YALAN
Muammalara yenildik
Ve solgun
Bir zelzele tuttu bizi
Canımızdan
Avunmayı öğrendik
Suskun
Ve küskün kalmayı…
Boğukluğunda yaşama istencimizin
İnkar etmedik asla
Sevdalı yanımızı
Kasvetli günlere inat
Dağa, taşa
Ve arşın tacına astık
Alazında sevdamızı
Ve bakidir hâlâ tutkumuz…
Çisentisinde ela gözlerin
Konarken yazgının burgacında
Yitik şafakların tanıklığı
Kanımıza dokundu
Ve biz
Çorak diyarlarda karşıladık
En affedilmez olanı
Yalanı…
Miran ŞEVGER
***
AŞKIN SIRADANLAŞMASI
Aşk, ontolojik bir olaydır. İnsan doğasında genetik bir kodlama olarak varlık bulmaktadır. Bu nedenle, birçoğumuz aşık oluruz ve aşkımızı doyasıya yaşama isteğiyle dolarız. Bu gayet normaldir ve birçok açıdan da hoş karşılanabilmektedir. Aslolan, ne yapmalı ve nasıl yaşamalı sorularına cevap olabilecek farkındalığı yaşamımızda yatmaktadır.
Nitekim, günümüzün modernist ve konformist yaşam tarzının bir tezahürü olarak karşımıza çıkan şey, iki bireyin birbirlerine olan bağlılıklarının aşk olarak adlandırılması ve bu aşkın çok rahatlıkla sıradanlaşması olmaktadır. Aşkın sıradanlaşması, temel yaşam prensiplerimizden ve insani değerlerimizden birçok şeyi beraberinde götürdüğü yadsınamaz bir gerçekliktir. Acıdır ki bu, arzu etmediğimiz bir netice olarak karşımıza çıkmaktadır.
Diğer taraftan, büyük umutlarla filizlenen, büyük coşkularla yeşeren ve kesif duygularla dal budaklanıp çiçeklenen aşk, sahiplenmenin getirdiği aşırı kıskançlık ve aşırı karamsarlıkla iç içe gelişmektedir. Öyle ki, sahiplenmek, aşkta en ölümcül etkendir ve tahakküm kurabilmenin en etkin anahtarıdır. Doğal olarak, tahakküm etme güdümüz devreye girmektedir, sahiplenme olayı devreye girince. “Ya benimsin, ya kara toprağın” söyleminin altında yatan dürtü, tahakküm edememenin getirdiği bir sahiplenme reaksiyonudur sadece. İnsanı yaratılmışların en şereflisi olarak baz alırsak; sahiplenmek, köleleşmenin öteki adıdır. Kaldı ki bu, insanın yaratılış gayesine de aykırıdır. Nitekim, meta ve madde olarak görülen şeyler sahiplenilebilir ancak. Biz kabul etsek de etmesek de, bedensel ve zihinsel sahiplenme, köleleşmeye kapı aralamaktadır. Bu hakikat, unutulmaya yüz tuttuğu için, her şeyi oluruna bırakmak ve zamanla başka kulvarlarda avunmak, birçoğumuzun temel kılavuzu haline gelmektedir.
Flörtleşmek ve son dönemin modası haline gelen, takılmak ise, aşkın yerini tutmamaktadır. Sevilmek ve sevmek eylemi, derin bir hissiyattan öte, duygu tatmininin önüne geçememektedir. Duyguların ve güdülerin tatmini, daha makbul gelmektedir günümüzde. Bu nedenle, aşkın eza ve cefasını çekmek istememekteyiz. Belki de, kaybetme korkusuyla yüzleşmemek için, hasret acısıyla boğuşmamak için, rasyonel olarak bize en kolay geleni tercih etmekteyiz. Bilhassa, Z kuşağının birçoğunda bunu görebilmekteyiz. Z jenerasyonunun konformist yapısındaki tutumun en belirleyici yanı, hayatın anlamı değil, istek ve arzularının duygusal ve mental olarak tatmininden geçmektedir. Hal böyle olunca, aşkın sıradanlaşması, kaçınılmaz bir hakikat olarak karşımıza çıkmaktadır.
Ama kabul edelim ki, çok çetrefilli ve çok meşakkatli bir yoldur, aşk. Hakiki anlamda aşkı yaşayanların tarihsel söylencelerde efsanevi bir anı olarak karşımıza çıkmasına.
Miran Şevger
Resim: Mehmet Boğatekin
Miran Şevger'in iletişim adresi:
Hasan ŞEKER
Kırıklar Yüksek Güvenlikli Hapishanesi C2-24 Buca/İZMİR
Mayıs 2026