Zeynep Avcı'dan yeni bir öykü: Erime Zamanı

.

ERİME ZAMANI

Erime zamanı. Oradayım. Buzların eridiği o vakitte, yüksek dağlarda... Bu defa uzun sürecek bir kış yürüyüşü için Günce’deyim. Ama kaç gün süreceği meçhul. Zaten giden zamanın bir önemi yok; dedim ya, sadece erime zamanı. Zihnimdeki buzlar için de öyle. Sadece gizlediğimiz şey en derin ve gerçek değil mi? Yaşam ırmağının buzsu kaynağı, yaşama sebebimiz, dirimsel varoluşun sırrı... Doğanın tuhaf ruh bilimi ya da evrenin psikolojisi... Bazen bir çığlık atma arzusu, bazen de dev bir merak. Erime zamanında dağlarda olma arzusu, benim için böyle bir kaynağa yolculuk olabilir mi? Şimdiden nasıl bilebilirim ki?

Yârin bakışları gibi hırçın ve berrak akıyor dere. Yol yokuş. Mor çiçekler patikasından geçtim. Sarı çiçekler patikasından geçerken gördüm ilk doruğu: Göğe saplı, parlak buzdan bir piramit. Yıllar önce ilk kez karşılaştığımda, ürküten sarplığına büyülenmiştim. Eteğine kadar yaklaşmış ama en ucuna kadar gitmeyi aklımdan hiç geçirmemiştim. İşte yolculuğum buradan başlayacak; sarp burçlarla taçlanmış buzlu gölün kıyısında ve dağ kargalarının çığlıklar attığı bu zirvenin karlı yamaçlarında. Bazen iç duaya benzer gibi, hatta mırıldanmadan, sessizce, alfabesi bile olmayan bir dille konuşmaz mıyız? En derin ve gerçek olan sözler gibi... Duyulabilir mi bu konuşma? Sarp kayaların rüzgâra karışan fısıltılı sözcükleri... Duyulabilir mi metrelerce yukarıda?

Çıplak sırtımı esmer kayaya yasladığımda düş görmeye başladım. Güneş bir ara buluttan yorganını araladı ve yanaklarımı sıcak elleriyle okşadı. Şimdi daha da huzurluyum. Dağın karlı yamacından kayıyordum; zirveye çıkmak için dağın ve benim zamanım uygun değildi. Daha uzaktaki başka bir zirve için yola devam etmek üzere geri dönüyordum. Gök gürledi, dağların arkasından çıkacak şimşeği beklemeye başladım. Masamdaki mum gibi titremekteyim. Soğuk... Üşüyorum. Ama göğün halleri baştan çıkarıcı; bulutların halden hale girişi, dağların doruklarına sarınıp dökülüşü... En yumuşak olanın, en sert olanın etrafındaki dansı bu.

Güneş altında bazen karlara batarak, bazen dereler geçerek yürümüş; henüz gücüm tükenmediği halde bir başka gölün kenarına konmuştum. Hayatımda ilk kez bu kadar uzun süre gökyüzünü seyrediyordum. Hayatın, bazen zamanın geçmeyi unuttuğunu düşündürecek kadar sürekli bir tekrarın içine düştüğünü hissediyordum; gökyüzü, dağlar ve göl ile birlikte... Tekrar duygusunu, eriyen kar sularının hiç dinmeyen gürültüsü de besliyordu. Şehirdeki motor gürültüsü kadar yüksek ve sürekli: Gur, gur, gur...

Sonra yıldızlar belirdi. Ay, neredeyse eksiksiz bir yuvarlak halinde baş köşeye kuruldu. Ay dünyaya direnir, düz bir çizgi halinde ilerlemek ister ama başaramaz. Belirli bir mesafede yörünge oluşturur ve döner durur... "Ay uzayda yalnız olsaydı alıp başını giderdi." Alıp başını gidebilir mi insan? Yörüngeden çıkabilir mi? Kalbi kim bilir kaç yörüngede dolanıyor ya da kaç yörünge kalbinin ortasından geçiyordur?

Var olmak parçalanmışlıktı. Bu yolculuk her defasında bana bunu anlatıyor. Gök, iklim, coğrafya, yol, zihin, benlik, duygular... Bazen gitmek istiyorsun ama gidemiyorsun. Al işte, şimdi nereye gidebilirsin? Sonsuzluğa uçmayı göze alabiliyorsan eğer, git! Zaten hafızası silinmiş bir zamanın içindesin. Sonsuzluk gibi bir şey... Sabah erkenden yola koyulmak sisten önce davranmayı sağlıyordu ama güneş henüz işini tamamlamadığı için sıkıntılı bir sonuç yaratıyordu. Dağın son yamacını aşamamıştım. Sis önümü kesiyordu. Derenin kenarına attım kendimi. Birden dolu yağmaya başladı. Bacaklarımda ve kollarımda pıt pıt zıplayan taneleri izlemeye koyuldum. Sonra nedeni belli olmayan bir titreme sardı bedenimi.

Kendime geldiğimde, üşüyen tenimle oturduğum sandalyede, kenetlendiğim bacaklarıma daha sıkı sarıldım. Havalandırmaya inen yağmur tanelerini izledim. Hoş melodilerini dinliyorum şimdi. Dışarıda yağmura karışan, kulesinde nöbet tutan askerin çaldığı düdük sesi... Aynı yerdeyim. Gerçek olan bu. Benimkisi sadece bir rüya değil; dışarıya açılan bir günlük bir pencere, bir günlük bir serüven. Sadece bir gün!..

Zeynep AVCI Kadın Hapishanesi C-Tek-6 / ERZİNCAN