"Dijital Görüş Günü"

“Dijital Görüş” klavye ve daktilonun, kimi zaman kalemin bile yasak olduğu yerden gelen mektupları yapay zekayla buluşturma fikrinden doğdu. Meramımız, teknolojinin gündelik hayatı bütünüyle değiştirdiği bir çağda, bu dönüşümden uzak kalan tutsak sanatçıları, yeni araçlarla tanıştırmaktı."

***

Görülmüştür Kolektifi tam 17 yıldır, mektubu; görmenin, duymanın, dokunmanın aracı olarak kullanıp; içerisi ve dışarısının, görünür ve görünmezin, duyulur ile duyulmazın yerini değiştiriyor. Yayınlarla, sergilerle, tiyatro oyunlarıyla içerisini dışarıdan koparan zaman-mekân koordinatlarını bozuyor. Tutsaklığı yaratıcı bir sınır deneyimi, direniş biçimi haline getiriyor. Web sitesi gorulmustur.org tutsak yaşamına dair bu coğrafyanın en büyük an-arşivi. Orada okuyabileceğiniz ve görebileceğiniz her şey, düşünmesinler, yazmasınlar, çizmesinler diye dünyadan yoksun bırakılmış tutsakların umut üreten emeği. Görülmüştür Kolektifi özgürlüğü bir eylem olarak, toplumsal, sanatsal pratikler arasında, estetik ve politika ilişkisinde yeniden tanımlıyor. Hem de en beklenmedik yerde, duyusal hayatın yoksullaştırmasıyla çalışan bir disiplin mekanı olan hapishanede.

“Dijital Görüş” düşünceleri nedeniyle tutsak edilmiş, onlarca yıldır hapiste olan dostlarla süren bu muhabbetinin ürünü onuncu sergi. Ülkeler ve kentler gezen bu seferi sergilerin yarattığı ortamı, daha önce de bir “görüş günü” gibi yaşamıştım. Tutsakların yakınlarıyla, yeni dostlarla ve yaşamın süregiden haliyle kavuşmasını heyecanla izlemiştim. İşte şimdi, bu kez Kültürhane’de, Mersin’de yeniden görüşeceğiz. 

“Dijital Görüş” klavye ve daktilonun, kimi zaman kalemin bile yasak olduğu yerden gelen mektupları yapay zekayla buluşturma fikrinden doğdu. Meramımız, teknolojinin gündelik hayatı bütünüyle değiştirdiği bir çağda, bu dönüşümden uzak kalan tutsak sanatçıları, yeni araçlarla tanıştırmaktı. Onlardan esirgenmiş bu gelişmeyi deneyimleme fikrine sıcak bakan kırk yaratıcı insanla, Adil Okay’ın binlerce mektuptan, dantel gibi ördüğü dostluk ağı aracılığıyla bir araya geldik. Onlardan görselleştirmek istedikleri bir hayali, bir hatırayı, bir düşünceyi bizlerle paylaşmalarını rica ettik. 

Mektupları okumaya başlayınca işimizin ne kadar zor olduğunu fark ettik. Bu kadar zengin bir imgelemi nasıl görselleştirecektik? Yıllarca kutsal emanet gibi saklanmış bir çocukluk anısını, hiç çekilmemiş bir aile fotoğrafını, sadece bir dizesi hatırlanan şiiri, hiç kimsenin gitmediği bir kenti, hiç duyulmamış bir şarkıyı… “Perde çekmeyi özledim, kornişten çıkan hafif metalin sürtünme sesiyle… bir halıya çıplak ayakla basabilmeyi özledim… bir kapıyı koluna bastırarak açmayı özledim” diyen şair Erol Zavar’ın, 25 yıllık hasretini, yapay zeka nasıl yeniden üretecekti?

Deniz Şiar Bozkut ve M. Burkay Gündüz’ün sağduyulu teknik, estetik becerileri ile işe koyulduk. Ekipçe yaklaşımımız, yapay zekanın ürettiği görsellerin, hayal edilenle arasındaki farka odaklanmak oldu. Metodolojimizi geliştirirken, yaptığımız çalışmayı, mektuplarda betimlenen imgenin, olası bir yorumu olarak değerlendirdik. Öznel dokunuşlardan olabildiğince uzak durup, metinlere sadık kalmaya ve bazen şaşkınlık verici derecede detaylı olan betimlemeleri titizlikle görselleştirmeye çalıştık. Metinler ve yapay zeka arasındaki ilişkinin, mümkün olan en geniş bilgi havuzundan beslenen bir karşılaşma olmasına özen gösterdik. Başından beri, üreticiler kadar, izleyiciler için de bu serginin, metin ve görüntü arasındaki ilişkinin, yaratıcı insan ve algoritma arasındaki farkın araştırılması üzerine bir çalışma olduğunu aklımızda tuttuk. Bu ilişkinin sapmaları, kopuklukları, düğümleri ve çatallanmaları önümüzde geniş bir soru ufku açtı. Çalışmanın geliştirilerek devam etmesi gerektiğine dair bir heyecan da yarattı. Hepsinden önemlisi, ürettiğimiz görüntülerin, içeri geri döndüklerinde, onları bekleyenlere neler hissettirebileceğini düşünmediğimiz bir an bile olmadı. Nihayet “Dijital Görüş”te orijinal mektuplar, taranmış metinler ve yapay zekanın ürettiği görseller bir arada sergilenecek. İzleyiciler, bu anlam üretme ve dayanışma sürecinin parçası olmaya davet edilecek. 

Otuz üç  yılını, dört duvar arasında bırakmış, tutsak yazar Ali Baba Arı yapay zekayı “sınırları olmayan bir dairenin merkezi” diye tanımlamış. Biz de serginin grafik tasarımında ondan esinlendik. Görülmüştür Kolektifi’nin merkezinde olduğu, içerisi ve dışarı arasındaki duvarı aşan kolektif emeği, teknolojinin imkan sınırlarına taşımaya çalıştık. 

Ezgi Bakçay