"Hasretini hafifletemeden bitmişti görüş ve anne hâlen ağlıyordu. Vedalaşırken ben de sarıldım, etkilenmiştim, “Sen üzülme anacığım, yapanların utancıdır bunlar” diyebildim ve sadece, “Oğullarım bunlar çocuğum. Niye ayırırlar ana-babasından?” diye içindeki o sıkıntıyı dile getirebilmişti."
MESUT DENİZ
2 NO’LU F TİPİ CEZA İNFAZ KURUMU A-İ/137
TEKİRDAĞ
***
Merhaba Adil hocam,
(…)
Asıl paylaşmak istediğim ise ağırlaştırılmışlara özgü uygulamalar kapsamında tanıklık ettiğim ve beni de ziyadesiyle etkileyen bir yaşanmışlıktır.
Biz ağırlaştırılmış müebbetler için birçok özel kısıtlamalar getirilmiştir. Bunlardan bir tanesi de ziyaretçiler konusudur. Diyelim ki açık ya da kapalı fark etmez, ziyaretine aynı anda iki kişi gelmişse –ki zaten ziyaret gelebilecekler bizler için ayrıca sınırlandırılmış ve sadece anne-baba-kardeş, eğer evliysen eş-çocuk ve bir de vasinle görüşebilirsin, bir saatlik görüş süresi bölünür ve ziyaretçiler ayrı ayrı alınır. İkisi aynı anda görüşe giremez. Biri görüşürken diğeri dışarıda bekler ve zaman bölüştürülerek yer değiştirilir.
Yine bir açık görüş günü, açık görüş alanına çıktık. Daha öncesinde Sincan’dan tanıştığımız ve birlikte ziyaretlere çıktığımız adli mahkûm olan iki kardeş de gelmişti. Kardeşler de ağırlaştırılmış müebbetler. Bu defa anne ve babası birlikte gelmişlerdi. İki yaşlı insan ve kalkıp Ankara’dan Tekirdağ’a çocuklarını ziyarete gelmişler. Oldukça da duygusal bir atmosfer zaten. Selamlaşma, kucaklaşma sonrası artık masalara dönülür ve hasret giderilir. Söz konusu ağırlaştırılmış müebbetler olunca katı mevzuatlar amansızca devreye girer. Ziyaret yerindeki görevli personel vazifesi gereği kuralı hatırlatır. Anne ile bir oğlu bir masaya, diğer oğul ile baba başka masaya oturtulur.
O anda anneye baktım uzun uzun, tanışıyorduk zaten, elleriyle oğlunun elini tutmuş ağlıyor; ama gözleri ve ruhu öbür oğlunda. Hasreti dahi parçalanmış. İkisini yanına alıp sarılamıyor. İkisine birden söyleyeceklerini söyleyemiyor. Her şey yarım ve parçalanmış. Oysa bir aileydiler. Ama kaideler bir araya gelmelerine, kısacık görüş zamanında dahi fırsat vermiyordu. Aylardır göremediği oğullarına biriktirmiş olduğu özlemi, bir nebze olsun giderebilmek için düşmüştü yollara ama yine olmamıştı. Kabul edilmesi ve anlaşılması güç bir uygulamanın yaratmış olduğu ağır bir yük daha eklenmişti omuzlarına. Yarım saat sonra oğullar yer değiştirdiler. Anne yine aynı duygular içindeydi. Masadan kalkan oğlunun elini tutmuş bırakamıyordu ve ağlayan gözleriyle diğer masadaki oğluna çağırırcasına bakıyordu. Belki hemen gelir de onun da elini tutarım diye.
Hasretini hafifletemeden bitmişti görüş ve anne hâlen ağlıyordu. Vedalaşırken ben de sarıldım, etkilenmiştim, “Sen üzülme anacığım, yapanların utancıdır bunlar” diyebildim ve sadece, “Oğullarım bunlar çocuğum. Niye ayırırlar ana-babasından?” diye içindeki o sıkıntıyı dile getirebilmişti.
İşte böyle sevgili hocam. Benden bu defalık bunlar olsun. Sevgili Öykü’ye de bir adet kartım var. Sevgili Tülin’e selamlarımı saygılarımı iletiyorum.
Mesut Deniz
- 11 gösterim