TÜRKİYE HAPİSHANELERİNDE 19 BİN KADIN MAHPUS FERYAT EDİYOR

 

“02.09.2025 itibarıyla Türkiye’de toplam 304.964 kapasiteli 402 hapishanede 419.194 mahpus tutuluyor. 120.846   mahpus açık, 298.348  mahpus kapalı hapishanelerde kalıyor.

Bu mahpusların 356.710 ’si hükümlü, 62.484 ’isi tutuklu. 200‘ü LGBTİ+, 14.276’sı yabancı, 1.453’ü ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsüdür.  Hapishanelerde dil ve konuşma engelli olan 19, görme engelli 42, işitme engeli olan 28, işitme ve konuşma engeli olan 18 ve ortopedik engeli olan 162 kişi olmak üzere 269 engelli mahpus vardır.

Hapishanelerde  19.091  kadın mahpusun yanında annesi ile 0-3 yaş grubu çocuk sayısı 434 ve 4-6 yaş grubu çocuk sayısının 388‘dir.

Bu verilere ek olarak hapishanelerde sağlık problemi olmayan tutuklu ve hükümlülerin iaşe bedelleri 83 TL, anneleri ile birlikte kalan 0-6 yaş çocukların iaşe bedeli ise 150 TL olarak uygulanmaktadır.

Hapishanede hayatını kaybeden mahpus sayısı 2018 yılında 107, 2019 yılında 95, 2020 yılında 128, 2021 yılında 101 ve 2022 yılında ise 108’dir.”[i] 

*** 

Türkiye’de özellikle siyasi tutsaklara uygulanan zulümden;  kelepçeli muayene, sürgün cezası, çıplak arama, koğuş, hücre baskınları ve aklın almayacağı keyfi yasaklardan sanıldığının aksine kadın tutuklu ve hükümlüler de etkilenmektedir. Yani hapiste kadın ayrıcalığı yoktur. Örneğin son aldığımız habere göre: “Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde infazlarını tamamlayan 12 siyasi kadın tutuklunun, idare ve gözlem kurulu kararlarıyla yıllardır tahliye edilmediği ortaya çıktı. DEM Parti Milletvekili Avukat Ali Bozan, konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı.” (İlke TV)

Bunun anlamı şu: Sincan Kadın hapishanesinde kalan siyasi kadın mahpuslar, aldıkları cezanın sonuna geldikleri halde “infaz erteleme- infaz yakma” diye tabir edilen keyfi uygulama sonucu tahliye edilmiyorlar. 

Tabi bu işkence yöntemi sadece Sincan hapishanesine özgü değil. Bakırköy kadın hapishanesinde kalan Meral Remziye Turmuş da yolladığı mektupta buna değiniyor:

“Yaklaşık sekiz ay öncesine kadar ayda bir arama yapılır, ne insan onuru çiğnenir, ne de işkence olarak kullanılırdı. Şimdi ise haftada iki kere aramaya geliyorlar, taş üstünde taş bırakmıyorlar. Tüm yaşamınızın bir odada olduğunu ve haftada iki kere hırsızın girip, odayı yerle bir ettiğini düşünün. Son aylarda her geldiklerinde eşyalarımıza el koymaya da başladılar.”[ii]

***

Tarsus Kadın kapalı hapishanesinde kalan Fatima Aktaş da yolladığı mektupta başka bir işkence yöntemine, çıplak aramaya dikkat çekiyor:

“Tarsus hapishanesinden Şırnak’a asker eşliğinde gittim. Beş kişinin gözü önünde zorla iç çamaşırlarına kadar çıkarttırdı. Erkeklerin de arandığı aynı kabinde benden önce 4 kişiyi, yani erkek mahkumu o kabinde aradılar. Yerler berbat yıllardır temizlenmemiş gibi, kıllardan tabaka oluşmuş, kirli iç çamaşırları ve kullanılmış önlükler. O yerlerdeki pis önlükleri giydirmeye çalıştılar, kabul etmedim. Kadın komutan gider gitmez müdürün talimatıyla beni zorla kabine alıp vahşice elle çıplak aramamı yapıp, şiddet uyguladılar.”

Ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilen Siyasi Tutsak Deniz Tepeli kendi sorunları yanı sıra Kocaeli kadın Hapishanesinde kalan adli mahkumların da sorunlarını dile getirmiş:

“Burada adli bir kadın hayatına son verdi. Bilebildiğimiz tek şey adının Duygu olduğu; şizofreni hastası olduğu, buna rağmen tek tutulduğu (tekli hücrelerde) ve birkaç ay önce buraya sürgün olarak getirildiği… 9-3 denilen bir kategori gerekçe yapılarak tehlikeli diye sınıflandırılarak bu hapishaneye getiriliyor adli kadınlar. Ve yıllarca komşularımız oldular, her hallerine tanık olduk; hepsi çok çok daha ağır durumlar yaşadılar. Neredeyse hepsi ikinci bir kişiyle dahi kalamaz hale getirildi. Tamamen tecrit durumundalar. Bizler ağırlaştırılmış müebbetiz ve devrimci tutsaklarız, bize yapılanlardan çok daha ağır şeyler yaşatıldı onlara, tanığız hepsine… Kadın intiharları hapishanelerde artıyor.” 

 

*** 

Siyasi Tutsaklardan Didem Akman da Sincan Kadın Kapalı Hapishanesinden Sibel Özbudun ile Temel Demirer’e yolladığı mektupta baskıya karşı direnişi anlatıyor:

“Onun dışında da bildiğiniz hak gaspları devam ediyor. Onlar haklarımızı çalıyor, biz en basitinden slogan atıyoruz, sonra ona aylara varan cezalar veriyorlar. Düşünün ki 10-15 yıllık disiplin cezam var. Hâlâ da “verilen ceza caydırıcı değil” diye yukardan ceza veriyorlar. Bu yüzden caydırıcı değil zaten anlamadılar bir türlü. Cezalandırmaktan başka aracı olmadığı için sistemin içerisi-dışarısı fark etmiyor, sürekli bir kısırdöngünün içinde. Halklarımız o kısa döngüyü bir yerde kıracak muhakkak ya, umutla o güne hazırlanıyoruz. “

 

***

Sonsöz de yakın zaman önce tutsaklara para yolladığı gerekçesiyle tutuklanan Gebze kadın hapishanesinde tutulan, İnsan hakları Derneği İstanbul il yöneticilerinden Hatice Onaran’dan olsun:

“Ben bu hapishaneye daha önce geldiğim için pek yabancılık çekmedim. 1996-97 yılları arasında yaklaşık 1,5 yıl basın kapsamında tutulmuştum. O zaman erteleme süresi 3 yıldı, şimdi 5 olmuş; erteleme ile çıkmıştık birkaç gazeteci ve yazı işleri müdürü vb. Fiziki yapısı dışarıyla aynı gibi ancak odalar küçültülmüş. Asıl sorun ise çok kalabalık olması. Politik mahpus sayısı 40-50 sanırım, ancak cemaat ve adli durumdan yatan 300-400 mahpus var olabilir. Umarım yakın zamanda yargı paketinde olumlu bir gelişme olur, açıkçası pek ümidim yok (politik mahpuslar açısından) ama en azından biraz daha rahatlamış olur. Diğer yandan, toplum olarak bu kadar sıkıntı, sorun, yokluk, yoksulluk yaşanırken böyle yerlerin boş kalmayacağı da bir gerçek. Sevgiyle kalın. Soran dostlara selam. “

Not. Mektupların bütününe www.gorulmustur.org sitesinden ulaşabilirsiniz.
 

[i]Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği 

[ii] Adil Okay arşivi