Seyit Oktay

KORONA GÜNLERİNDE MAHPUSLUK ADLI KİTABIMIZA DAİR

            Her şey Adil OKAY’ın bu karanlık korona günlerine dair yazdığı o günlükle başladı. Bir kıvılcım çaktı biz içeridekilerde, yazdıklarımızla o kıvılcımı gür bir ateşe dönüştürdük. Elbette OKAY Ailesi, Görülmüştür Kolektifi, yazılarımızı bilgisayara geçen gönüllüler, İnsan Hakları Emekçileri ve daha birçok güzel dostun emeği, katkısı, çabası sayesinde çeşitli hapishanelerden, kadınlı-erkekli onca tutsağın dilinden, sesinden, kaleminden yazılmış korona günlerine dair yaşanmışlıklar bu şekilde kitaplaştı. Kısa bir süre önce Ütopya Yayınevi’nden çıktı.

Tokat hapishanesinde yazılan bir öykü: "YAPRAK VE RÜZGARIN DANSI"

YAPRAK VE RÜZGARIN DANSI...

            “Ben bir yaprağım. Hangi ağacın yaprağı olduğum önemli değil. Bir bahar sabahı ait olduğum ağacın tomurcuğa durmasıyla yeşermeye başladım. Ağacım yağmurla beslenirken, ben damarlarından bana ulaşan hayatla yeşeririm. Dalımda açar, acele etmeden büyürüm. Büyüdükçe, kış boyunca kurumuş, çöle dönmüş ağacımda hayat yeniden başlar. Rengim hayatla özdeştir. Ağacı büyüleyici kılan ben ve kardeşlerim bir de gölgemizde büyüyen ağacımızın meyvesidir.”

27 Yıllık tutsak yazdı: "Belki de şu hayat denilen koca yeiste sizin gibi dostların varlığıdır neşeye, sevince sebep..."

“Korona günlerinde mahpusluk” Kapağından, içeriğine düzenlenişinden redaktesine çok iyi olmuş, neredeyse hatasız bir baskı ve gerçekten içeriye dair gerçek bir referans kitap haline gelmiş, elinize, emeğinize, yüreğinize sağlık. Sen benim adıma her cana teşekkür edersin. Tabi bu vesileyle sevgili Zafer Kıraç’a da ayrıca selam ve sevgilerimi iletiyorum. Yazısının başlığını dostum yoldaşım Doktor Ayhan’ın sözüyle başlatıp, son sözü yazdıklarımdan yaptığı alıntıyla bitirmesi doğrusu sevindirdi beni. Yararlı şeyler yazmak mutlu ediyor beni, fark edilmesi de ayrı bir sevinç kaynağı.

ASMA KÜSMÜŞ

 

-Asma küsmüş!

-Ne asması, ne küsmesi abla?

Meral gülümsedi, Hüsam’ın gösterdiği tepkiyi ve içine düştüğü şaşkınlığı önemsemeden devam etti.

-Bugünlerde bir sıkıntın, derdin var mı?

-Abla ne diyorsun? Burası cezaevi, stres, sıkıntı günlük işlerden.

-Yok öyle günübirlik olan değil, daha derinden olan bir şeyden bahsediyorum. Ruhunu yaralayan, kalbini sıkıştıran, ışığını söndüren cinsten! Karamsarlık kötümserlik var mı? Bak varsa söyle!

ÖZGÜRLÜK ZAMANI: "YA STAR - Tanrıça uyandı" adlı roman hakkında

Yazar Alihan DEMİR ’in Sis Yayınları’ndan çıkan romanı, moderniteye dair uzun bir eleştiri diye nitelendirebilir. Karşılaştığım ve okuduğum tek kitabı yine de bir değerlendirme yapacak olursam: YA STAR! Bir çığlık, bir tanrıçanın iç dökümü… Bir kadının çaresizliğinden, çare yaratan yürüyüş anlatısı. Zamane insanının, kadın şahsında kendini; tarihin başlangıcı sayılan Sümer’de Tanrıça İştar kimliğinde bulma arayışı. Özgürlük haykırışı!

24 yıldır tutsak olan Leyla ATABAY'dan İki Yeni Kitap: 'Kendini Unutan İnsan' ve 'Şıkefta Fîlozofîyê' Üzerine Birkaç Söz

Daha önce Sitav Yayınevi'nden çıkan "Konjonktürel Kimlik" adlı kapsamlı kitabıyla Said-i Nursi hakkında, sol-ilahiyat anlamında kaynak ve referans olacak bir çalışmayla kendisini tanıdığımız yazar Leyla ATABAY yakın zamanda Lîs Yayınlarından çıkan iki kitapla yeniden kendi düşün dünyasına ortak etti bizi.