Tutsak Dr. Ayhan Kavak Yazdı: ÖZGE CANLAR, SİBEL VE TEMEL İÇİN

***

 

***

            Hiç düşündünüz mü zindanlar ne anlatır? Tabii sözümüz yolu zindana düşmeyen için geçerli. James Baldwin, “Düşlenmesi olanaksız cehennem” diye tanımlamıştı zindanı. Oysa bu topraklarda son sözü söylenmemiş olanların uğrak yerlerinden biri de zindanlar olmaktadır.

            Düşende zindana, an donup kalır havsalalarda. Sanki zaman akıp geçmemiştir ve insanlar değişmeden bıraktığın yerde duruyormuşçasına algılanır. Toplumsal zaman akışının zindandan farklı yol aldığı akla gelir gelmesine de, asıl olarak geride bıraktıklarının arayıp sormaması yaralar insanı…

            Dışardakiler nezdinde içeriye atılmış olan bir eski zaman masalına dönüşebiliyor. Elbette bir an için dost sohbetlerinde eksik olan hatırlansa dahi, sonrası boşluk duygusunda silinen görüntüdür… Unutulmaya yatırılmış beyinler, günlük yaşamın rutininde formatlanmaya meyyaldir. Ama ya içerideki?

            Her anı, günü ve yarını düşlemek. Dünü bugünde dondurma yanılsaması. Çıkılırsa şayet dışarıya, dünyayı bıraktığın yerde görmeyeceksin. Geride bırakmış olduğun insan artık o insan değildir…

            Ve alışmışsındır; zindanda arayıp sorulmayabilirsin. Buna rağmen yola revan durduğundan dert etmez, dünyanın bir başka ucunda bile seninle birlikte ufkun ardındaki özgür yaşamı tahayyül edenleri düşünür erince kavuşursun…

            Tüm bunları bilmene rağmen, gene de arayıp sormayanların çokluğuna karşın dayanışmayı, paylaşmayı, çoğalmayı dert edinen özge canların bana bizlere ulaşmaları bir başka oluyor. Onlar ki dışarıyı içeriye taşıyan ve kavgada yalnız olmadığımızı haykıran kadim canlardır. Onlar Sibel ve Temel’dir. Ve daha nice duyarlı yüreklerdir onlar.

            Bir kartla, kitapla zindanı şenlendirip konukluğumuza gelenlerdendir. İşte bu kez zindandakilerle dayanışma içinde olmayı yükseltenlerden Sibel ve Temel canlardan söz etmek istiyorum.

            Daha tutsak düşmeden çok önce Temel Abimi, Dostumu, yoldaşımı tanıdım ben. Üniversite dönemlerinde kimi dergilerde karşılaştığım yazılarını okuyor, şuan ismini hatırlayamadığım (Yol…? Keşke yeni baskısı çıksa) Şiir kitabını okumuş çok beğenmiştim… Kardeşi Yücel Can arkadaşımdı. İstanbul’da, galiba 1992 yılındaydı. Resmi 1 Mayıs mitinginde Yücel Can’la karşılaşmıştım. “Gel seni Temel Abimle tanıştırayım, Fransa’dan yeni geldi.” Demiş ve böylelikle ayaküstü de olsa şahsen tanışmıştım.

            Araya dağların çağrısına kulak verip kentleri terk etme girdi. Yıllarca özgür alanlarda, yıldızların altında kalmanın ardından, hesapta, Barışa bir şans verilmesi kararıyla 1999’daki Kuzey sahasından Güney’e geri çekilmede tutsak düşmek te vardı.

            Muş zindanında tesadüfen bulduğum bir kitabın yazarı Yücel Can olarak geçiyordu. Tuttum, bir merhaba demek için, ulaşır diye yayınevi adresine mektup yazdım. Çok zaman geçmeden Temel Abi’den, Yücel’in yurt dışında olduğunu bildirir bir mektupla birlikte 20’ye yakın kitap geldi. O günden beri mektuplaşmam devam etmekte. Tabii Temel Abimle birlikte Sibel Ablamla da tanışmam oldu. Zindanın karanlığını aydınlatan iki özge candır onlar. Varsın zulmetin zulmü dayatsın her türlü kötülüğü. Onlar her dem dünyanın vicdanı olup haykıranlar olmuşlardır. Bu yüzden hep yargılama cenderesindeki ömürleri mahkeme kapılarını yol eylemekte. Hegemona inat özgür yaşamdan ödün vermeyenlerdendir.

            Düşüncelerinden, duruşlarından ötürü soruşturmalarla habire yüzyüze kalırlar. Mahkeme salonlarını “yargılayanların yargılandığı” mekanlara çevirirler.

            İki canda yek yürek Sibel-Temel canlar, demir ve beton yığını olan zindanların kapılarını aralayıp sıcak bir merhabayı kaçak çaya katık yapanlardandırlar.

            Onlar ki umudu, özlemi yüz aklarıdır halklarımızın, toplumsallaşmış insanlığın…

            Sağ olsun, var olsunlar!

            Selam olsun yılmaz canlara, Sibel ve Temel’e bin selam!..

AYHAN KAVAK

 

İlişkili İçerik