DUVARLARI DELEN EMPATİ: Çizgiler ve Günlüklerle Özgürlük Arayışı
Görülmüştür Kolektifi kurucularından Adil Okay’ın tutsakların mektup ve çizgileriyle hazırladığı "Duvarları Delen Çizgiler" ve "Korona Günlerinde Mahpusluk" adlı bu kitaplar, sadece kâğıda dökülmüş kelimelerden veya çerçevelenmiş imgelerden ibaret değildir. Bu, dört duvarın arasına sığdırılmak istenen insan onurunun, sanat ve dayanışma aracılığıyla gökyüzüne açtığı bir "nefes borusu"dur.
"Duvarları Delen Çizgiler" ile parmaklıkların arasından süzülen mizahın, en katı yasakları bile nasıl gülümseyerek aştığına tanıklık edeceksiniz. Tutsak karikatüristlerin çizgileri, sadece birer resim değil; meşruiyeti sorgulayan, duvarları şeffaflaştıran ve "özgürlüğün" fiziksel mekânlara hapsedilemeyeceğini kanıtlayan birer başkaldırıdır.
"Korona Günlerinde Mahpusluk" ise tecrit içinde tecrit yaşamanın, belirsizliğin ve dış dünyadan koparılmanın en sarsıcı günlüklerini sunuyor. Pandeminin o boğucu günlerinde, hapishanelerin daralan koridorlarından yükselen bu sesler; hayatta kalmanın, paylaşmanın ve kalemi bir tutunma dalı olarak kullanmanın en çıplak halidir.
Peki, nedir bu metinlerde ve çizgilerde izi sürülen "özgürlük"?
Bu kavram; romantik bir iç çekişten ziyade, başkasının acısını kendi teninde hissetme becerisidir. Bir mahpusun hücresine sızan ışığı kutsaması, bir dışarıdakinin ise o ışığı çoğaltmak için parmaklıkların arasına elini uzatmasıdır. Bu, acıyı umuda, sessizliği çığlığa dönüştüren politik ve insani bir direniş pratiğidir. Okay bu çalışmasında şunu savunur: İçeriden gelen bir karikatür çizgisi veya bir pandemi günlüğü, sadece bir 'eser' değildir; o, tecrit edilerek 'görünmez' kılınmak istenen insanın, benliğini koruma ve kamusal alana müdahale etme eylemidir. Hazırladığı bu kitaplarda Okay, mahpusların 'beyin ve el yongalarını' (kendi deyimiyle üretimin en saf parçalarını) alıp toplumsal hafızaya emanet ederken, editörlükten öte bir iş yapar: Sessizliği, duvarları aşan bir çığlığa dönüştürerek statükoyu sarsan insani bir ağ örer.
"Adil Okay için bu kitaplar, mahpusun hücresindeki yalnızlığı ile dışarıdaki insanın sorumluluğu arasında kurulan yıkılmaz bir köprüdür."
Bu pratik, mahpusu 'kurban' olmaktan çıkarıp bir 'anlatıcı' ve 'direnişçi' haline getirir. Okuyucu bu sayfalarda sadece korona günlerini veya çizgileri görmez; aynı zamanda her türlü baskıya rağmen yaratıcılığın ve dayanışmanın nasıl bir özgürlük provası olduğunu deneyimler.
Tutsakların bu üretimlerinde, "beyin ve el yongaları" dedikleri o eserlerle, dışarıdaki hayata "Ben de buradayım ve hâlâ hayal kurabiliyorum" demenin en onurlu yolunu bulacaksınız. Bu çalışma, hapishane idarelerinin "Görülmüştür" mühürlerini aşan, sansüre boyun eğmeyen bir ruhun dışavurumudur.
Bizler, bu sesleri dışarıya taşıyarak sadece birer aracı olmuyoruz; aynı zamanda aşkın, adaletin ve özgürlüğün birbirinden ayrılamaz bir bütün olduğunu bir kez daha ilan ediyoruz.
Sessizliğe ses olanlara, duvarlara pencere açanlara selamla...
Görülmüştür Kolektifi
Korona Günlerinde Mahpusluk, Adil Okay, Ütopya yayınevi.
Duvarları Delen Çizgiler, Adil Okay, Ütopya yayınevi.