Şebnem Korur Fincancı

Kuyular derin... S ve Y Tipi hapishaneler...

Hapishaneler her gün biraz daha koşulları ağırlaştırılarak hayatımızda varlığını sürdürüyor. Yargının araçsallaştırıldığı, toplumun farklılıklara, farklı sözlere tahammülsüzlüğü artarken devlet aygıtının bu farklılıkları özgürlüğünden alıkoyma gerekçesi kıldığı koşullarda hapishanelerin kendisi bir ceza aracı olarak kullanılıyor. Uzun yıllar tabutluklar ile başlayıp, F tipi hapishanelerin hapsetme biçimi ve mimari yapısı ile ne tür sağlık sorunlarına yol açacağını anlatmaya çalışırken şimdilerde hayatımıza “yüksek güvenlikli” “S” ve “Y” harfleri de eklendi.

Birlikte ses çıkarmazsak...

Cezaevlerinden gelen mektuplar çoğaldıkça çoğalıyor, Türk Tabipleri Birliğine gönderilen ve adımla yazılmış olanlar bir yana zaten çok sayıda mektubu okuyup kurumsal olarak yanıtlamaya çalışırken, Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve Evrensel Gazetesi aracılığıyla gönderilenler de birikiyor durmadan. Her birinde bir yandan yaptığım hak mücadelesine atıfla güç dileyenlere buradan teşekkür etmeliyim.

Hüznün isyanı

Bu haftayı mahkemelerde geçirdim. Birisinde tanık bilirkişi olarak dinletilmek üzere hazır bulundum, avukatlar talep ederken ben dışarıda bekliyordum. Öncesinde çalışmış, vücut diyagramları üzerinde yaralanma biçimini görsel olarak anlatmaya çalışmıştım. Kabul edilseydi sözlü olarak da anlatacak, görüntüleri yansıtıp üzerinde tanımlayacaktım. Yasaya aykırı biçimde reddedildi. Sonrası erkin adaleti bir kalemde silip atmasıyla sonuçlandı.

TBMM İnsan Hakları Komisyonu ve İşkence

Ankara Tabip Odası, İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği Ankara Şubesi, Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şubesi, Hak İnisiyatifi Derneği,  Devrimci 78’liler Federasyonu, İnsan Hakları Gündemi Derneği, Ses Ankara Şubesi ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı 2019’un son haftasında Ankara’da Adalet Bakanlığı eski çalışanı olan 46 kişiye yönelik olarak fiziksel, psikolojik, cinsel şiddet ve işkence iddialarının gündeme gelmesi üzerine “İşkence İstisnası olmayan, İnsanlığa Karşı bir Suçtur ve Mutlak Olarak Yasaktır!”, diyerek bir basın açıklaması yapmışlardı.

Tecrit

Cezaevleri 260 bini geçen nüfusu ile artık Türkiye’de pek çok şehrin nüfusundan daha fazla insanın alıkonulduğu, alıkonma koşullarının ağırlaşarak sürdüğü ve ne yazık ki yıllar içinde hem mahpusların hem de insan hakları örgütlerinin mücadeleleri ile kazanılmış hakların hızla geri alındığı kurumlar olarak hayatlarımıza can yakarak temas eden varlığını sürdürüyor. Kitaplardan mektuplara gazetelerden dinlenecek radyo, izlenecek TV kanallarına tüm iletişim kaynakları durmadan yasaklanıyor. İnsanlar arasında iletişim olmaması için elden gelen esirgenmiyor.