Gülazer... Bir Ağır Mahpus... Bir Yeni Roman...
Adil Okay
Gülazer… Bir ağır mahpus… Ve bir yeni roman
Adil Okay
Gülazer… Bir ağır mahpus… Ve bir yeni roman
Devlet nezdinde LGBT'lere yönelik etiketleyici, damgalayıcı yaklaşımın değişmesi zor ancak devletin direncine karşı bu alanda faaliyet yürüten sivil toplum örgütleri kararlılıkla mücadele ediyor.
Barış sürecinin başladığı 7 aydan bu yana “iyimser” biri olmama rağmen iyimserliğimi pekiştirecek yeterli ışık maalesef yok. Hapishanelerde her gün ölüme bir adım daha yaklaşan 411 hasta siyasi tutsak var.
“duvarın dibinde resmim aldılar
ak kâğıt üstünde tanıyın beni…”
Canım ablamın, Şengül’ümün bu duyarlılığını hassasiyetini gören koğuşdaşlarımla ve bazı mektup arkadaşlarımla: “Her mahpusa bir Şengül abla lazım!” sonucuna ulaştık.
16 Ağustos 2013
Günlerdir sevinçler deriyorum.
Emeğin değerinin bilindiğini, hakkının verildiğini görmek, insanın bam başka duygularla donanmasına fazlasıyla yetiyor.
O zaman akıl ve yürek dinginleşiyor; yapılan işlerden alınan zevk ve üretkenlik de bir başka oluyor.
Muzaffer Tansu
HAPİSTE YAZMAK... BİR TERCİH DEĞİL, ZORUNLULUKTUR.
Edebiyat; bir boşluğun sürekli olarak yeniden isimlendirilmesidir.
Edward Said
HAPİSHANE VE EDEBİYAT İLİŞKİSİ:
Diğer suçlarda “tutukluluk süresi” en fazla beş yıl olduğuna göre eğer 2 Ağustos 2014 tarihine kadar TBMM kanuni düzenleme yapmazsa terör ve devlete karşı suçlarda uygulanacak tutukluluk süresi en uzun beş yıl olacaktır.
Fikret İlkiz İstanbul - BİA Haber Merkezi 5 Ağustos 2013
Büyük Özlemlerin, Ayrılık ve Uğranılmış Haksızlıkların Açtığı Yaraların Mekan Tuttuğu Yüreklerden Süzülüp Gelen Bir Kitap:
“BEN ÇIKANA KADAR BÜYÜME E Mİ?...”
Hasan Açıkgöz
Şaşırıyorum; hayat bazı insanlara gerçekten seri halinde iyi davranmıyor ve bu davranışının o insan ve çevresi tarafından kabullenilmesini bekliyor. Zor. Sultan Seçik, başındaki dertleri sıralarken aklımdan bu geçti. Biliyorum, siz de birazdan bana katılacaksınız, hay be bu kadar da olmaz, bi nefeslik molası olaymış diyeceksiniz.
DEVRİMCİ KARARGAH DAVASI
Dün acılanarak yükselttiğim ses, artık yalnız olmamanın, kalabalıklarla beraber yürümenin coşkusuyla çınlıyordu. Anladım ki, geçmişte hissettiğim, acaba yaşadığımız haksızlığı insanlar görüyor mu, endişesi boşunaymış.
Suzan Y. OKAR
İstanbul - BİA Haber Merkezi 20 Temmuz 2013, Cumartesi 20:57
Hapishane insanı yalnızca sevdiklerinden, doğadan kısacası hayattan koparmıyor. İnsana dair neredeyse bütün aktivitelere de kalınca bir çizgi çekiyor.
Geçtiğimiz günlerde Bertall Ollmen ve Tony Smith’in hazırladığı Yordam Kitap’tan çıkan “Yeni Yüzyılda Diyalektik” kitabını okurken Rosseu’dan aktarılan bir pasaj dikkatimi çekti.
Rosseu demiş ki: