun tam 18 saat kapalı ring içinde bu yaz sıcağında (17 Ağustos’ta getirildim) yol almak nasıldır? Memleketinden uzak, belki de yıllarca doğru-dürüst bir kere dahi sevdiklerini görememek nasıldır? Bununla amaçlanan nedir? Düşünülsün istiyorum. İşte yasa çıkardılar. KHK ile bir sürü kişiyi bıraktılar. Ama düşüncelerini açıklayanı, demokrasiden yana, barıştan yana konuşanı içeriye alıyorlar. İçeride bu nedenden dolayı yatanları ise oradan oraya sürüyorlar. Bunun anlamı nedir?
Bir süre önce yazmıştım, Siirt’te iken yazmıştım. Bizden önce üç grup arkadaşı götürdüler. Sonra da bizi, beni buraya Hakan Zertürk arkadaşı Trabzon E Tipine, ağır hastalardan Özün’ü Rize Kalkandere’ye iki arkadaşı da Oltu T Tipi’ne götürdüler.
Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü. Ama memlekette barıştan, adaletten, demokrasiden eser yok, çok yazık. Halbuki aklı selim politikalarla her şeyin çözümü o kadar kolay ki. Neylersin tıpkı mevsimin güz olması gibi, hazanın yaprakları savurması gibi en toplumsal, insani değerler rüzgarda savruluyor.
"Sürüldük ey halkım unutma bizi!" diyorum.
Merak etmeyin moralim iyi, umudum diri. En çok yeğenim Neval’i uzun süre göremeyeceğime üzülüyorum. Her ay ziyaret günü onun tatlı gülüşü ve boynuma sarılışı içimi ısıtıyordu. Nazlı bir çiçek gibi gülüşüyle yanağıma kondurduğu öpücükleri özleyeceğim. Ama direnmekten başka çare yok.
Değerli keke Adil,
Yaratılan mağduriyetle, yıldırma isteği ile yapmak istedikleri hiçbir şey sonuç almadı, almayacak. Oysa nerede olursak olalım, sorunların hep diyalog ve karşılıklı anlayışla çözüleceğine inandık ve bunu esas aldık. Ama sözün ve anlamın bu kadar ele- ayağa düştüğü çok az dönem yaşadık. Yine de insani değerlerde ısrar esas ilkemiz olacak. Belki zaman bize zoru, zulmü reva görebilir, ancak biliyoruz ki vicdanlarda ve yüreklerde her daim var olabilme mücadelem sürecek.
Ben sevginin gücüne inanırım. İnsanların sevgi ile en büyük zalimliği altedebileceğini biliyorum. Bizi sevgisizliğe mahkum etmek isteyenlere inat herkesi daha çok seveceğim. Bize sürgün belletilen diyarları sevgi yumağına dönüştürmek için elimden gelen tüm çabayı sarfedeceğim. Dostlar üzülmesin, canlar yanmasın biz bütün zamanlarda ve mekanlarda birlikteyiz, birlikte olacağız. Sesimizi, yüreğimizin sıcaklığını hep ulaştıracağız sizlere. Ne olursa olsun yüzümüzden gülüşü, gönlümüzden sevgiyi eksik etmeyeceğiz. Karadeniz diyarında da yaşamanın direnmek, direnmenin umut, umudun özgürlük olduğunu haykırarak göstereceğiz.
Çok uzatmadan bitireyim. Öncelikle duyarlılığınız için teşekkür ederim. Buraya gelir gelmez ilk aldığım mektuplardan biri sizinkiydi.
Varlığınız moral ve güç veriyor. Şahsınızda tüm dostları, arkadaşları selamlıyor, kucak dolusu sevgilerimi yolluyorum.
Mesele gözden ırak olmak değil, gönüllerden ırak olmamaktır. Gönüllerden ırak olmamak dileğiyle….
Selam, sevgi ve saygılarımla…..
Seyit Oktay
- 15 gösterim