“Dedim ya, alıştık artık alışılmaması gereken bu mekanlara. Aslında alışma, yola revan olunduğunda ölüm ve yaşam arasında gidip gelen bir sarkaç misali tüm benlikte hissedilmekten kaynağını bulmakta. Tabii en büyük eziyet ailelere. O kadar uzağa gelmeleri çok zor. Anamı artık ayakları kendisini taşıyamadığından dolayı, Siirt'e bile tekerlekli sandalyeyle anca getirebiliyorlar. Ya Balıkesir tarafları? Doğrusu Ege ellerinde -Balıkesir- hiçbir akrabamızın olmadığı bölgelerden biri. Yol yok, iz yok. Hem orada benim üç kişilik görüşçü yazacağım hiç kimse de yok. (Sahi, oralarda İHD var mı? Veya başka bir kurum. Oralardan duyarlı bir can görüş listesine yazıldığında gelir mi?) “
Ayhan Kavak
1 No'lu T Tipi Cezaevi
Bandırma-BALIKESİR
***
02.08.2016
Keke Adil Hocam'a Merhaba!
Galiba Siirt'ten yazacağım son mektup olacak. Malum ortalık tam keşmekeş içerisindeyken hukuki anlamda hiçbir girişim yapma olanağımız olmadan palas pandıras sürgüne yollanıyoruz. Görünen o ki istikamet Balıkesir dolayları ya Bandırma ya da Kepsut ilçelerinden birine paketleniyoruz...
Tedavi amacıyla beş yıla yakın kaldığım Amed zindanında firar bahanesiyle onlarca hatta yüzlerce diyebileceğim canları Türkiye'nin dört bir yanına sürgüne yollamışlardı. Beni de ikametgahım "Siirt" diye 1 Nisan 2016 da buraya getirmişlerdi. Tabii tedavilerim aksamıştı. Hoş, muktedirlerin umurunda da değil bu durum.
Hasılı Siirt'te tedavi ve ilaçlarımın düzenlenmesi için gecikmeli bir şekilde Siirt Devlet Hastanesine gidebildim. Kimi bölümler Siirt'te vardı kimi bölümler için de ( Dermatoloji, Romatoloji, Göğüs Hastalıkları ve Gastroenteroloji) Amed'deki önceden tedavilerimin yapıldığı araştırma hastanesine sevk edildim. Yaklaşık iki aydır ha bugün ha yarın tedavi amacıyla götürürler derken işin kolayına kaçarak benimde arasında bulunduğum otuza yakın arkadaşı Bandırma 1 ve 2 nolu zindanlar ve Kepsut L Tipine sürgüne yollayacaklar. Zaten tedaviler aksamıştı. (…)
Harcı hukuksuzlukla karılan böylesi mekânlarda içimi dökmek için değerli Kekê'me bir kaç name ve kimi yazılarla misafirliğe geleyim dedim. Şehirler değişse bile zindanlar nerde ve nasıl olursa olsun kalmaya aşinayız. Fakat o kadar çok paketlemeler yapılıyor ki insanın yapmak istediği yazınsal çalışmalar sekteye uğruyor. Bir de bakalım varacağımız yeni zindan da hangi yazılarımıza, hangi karalama taslaklarımıza el koyacaklar? Zulmün cenderesinin çıplak hissedildiği bu soğuk duvarlar ardında zindan değiştirmeleri esnasında o kadar çok yazınsal çalışmalarım kayboldu ki, en çok hayıflandıklarım bu yazılarım olmakta.
Sahi Değerli Kekê'm, dostlar sağ olsun, Pen üyesi yapmışlar beni. Yeni olmuş ve iletişim kurulmadan sürgüne yollanacağım. Dedim ya, alıştık artık alışılmaması gereken bu mekanlara. Aslında alışma, yola revan olunduğunda ölüm ve yaşam arasında gidip gelen bir sarkaç misali tüm benlikte hissedilmekten kaynağını bulmakta. Tabii en büyük eziyet ailelere. O kadar uzağa gelmeleri çok zor. Anamı artık ayakları kendisini taşıyamadığından dolayı, Siirt'e bile tekerlekli sandalyeyle anca getirebiliyorlar. Ya Balıkesir tarafları? Doğrusu Ege ellerinde -Balıkesir- hiçbir akrabamızın olmadığı bölgelerden biri. Yol yok, iz yok. Hem orada benim üç kişilik görüşçü yazacağım hiç kimse de yok. (Sahi, oralarda İHD Var mı? Veya başka bir kurum. Oralardan duyarlı bir can görüş listesine yazıldığında gelir mi?)
Tabii nemli hava. Astım ve yüksek tansiyon hastalığına iyi gelmeyen bir iklim. Hoş, muktedirlerin 'Asmayalım da besleyelim mi?' garabet sözü bugünlerde de yürürlükte. Bu yüzden çürütme ve insanların sağlığının bozulması açısından ellerinden gelenleri bizlerden esirgemiyorlar...
Bu biraz da iç dökme modunda bir mektup oldu. Sese ses olan siz değerli Görülmüştür ekibine de çığlık niyetine haykırayım dedim. Zira itiraz edecek başka hiçbir merci yok. Olsa bile 'Beter olun' demelerinin kakafonik bağırtısını duyar gibiyim. Bu yüzden değerli Kekê'me ve görülmüştür canlara yazayım dedim.
Sahi, zindanların ahvali berbatlaşmakta. 15 Temmuz akşamı bu zindanın kapısında da yığınla asker toplaşmış. Genelde başarıya ulaşsalardı herhalde ilk önce buralarda katliamlar yapmayı planlamışlardı. Şimdi o toplaşan güruhun çoğunluğunu buraya getirdiler. Buldukları her boş alanı, kapalı spor salonunu, atölye, bilgisayar odaları vs. vs koğuşa döndürülme sürecinde. Tıklım tıkış doluşturmuşlar. Tüm sosyal etkinliklerimiz askıda! Haftada bir spor etkinliği hakkın rahmetine uğradı. Tutuklulara yönelik olarak da üç kişilik görüş hakkı, ikinci bir emre kadar yassak! (…)
Tutuklu-Hükümlü ayırımı var. Yakında herkese bir başka Ohal durumunu bu halleştirirlerse şaşmam. (…) Şu zindan meselesi için Değerli Can Dostum Metin Ekinci'den öğrendiğim bir Anadolu deyişiyle bitireyim: "Zulmün artsın ki tez elden zeval bulasın" Muktedirlere, zulmetin zulmünü icra edenlere söylenecek son sözümüz bu olsun! Tabii zevali de bizden bulsun diye de ekleyeyim.
Tüm Görülmüştür emekçilerine en içten selamlar...
Selam, sevgi ve saygılarımla, başarı ve esenlikler dilerim.
AYHAN KAVAK
- 9 gösterim