İnsan haklarında durum

 

 

İnsan Hakları Derneği, 2019 yılı insan hakları raporunu 5 Mayıs 2020 Salı günü açıkladı.

Raporun sunuş ve içeriğindeki başlıklar şöyle: Otoriter yönetimde ısrara karşı toplumsal muhalefetin direnişi, Kalıcılaşan OHAL rejimi, Yaşama hakkı, İşkence ve kötü muamele, Cezaevleri, Kürt sorunu, Kişi özgürlüğü hakkı ihlalleri ve ifade özgürlüğü, Örgütlenme özgürlüğü ve insan hakları örgütleri ve savunucular üzerindeki baskılar, Türk Tabipleri Birliğinin Merkez Konseyi ve kamu emekçileri sendikaları konfederasyonu MYK üyeleri hakkında yaptıkları açıklamalar nedeniyle açılan davalar, KESK ve KESK’e bağlı sendika yöneticileri ve üyelerine yönelik baskılar, ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı ile birlikte dernek yönetici ve üyesi çok sayıda avukat halen hükmen tutukludur, toplantı ve gösteri özgürlüğü, seçme ve seçilme hakkı ihlalleri, kadına yönelik şiddet sorunu, mülteciler, sığınmacılar, göçmenler, ekonomik ve sosyal haklar.

Raporu okuduğunuzda Türkiye’de insan hakları durumunun ne denli kötü bir durumda olduğunu görüyorsunuz. Birkaç gün önce, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü vesilesiyle, Prof. Dr. Yaman Akdeniz, İfade Özgürlüğü Derneğinin @engelliweb ile birlikte yürüttükleri proje çerçevesinde saptadıkları verileri Twitter hesabından paylaştı. Buna göre, “Türkiye’den 415 bin web sitesi, 140 bin URL adresi, 42 bin tweet, 7 bin 200 Twitter hesabı, 12 bin 450 YouTube içeriği ve 6 bin 500 Facebook içeriği erişime engelli ve sansürlü.”

Korkunç bir durum.

IPI (Uluslararası Basın Enstitüsü) de tutuklu 90 gazetecinin adlarını yayımladı.(https://freeturkeyjournalists.ipi.media/tr/cases-2/)

Düşünenlerin, düşündüğünü yazanların, çizenlerin, söyleyenlerin özgürlüğünden yoksun bırakıldığı ve çok çeşitli baskılara maruz kaldığı bir rejim altında yaşıyor Türkiye toplumu. Bunu değiştirmek, düzeltmek mümkün. En üst düzeyde siyasi irade gerekir düzeltme, düzelme için…

İnsan hakları ve demokratik değerleri içselleştirmiş politik ve bürokratik kadrolar gerekli.

Başka türlü olmaz. Olmadığını da gördük. 

AB süreci dışsal etkilerle/ motivasyon ile bir yere kadar gidilebildiğini, esas sorunun çözümünün iç dinamikler olduğunu gösterdi.

Türkiye’deki politikacılar yurttaşlarının insan hak ve özgürlüklerini devletin dış politikasına endekslediler ve yurttaşlarının hak ve özgürlüklerini devletin dış politikasında duyduğu ihtiyaca göre, o ihtiyacın gerektirdiklerine göre değerlendirdiler.Bir araç olarak yani… Dış politikanın aracı olarak…

Şimdi de hakim siyaset anlayışı olarak, toplumu ağır baskı rejimi koşullarında tutuyorlar.

İnsan hakları raporları bu durumu belgeliyor ve gösteriyor.

Kaynak: Evrensel Gazetesi

İlişkili İçerik